PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tatil Rehberi


tufan47
10-26-2007, 12:56
ADANA: Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı

ADIYAMAN
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı

AĞRI
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

AFYON
Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları

AKSARAY
Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

AMASYA
Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

ANKARA
Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri

ANTALYA
Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

ARDAHAN
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

ARTVİN
Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

AYDIN
Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı

BALIKESİR
Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

BARTIN
Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı

BATMAN
Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi

BAYBURT
Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi

BOLU
Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük'ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen'in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları

BURDUR
Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

BURSA
Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya'nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü

BİLECİKŞeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

BİNGÖL
Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu

BİTLİS
Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )

ÇANAKKALE
Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı )

ÇANKIRIÇankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi

ÇORUM
Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi

DENİZLİ
Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

DİYARBAKIR
Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

DÜZCE
Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

EDİRNE
Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü.

ELAZIĞ
Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası

ERZURUM
Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları

ERZİNCAN
Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

ESKİŞEHİR
Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi

GAZİANTEP
Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı

GÜMÜŞHANE
Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

GİRESUN
Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

HAKKARİ
Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri

HATAY
Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları

IĞDIR
Pamuk Üretimi

ISPARTA
Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi

KAHRAMANMARAŞ
Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi

KARABÜK
Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası

KARAMAN
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

KARS
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri

KASTAMONU
Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı

KAYSERİ
Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi

KIRIKKALE
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi

KIRKLARELİ
Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri

KIRŞEHİR
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri

KOCAELİ ( İZMİT )
Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal'ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi

KONYA
Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları

KİLİS
Kilis Yorganları

KÜTAHYA
Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitömer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları

MALATYA
Malatya Kayısısı, Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri, Aslantepe Antik Kenti, Karakaya Barajı, Somuncu Baba Camii ve Balık Gölü, Sürgü ( Takaz ) Mesire Yeri, Arapgir Meydan Köprüsü, Battalgazi Kervansarayı, Sultansuyu Harası, Darende Kudret Hamamı

MANİSA
Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma'nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

MARDİN
Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

MERSİN ( İÇEL )
Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla ( Namrun )

MUĞLA
Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon-Kaunos-Labranda-Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı

MUŞ
Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

NEVŞEHİR
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos'un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi

NİĞDE
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

ORDU
Türkiye'nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası

OSMANİYE
Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

RİZE
Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi

SAKARYA
Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi

SAMSUN
Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi

SİNOP
Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye'nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi

SİVAS
Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )

SİİRT
Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi

TEKİRDAĞ
Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii

TOKAT
Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi

TRABZON
Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı

TUNCELİ Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı

UŞAK
Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye'deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları

VAN
Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

YALOVA
Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi

YOZGAT
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları

İSTANBUL
Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi

İZMİR İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri

ZONGULDAK
Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

ŞANLIURFA
Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası

ŞIRNAK
Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi

tufan47
10-26-2007, 12:58
http://img166.imageshack.us/img166/2182/alanya3lz5ph8.jpg

Alanya
Alanya, genis plajlari, tarihi eserleri, modern otel ve motellerin sayisiz balik lokantalari, kafe ve barlariyla mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk karsilayan, Alanya Yarimadasi'nin üzerinde bir taç gibi kurulmus olan ve 13. yüzyildan kalma sahane Selçuklu Kalesidir. Etkileyici kalenin yani sira esi benzeri olmayan tersanesi ve anitsal güzellikteki sekizgen Kizil Kule görülmeye degerdir.

Limani çevreleyen kafeler ve barlar aksam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatlari, deri, giysi, mücevherat, el çantalari ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarinin satildigi butikler yer alir. Eger magaralari kesfetmekten hoslaniyorsaniz Damlatas Magarasi'ni gezmeniz gerekir. Magara yakininda Etnografya Müzesi yer almaktadir. Tekneyle üç deniz magarasina ulasabilirsiniz: fosforlu kayalariyla Fosforlu Magara, korsanlarin kadin esirleri tuttuklari Kizlar Magarasi ve Asiklar Magarasi.

Alanya'nin 15 km. dogusunda yer alan Dim Çagi Vadisi gölgelerin serinliginde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir günes, deniz, kum cennetidir.

Tarihçe: Alanya bazen Kilikya bazen de Pamfilya topraklarindan sayilmistir. Daha sonra sirasiyla Hititler, Yunanlilar, Romalilar bölgeye egemen olmuslardir. Çesitli istilalar ve savaslarla harap olan kent Romalilarca yeniden insa edilir. Bizanslilar döneminde ise Alanya' ya ''Güzel Dag'' anlamina gelen Kolonoros adi verilir. 13. yy. da Selçuklu Hükümdarlarindan I. Alahaddin Keykubat kenti alarak adini Alaiye olarak degistirir. 13. yy. ortalarinda Karamanlilarin eline geçen Alanya 1471 yilinda Osmanli topraklarina katilir.

Iklim: Alanya' da tipik Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. Kislari yagisli ve nemli, yazlar kurak ve sicaktir. Yillik ortalama hava sicakligi 19ºC'dir. Deniz suyu sicakligi 21ºC'dir.

GEZİLECEK YERLER

Kale ve Kuleler

Alanya Kalesi: Alanya Kalesi zamanımıza kadar korunan tek Selçuklu kalesidir. 1225 yılında Roma Kale kalıntılarının yerine Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yeni bir kale yaptırılmıştır. 83 kule ve 140 burca sahip , üç sıra surlarla çevrili olan kale bütün olarak iç ve dış kale bölümlerinden oluşur. Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşan kale bir tarih hazinesidir.

Kızıl Kule: Adını alt ve üst kısımlardaki kesme taşlardan alan Kızıl Kule 1226 yılında yapılmıştır. Bugün bile sapasağlam ayakta duran kulenin doğu cephesi ile batı cephesi arasındaki oturduğu yerin konumu nedeniyle, 2m.lik bir yükseklik farkı vardır. Sekizgen şeklindeki kule beş katlıdır. Zemin katın ortasından yukarı doğru, beşinci kata kadar yükselen bir bölüm bulunmaktadır. Su sarnıcı görevini üstlenen bu bölüm kulenin omurgası durumundadır. Zemin kat etnografik müze olarak hizmet vermektedir.

Antik Kentler

Leartis-Learti (Mahmutlar Harabeleri): Büyük ören yada büyük kilise diye de adlandırılan bu yer ilçenin kıyı boylarındaki irili ufaklı tepelerin yamaçlarında kurulmuştur. İlçe merkezine 22 km. uzaklıktaki kentte kiliseler, hamamlar, sarnıçlar, iskan merkezleri, küçük bir stadyum tiyatro, sütunlu caddeler ve tapınakar mevcuttur.

Syedra Harabeleri: Syedra Kenti M.Ö. 3. yy. da, bugünkü Kargacı ve Seki köylerinin sınır oluşturduğu bir tepede kurulmuştur. Tepe üstündeki bölümün kentin merkezi olduğu bilinen Syedra ve yöresinde bulunan kitabelerden kentin Roma kalıntısı olduğu anlaşılmaktadır. Kentin anıtsal giriş kapısının lentosu hala sağlamdır. Sütunlu caddenin iki yanında, çeşitli amaçlarla yapılmış tarihi eserler ve mozaikler görülür. Şehrin içinde muhtemelen su deposu olarak kullanılmış üç havuz vardır.

Lotape (Aytap) Liman Kenti: Aytap Alanya'nın 30 km. doğusundadır. Bugünkü Akdeniz kıyı yolu bu Roma kentinin ortasından geçmektedir. Kral Antichus'un karısı Iotape'ın anısına kente bu adı verdiği bilinmektedir. Kentin 50-100 m. boyutlarında bir limanı vardır. Yarımada şeklinde oldukça yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş kalesine oldukça zor çıkılmasına karşın görülen manzara tüm yorgunlukları unutturacak güzelliktedir. Iotape kentinin antik caddesi, hamamı, kilisesi, nekropol ve akropolü çevrede bulunan değer antik kentler içinde en iyi ayakta kalanlarıdır. Tek odalı, üstü kapalı mezar odaları da kentin antik kalıntıları içindedir.

Selçuklu Tersanesi: 1228 yılında yaptırılan tersane 56,5 m. uzunluğunda , 44 m. derinliğinde ve 5 gözlüdür. Tersane güneyden gelebilecek tehlikelere karşı, iki katlı, iki odalı bir kule ile güçlendirilmiştir.

Camiler

Süleymaniye (Kale) Cami: Osmanlı mimarisi özelliklerini taşıyan caminin 16. yy. da bir Selçuklu tapınağının üzerine inşa edildiği bilinmektedir. Kapı ve pencerelerdeki ağaç bölümler Osmanlı ağaç işlemeciliğinin en güzel örneklerindendir.

Emir Bedrüddin Cami: Günümüzde Andızlı Cami olarak bilinen cami adını hemen yanındaki andız ağacından almıştır. 1227 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılan caminin yanında kesme taşlardan yapılma çok yüksek olmayan minaresi yer alır. Minberi oymacılık sanatının en güzel örneklerindendir.

Akşebe Sultan Mescidi: Akşaba Sultan Alanya kalesinin ilk kumandanlarındandır. Mescit kendisi tarafından 1230 yılında yaptırılmıştır. Batısında kendine özgü mimarisi olan bir minare vardır.

Kervansaraylar

Alara Han: Alanya-Manavgat sınırını oluşturan Alara Çayı'nın denizden 9 km. kuzey yönünde inşa edilmiştir. Alanya' ya 35 km. uzakta olan Alara Kervansarayı 1232 yılında Sultan Alaaddin Keykubat tarafından 2000 m² lik bir alanda tamamen kesme taşlardan yapılmıştır. Nöbetçi Kulübesi, bugün bile tüm özelliğini koruyan çeşmesi, mescidi ve hamamı ile görülmeye değer bir eserdir.

Şarapsa Kervansarayı: Alanya - Antalya asfaltının 15. km. sinde yolun üst kısmındaki yaklaşık 850 m² lik bir alan üzerinde, Sultan Alaaddin Keykubat'ın oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1236 - 1246 yılları arasında yaptırılmıştır.

Mağaralar

Damlataş Mağarası
Büyük Dipsiz Mağarası
Çimeniçi Mağarası
Dim Mağarası
Beldibi Mağarası
Derya Mağarası

Diğer Önemli Mağaralar

Hasbahçe Mağarası: İlçenin Küçük Hasbahçe mahallesi iniş dibi mevkiinde, kente 4 km. uzaklıktadır. Damlataş Mağarasından birkaç misli büyük olan mağarada derinlemesine bir araştırma yapılmadığı için fazla bir bilgi yoktur.

Kadı İni Mağarası: İlçe merkezinin 15 km. kadar kuzeydoğu istikametinde, Çatak mevki denilen yerde bulunmaktadır. Çevrede bulunan piknik yerleri yöreye ayrı bir canlılık vermektedir.

Korsanlar Mağarası: Korsanlar Mağarası eskiden etrafa korku saçan korsanların soygunlardan elde ettikleri malları depoladıkları ve kaçırdıkları kızları tuttukları yer olarak ün salmıştır. Mağara tahminen 10 m. genişliğinde 5-6 m yüksekliğinde olan ağız kısmı teknelerin rahatlıkla içeri girmesine olanak sağlar. İçeride cami kubbesi gibi insanın üzerini örten rengarenk taşları ve kuzeye uzanan karanlığı görmek mümkündür.

Aşıklar Mağarası: Aşıklar Mağarasının kapısı deniz yüzeyinden iki metre yükseklikte ve insanın girebileceği büyüklüktedir. Bu kapı sarkıt, dikit ve sütunlarla süslenmiştir.

Fosforlu Mağara: Korsanlar Mağarasına benzer bir görünüme sahip olan Fosforlu Mağaranın kapısı teknenin içeri girmesine olanak sağlayacak büyüklüktedir. Deniz dibinde oluşan renkler görülmeye değer.

Plajlar

Çoğu tatil yörelerinden farklı olarak, Alanya'nın merkezinde de plajlar bulunmaktadır. Alanya'nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi gölgelerin serinliğinde dinlenmek içim ideal bir yerdir. Alanya'nın yaklaşık 25 km. batısında yer alan Avsallar kumsalları ile güzel bir tatil merkezidir. Alanya'dan doğuya, Gazipaşa'ya doğru gidilecek olursanız karşınıza mükemmel kumsallar çıkacaktır. Tarihi bir liman olan Alanya'nın 30 km. doğusundaki Aytap, Roma kalıntıları korunmuş plaj ve koyları önemli bir gezi noktasıdır.

Sportif Etkinlikler

Rafting: Bölgede rafting sporuna en elverişli nehir, ilçenin 6 km. doğusunda denize dökülen Dimçay nehridir. Bu nehir üzerinde bulunan, Alanya'nın 20 km. kuzeydoğusundaki "Alraft Tesisleri"nde bu sporu yapmak mümkündür. Dağ Sporları: İlçede son zamanlarda trekking ve amatör dağcılığa elverişli olan, başta Akdağ (2451 m.) ve Cebelireis Dağı (1649 m.) olmak üzere gelişme göstermeye başlamıştır. Akdağ, bu amaca uygun olarak Turizm Bakanlığınca Kış Sporları Turizm Merkezi ilan edilmiştir.


Avcılık: Bölge iklimi, coğrafyası ve bitki örtüsü nedeniyle önemli ölçüde av hayvanları potansiyeline sahiptir. Sayısı oldukça azalan geyiğin korunması amacı ile avlanması yasaklanmış olup yaban keçilerinin avı ise kontrollü bir şekilde yapılmaktadır.Alanya sınırları içinde hemen her türlü balığı tutmak mümkündür.

Kamping: Alanya ve çevresinde pek çok Kamping ve Oto karavan ile kamp yapma olanağı bulunmaktadır.

Yapmadan Dönme

Alanya Kalesini, Kizilkuleyi gezmeden
Damlatas Magarasini görmeden,
Müzeleri gezmeden,
Yöre baliklarini tatmadan,
Ipek esarp almadan, ...Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:00
http://img136.imageshack.us/img136/922/dudenselalesiyw0vl6.jpg


Antalya
Bergama Krali II.Aktalos akincilarina "Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun" der.. Akincilar kralin bu emriyle yola çikip diyar diyar dolasir ve sonunda Antalya'nin bulundugu yere geldiklerinde, karsilarindaki essiz güzellige bakarak "Cenneti bulduk" derler. Iste o gün kurulan kent "Attalia", bu gün de size cenneti hissettirecek

Palmiyelerle siralanmis bulvarlari, uluslararasi ödül sahibi marinasi, geleneksel mimarisi ile sirin bir köse olusturan Kaleiçi ve modern mekanlari ile Türkiye´nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararasi Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakalari, Okçuluk, Tenis, Kayak yarismalari vb. etkinliklere, 1995 yilinda açilan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinlige ev sahipligi yapmaktadir.

Surlar

Bu surlardan günümüze sehrin içindeki birkaç burç ile Hadrian Kapisi ve yanindaki kuleler, limana bakan büyük kule ve liman surlarinin bazi parçalari kalabilmistir. Iki surdan biri yat limanini, digeri sehri at nali gibi kusatir. Kale Kapisi Meydaninda ayakta kalan kulelerden birisi saat kulesi olarak kullanilmaktadir. Surlarin kente girisi saglayan dört kapisi vardir.

Kaleiçi

Bugün Antalya´nin "Tarihi Çekirdek Kenti" olan ve "Kaleiçi" adiyla taninan semti büyük bir kismi yikilmis ve yok olmus iki surla çevrilidir. Iç sur, yarim daire seklinde yat limanini kusatir. Restorasyon çalismalari sonucunda Kaleiçi, pansiyonlari, barlari, çarsisi ile turizm merkezi haline gelmistir. Liman ise yat limani olarak düzenlenmistir.

Eski Antalya Evleri

Yazlarin çok sicak ve kislarin ilik geçtigi Antalya´da evlerin yapiminda soguktan çok, günesi önlemeye ve serinlik saglamaya önem verilmistir. Gölgeli tasliklar ve avlular hava akimini kolaylastiran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girisi ile üç kat üzerine kurulmustur.

Cografi Konumu: Akdeniz Bölgesi'nde bulunan Antalya'nin dogusunda Mersin ve Karaman, kuzeyinde Konya, Isparta ve Burdur, batisinda Mugla, güneyinde Akdeniz bulunmaktadir.

Iklimi: Akdeniz ikliminin hâkim oldugu Antalya'da, kislar iliman ve yagisli, yazlar ise sicak ve kurak geçer.

Ulasimi: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulasim saglanmaktadir. Antalya havalimani uluslararasi hava trafigine açiktir.





Bergama Krali II.Aktalos akincilarina "Gidin bana yeryüzünün cennetini bulun" der.. Akincilar kralin bu emriyle yola çikip diyar diyar dolasir ve sonunda Antalya'nin bulundugu yere geldiklerinde, karsilarindaki essiz güzellige bakarak "Cenneti bulduk" derler. Iste o gün kurulan kent "Attalia", bu gün de size cenneti hissettirecek

Palmiyelerle siralanmis bulvarlari, uluslararasi ödül sahibi marinasi, geleneksel mimarisi ile sirin bir köse olusturan Kaleiçi ve modern mekanlari ile Türkiye´nin en önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve Bale Festivali, Uluslararasi Plaj Voleybolu, Triathlon, Golf Müsabakalari, Okçuluk, Tenis, Kayak yarismalari vb. etkinliklere, 1995 yilinda açilan Antalya Kültür Merkezi ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi birçok kültürel ve sanatsal etkinlige ev sahipligi yapmaktadir.

Surlar

Bu surlardan günümüze sehrin içindeki birkaç burç ile Hadrian Kapisi ve yanindaki kuleler, limana bakan büyük kule ve liman surlarinin bazi parçalari kalabilmistir. Iki surdan biri yat limanini, digeri sehri at nali gibi kusatir. Kale Kapisi Meydaninda ayakta kalan kulelerden birisi saat kulesi olarak kullanilmaktadir. Surlarin kente girisi saglayan dört kapisi vardir.

Kaleiçi

Bugün Antalya´nin "Tarihi Çekirdek Kenti" olan ve "Kaleiçi" adiyla taninan semti büyük bir kismi yikilmis ve yok olmus iki surla çevrilidir. Iç sur, yarim daire seklinde yat limanini kusatir. Restorasyon çalismalari sonucunda Kaleiçi, pansiyonlari, barlari, çarsisi ile turizm merkezi haline gelmistir. Liman ise yat limani olarak düzenlenmistir.

Eski Antalya Evleri

Yazlarin çok sicak ve kislarin ilik geçtigi Antalya´da evlerin yapiminda soguktan çok, günesi önlemeye ve serinlik saglamaya önem verilmistir. Gölgeli tasliklar ve avlular hava akimini kolaylastiran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girisi ile üç kat üzerine kurulmustur.

Cografi Konumu: Akdeniz Bölgesi'nde bulunan Antalya'nin dogusunda Mersin ve Karaman, kuzeyinde Konya, Isparta ve Burdur, batisinda Mugla, güneyinde Akdeniz bulunmaktadir.

Iklimi: Akdeniz ikliminin hâkim oldugu Antalya'da, kislar iliman ve yagisli, yazlar ise sicak ve kurak geçer.

Ulasimi: Karayolu, havayolu ve denizyolu ile ulasim saglanmaktadir. Antalya havalimani uluslararasi hava trafigine açiktir.

tufan47
10-26-2007, 13:02
http://img166.imageshack.us/img166/2336/kalenoelbaba3uw2wy0.jpg

DEMRE:
Antalya, iline bagli olan Kale Noel Baba'nin yasadigi yer olarak önemli bir inanç turizmi beldesidir.

Tarihçe: Myra'nin ne zaman kuruldugu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak arkeolojik buluntular,örnegin mezar kabartmalarinin stil yönünden incelenmesi sonucu elde edilen veriler, sehrin Helenistik Dönem öncesinde M.Ö. 5.yy.'da var oldugunu belgelemektedir.

Sehir en parlak dönemini M.S. 2.yy.'da yasamistir.M.S. 141 yilindaki büyük depremle tamamen yikilan sehir Radiopolisli zengin Opromaos ve Roma Proconsül' ü Lucius Magnun'un yardimlari ile yeniden insa edilmistir.

Kentteki Artemis Eleutera kutsal alani yeniden kurulmustur.Bu dönemde yenilenen tiyatro süslemeleriyle geç antik dönemde dünya harikasi olarak nitelendirilmistir.

Bu nitelemeye neden olan sahne binasini süsleyen çok sayida masklardan bazilari Demre bazilari da Antalya Müzelerinde sergilenmektedir.

Theodosjus II döneminde (M.S. 408-450) sehir Lykia metropolitligine yükseltilmistir. Bu dönemde sehrin ünü, hastaliklarin iyilestirildigi bir hac merkezi olarak yalniz Lykia'da degil tüm Hiristiyanlik aleminde yayilmistir.Bunun nedeni de St. Nicolaus'un bu dönemde Myra'da yasamis olmasidir.


Gezilecek Yerler
St Nicolaus (Noel Baba) ve Kilisesi: Patara dogumlu St.Nicolaus M.S. 4.yy. ortasinda yasamistir.Yardimseverligi ve mucizeler yaratarak hastalari iyilestirmesi ile ünlenmistir.Baslangiçta sade bir rahip iken bu ünü nedeniyle aziz ilan edilmistir. Kilisesi de bir hac merkezine dönüsmüstür.Bugünkü kilisenin ana ögesini M.S.5 yy.'a ait kilise yapisi olusturur.

Kilisede bulunan lahitlerden hangisinin St.Nicolaus'a ait oldugu tartismalidir.St. Nicolaus'un ölüm günü olan 6 Aralikta her yil Noel Baba Kilisesi'nde "Noel Baba ve Dünya Barisina Çagri" etkinlikleri düzenlenir.

Andriake: Part Savasini planlayip Asia ve Lykia'ya gelen Traian,Myra'da konakladiginda Lykia'nin güneyinde güzel bir limanin yapilmasi gerektigini belirtmistir.Ancak planlama ve uygulama Hadrian Döneminde gerçeklesmistir.Andriake kenti büyük ölçüde limanin güneyindeki tepenin etegine yayilmistir.

Sehrin bir kisim kalintilari ile nekropolü liman agzinin kuzeyinde bugünkü Demre' ye çok yakin bir kesimde bulunmaktadir.Kalintilar arasinda su kemerleri, Nymphaion, agora, sarniç görülebilir.Agoranin batisinda ünlü Norrea veya granariun (silo, hububat deposu) yer alir.

Myra: Demre Çayinin kenarindadir.Noel Baba Kilisesi'nin kuzeyinde kalan dag yamacindaki antik kenttir.Myra'da kaya mezarlari ve çok iyi korunmus tiyatro bulunmaktadir.

Demre: Demre yesille denizin birlestigi bir yerdir. Demre'de Çayagzi, Kömürlü ve Sülüklü Plajlarindan denize girilebilir.

Yapmadan Dönme
Noel Baba Kilisesini görmeden,
Antik Myra ve Andriake kentlerini gezmeden
Güzel plajlarindan denize girmeden,... Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:04
http://img166.imageshack.us/img166/1743/finikeqe5ah2.jpg



Finike, Antalya iline baglidir. Portakallari ile ünlü Finike tarihle, doga ve denizin birlestigi bir turizm beldesidir. Portakallari ile taninan kent, Limyra kenti kalintilari ve Arykanda antik kenti kalintilari ile ilgi görmektedir.

Tarihçe: Finike M.Ö. 5. yy. da Aykiriçay (Arykandos) agzinda Phoinikos adiyla kurulmustur. Finike adinin bölgeyi ticaret merkezi olarak kullanan Fenikelilerden geldigi sanilmaktadir. Bölgenin baskenti Limyra' nin tarim ürünleri ihracatinin gerçeklestirildigi bir liman olarak bilinmektedir.

Iklim: Ilçede Akdeniz iklimi egemendir.

GEZİLECEK YERLER

Arykanda (Arif): Elmalı-Finike karayolunun tam yarısında bulunan Arif köyünün Aykırıçay mahallesine yakın bir ören yeridir. İlk yerleşme zamanına ait arkeolojik ve yazılı kaynaklara dayanan bilgi bulunamayan Arykanda' nın filolojik yönden yerli bir isim oluşu ile eski bir yerleşme yeri olduğu bilinmektedir.

Arykanda' nın en üst teraslarından birinde tek taraflı oturma yerine sahip, koşu pisti belirli bir kısımdan sonra trapez şeklini alan bir stadion bulunmaktadır. Ortasına yakın yerdeki merdivenle aşağıdaki teraslara bağlanan stadionun bir altındaki terasta ufak, fakat çok iyi korunmuş tiyatro yer almaktadır. Tiyatronun alt terasında odeon ve buna ulaşan merdivenli yol vardır. Odeonun önündeki portiko, köşeli bir U harfi yaparak agorayı çevreler. Arykanda' da resmi ve özel yapıların kapladığı alanın birkaç katını nekropol kaplar.

Nekropoldeki tonoz örtülü mezar odalarının dışında lahitlere de rastlanır. Birbirlerine teras görevi gören mezar binalarının en alt terasında ikinci katına kadar ayakta kalmış büyük bir hamam yer almaktadır.

Şehrin en ilginç kalıntılarından bir diğeri de Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerde, kayalığın yüzündeki su yollarıdır.

Limyra (Turunçova, Zengerler): Likya dilindeki adı Zemu (ri) olan Limyra' nın M.Ö. 5. yüzyıldan beri varolduğu bilinmektedir. Asıl etkinliğini M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında gösteren kenti, Likya Birliği' ni kurmak isteyen Perikles başkent olarak kullanmıştır.



YAPMADAN DÖNME

Antik Arykanda ve Limyra kentlerini gezmeden
Finike Portakali almadan ... Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:07
http://img166.imageshack.us/img166/3734/kasov6tp4.gif


KAŞ:


Likya'nin önemli kentlerinden olan Kas, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz'in derinlerde yarattigi heyecanlari doruklarda hissettiren sualti dalislari; nehirlerde yapilan macera dolu 'kano turlari', ekolojik uyumun kesfedildigi 'doga yürüyüsleri'; derin ve karanlik magaralara teknik donanimli magara dalislari; yüksek daglardan turkuaz renkli sularin manzarasina süzülen 'yamaç parasütü'; Akdeniz'de degerli taslari andiran adalar ile çevreye yapilacak 'Mavi Yolculuk ve tekne turlari; damak tadiniza uygun deniz ürünleri ve daglarda yetisen kokulu otlarla tatlandirilan yöresel yemeklerden olusan mönüsü; yüzlerce yilin mirasi, el sanatlarinin çesit ve güzelligi; Kas'in bagli oldugu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginligini, alternatif turizm imkanlari ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden olusan renkli yelpazesi' ile düssel bir mekandir.

Tarihçe: Arkeolojik buluntularla kanitlanan Habesos adi, antik kentin en eski adidir. Antik kent tarihte Antiphellos ismi ile anilmistir.

Karia ve Likya Bölgeleri arasindaki baglantiyi saglayan yollarin kesisme noktasinda bulunan Antiphellos, ayni zamanda bir ticaret limanidir.

Makedonya Krali Büyük Iskender'in, Anadolu seferi sirasinda, Kralligin egemenligi altina girmistir. Iskender'in genç yasta ölümünden sonra bölge, Seleukoslar'la Ptolemaioslar arasinda el degistirmistir.

Antik kent, Roma Dönemi'nde önem kazanmis ve Bizans Dönemi'nde Piskoposluk merkezi olmustur. Bu dönemde Arap akinlarina ugramis daha sonra Anadolu Selçuklu topraklarina katilarak Andifli adini almistir.Anadolu Selçuklu Devleti'nin yikilmasini takiben Tekeogullari Beyligi yönetimi ele geçirmis ve Osmanli Devleti ilçeyi Yildirim Beyazit zamaninda topraklarina katmistir.

Iklim: Akdeniz bölgesinin iklim özelliklerini sergileyen Kas'ta yazlar sicak ve kurak geçer. Kis mevsimi ilimandir.

Gezilecek Yerler

Gömbe:Kaş'a 60 km. mesafede, Elmalı yolu üzerinde bulunur. Yol boyunca çam ve sedir ağaçlarıyla kaplı ormanlar adeta köyleri gizlemeye çalışır görünümdedirler.Gömbe, soğuk suları ve elma bahçeleriyle ünlü bir yayladır.

Turistik amaçlı hizmet veren konaklama merkezleri, yöreye ait kokulu otlardan hazırlanan geleneksel yemeklerin lezzeti , tabiatla bütünleşmenize yardımcı olacaktır.Bölgenin en yüksek dağı Akdağ (3024 metre) buradadır.Yeşilgöl ve Uçarsu, yaz sıcağından kaçmak, doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için serin ve temiz havası ile ideal yerlerdir. Yöre, dağlardan toplanan kar ile yapılan dondurması ve kar şerbetiyle ünlüdür.

Kalkan (Kalamaki):Kaş'a bağlı belde olan Kalkan, Kaş'a 25 km. uzaklıktadır.Görülmeye değer bir koyun kıyısına kurulmuştur.Otelleri, pansiyonları, restoranları ve alışveriş mekanları ile her yıl binlerce turist çekmektedir.

Kalkan' ın mimari yapısı ve kent dokusu fazla bozulmamıştır.Yat limanı, uğrayan teknelerin her türlü ihtiyacını karşılamaktadır. Çok sayıda güvercini barındırması nedeniyle Güvercinlik Deniz Mağarası olarak anılan mağara, Kalkan' a 2 km. mesafededir ve mağaraya teknelerle gidilebilir.

Saklıkent:Kaş'a 60 km. mesafededir. Bir doğa harikası olan Saklıkent Kanyonuna, ahşap 100 metre uzunluktaki bir köprüden geçilerek ulaşılır. Kanyonda hizmet veren lokanta ve alabalık çiftlikleri bulunur. Kanyonun uzunluğu 18 km. kadar olup, 6 kilometresi yürüyüş yapmak için çok uygundur. Yaz sıcağından kaçmak, serin sularda yüzmek ve ulu çınar ağaçlarının altında dinlenmek isteyenler için ideal bir yerdir.

Antik Kentler

Antiphellos:Antik kentten günümüze ulaşan eserlerin başında şehrin kuzeyinde kayalara oyulmuş mezarlar ile dört bir tarafa serpilmiş Likya lahitleri gelir. Lahitlerin en görkemlisi, bugün Uzunçarşı Caddesi'nde bulunan ve halk arasında Kral Mezarı olarak adlandırılan Likya Yazıtlı Anıt Mezar'dır (M.Ö.4.yy.).

Antiphellos'da bulunan önemli eserlerden bir tanesi de Kaş Antik Tiyatrosu' dur (M.Ö.1.yy). 4 bin kişilik seyirci kapasitesine sahip olan yapı M.S.2. yüzyılda onarım görmüştür. 26 basamaktan oluşan tiyatronun sahnesi yoktur ve yapının en önemli özelliği Anadolu'daki denize cepheli tek tiyatro oluşudur.

Tiyatronun kuzey-doğusunda Akdam olarak adlandırılan dor tipinde M.Ö. IV. yüzyıla ait ev tipi bir mezar vardır.Yapı, doğal kaya kesilerek yapılmıştır. 3.5 metre yüksekliğindedir ve içerisinde elele tutuşarak dans eden 24 kız figürü bulunmaktadır.Hastane Caddesi üzerinde, dış yüzü muntazam kesme taş kullanılarak yapılmış olan Tapınak bulunur. Yapının temel taşlarının Roma Dönemi'nden kaldığı tespit edilmiştir.

Patara (Ovagelemiş):Kaş'a 41 km. mesafededir. Antik kent, limanın doğu yakasında geniş bir alana yayılmış durumdadır. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki vadinin girişindedir. Patara Limanı, Xanthos (Eşen) Çayı'nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü görünümünü almıştır. Kentin adından ilk kez Herodotos söz eder. Rivayete göre Patara, kentin kurucusu, Su perisi Lykia ile Apollon'un doğduğu yerdir. Şimdilik şehrin tarihi M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarılmaktadır.

Şehir Bizans Dönemi'nde de önemli bir konum edinmiştir. Zira 'Noel Baba' olarak adlandırılan Saint-Nicholas Patara'lıdır. Hz. İsa'nın havarilerinden Saint Paul, Roma'ya gitmek için Patara'dan gemiye binmiştir ve Patara, Erken Hiristiyanlık Dönemi'nde Piskoposluk merkezi olmuştur.

Patara'ya girilirken yol üzerinde Likya tipi Roma Devri mezar anıtları görülür. Girişte üçgözlü Zafer Takı, sular altında kalmış üç nefli Liman Kilisesi ve Hurmalık Hamamının kalıntıları vardır.

Bunun 100 m. ilerisinde son kazılarda Likya şehirleri arasındaki mesafeyi gösteren yol kılavuzu bulunmuştur. Klavuz, Dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı yol levhasıdır. Antik kentte yer alan Vespasianus Hamamı M.S. 69-79 yılında inşa edilmiştir. Hamamın yanındaki patika izlenirse, Patara' nin mermer döşeli ana caddesine ulaşılır. Caddenin ilerisinde Bizans Kalesi'nin geniş duvarları ile karşılaşılır. Bu kalenin doğusunda Korint Tapınağı ve baıi ucunda Bizans Kilisesi yer alır.

Patara Tiyatrosu (M.Ö.2.yy.) bir yamacın eteğine kurulmuştur ve tahmini 10.000 kişiliktir. Tiyatronun kumla kaplı olan bölümleri temizlenmiş ve yapı ortaya çıkarılmıştır. Patara antik kentinde yapılan arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir.

Patara Plajı, 18 km. uzunluğu (en dar 280m. en geniş bölümü 1500 m. ulaşan ölçümü) ile Türkiye'nin en uzun kumsalına sahip plajıdır. Çevre Bakanlığınca 'Özel Çevre Koruma Bölgesi' ilan edilen Patara plajı, Caretta-Caretta deniz kaplumbağalarının üreme alanıdır. Bölgede, Caretta-Caretta' ların üreme dönemlerinde kaplumbağaların ekolojik ortamlarının devamı için, koruma tedbirleri titizlikle uygulanmaktadır.

Turistik bir yöre olan Patara' da çok sayıda konaklama tesisleri, otel, motel, pansiyon, alışveriş merkezleri ve leziz yöresel yemeklerin yapıldığı restoranlar bulunmaktadır. Ayrıca seracılık da büyük gelişim kaydetmiştir.

Xanthos:Kaş'a 45 km. mesafede Kinik beldesindedir. Eşen Çayı'nın doğu kıyısında kurulmuş, Likya Birliği'nin başkentidir. Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koyar.

Antik kentteki ilk araştırmalar 1838'de İngiliz Charles Fellows tarafından yapılmıştır ve ne yazık ki görkemli mezar anıtları, Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave lahdi, Aslanlı Mezar, British Museum'a kaçırılmıştır.

Kent surları Roma ve Bizans Dönemleri'nde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiştir. Güneyde, M.Ö. 2. yüzyıla ait kapı yer alır. Bu kapının arkasında İmparator Vespasianus'a ait dor düzenli Zafer Kemeri görülür.

Güneybatıda kentin ilk kurulduğu yer olan Likya Akropolisi vardır. Artemis'e ait olduğu düşünülen bir tapınağın kalıntıları ile bir Bizans Kilisesi akropoliste bulunur. Kuzeydeki Roma Akropolisinde ise görkemli bir manastır dikkati çeker. Tiyatro, Roma Dönemi'ne aittir ve 2. yüzyıla tarihlendirilir.

Felen Yaylası (Phellos):Kaş'a 12 km. mesafede Felen Yaylası üzerinde, çevreye hakim tepelerde kurulmuştur. Phellos M.Ö. IV. yüzyılda oldukça önemli bir kentti. Antiphellos şehri, Phellos'un limanı idi. Phellos şehrinin etrafını çevreleyen surlardan bir bölümü hala ayaktadır. Kentte yer alan rölyeflerle bezeli bir lahit, M.Ö. IV. yüzyıla ait diğer lahitler ve ev tipinde kayadan kesilmiş mezarlar kenti çevreler.

Belenli (İsinda):Kaş'tan 13 km. mesafede Belenli Köyünün hemen yakınındaki tepe üzerinde kurulmuştur. İsinda küçük bir Likya şehridir ve etrafı surlarla çevrilidir. Kentte yer alan akropolün ortasında Likya yazıtlı iki ev tipi mezar ilgi çekicidir. Ayrıca birçok kaya mezarı ile Roma Devri'ne ait Likya tipi lahitler günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

Bezirgan (Pirha):Önemli bir yayla köyüdür. Pirha kalıntılarına köyden 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılır. Antik kent denizden 850 metre yüksekte kurulmuştur. Kaya mezarları çoktur ve yönleri denize doğrudur. Lahitler ise dağınık bir şekilde sıralanmıştır. Birçok heykel ve rölyef bulunmuş olup, Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Sütlegen (Nisa):Kaş'a 60 km. mesafededir. Önemli bir yayla köyüdür. Ören yeri, köyden 15 dakika mesafededir. Şehrin Likçe olan ismi Neiseus, tiyatronun duvarında yazılmaktadır. Nisa'da Likya ve Roma Devri'nden kalma tarihi kalıntılar bulunur. Bazı lahitlerin ön cephelerinde, mızrak, kalkan, kadın ve erkek tasvirlerine rastlanmıştır. Antik kentin Agorası ve tiyatrosu bulunur. Likya Birliği Devri'nde bastırılan sikkeler, Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Sportif Aktiviteler

Sualtı Dalışları:Son yıllarda Kaş, dünyanın önemli turizm amaçlı sualtı dalış merkezlerinden bir tanesi olmuştur. Yat limanında bulunan dalış kulüpleri, her yıl binlerce yerli ve yabancı turiste, Akdeniz'in en eski batıklarını göstermek için birbirleriyle yarış halindedirler.

Kaş ve civarında birbirinden etkileyici deniz mağaraları bulunmaktadır. Bu mağaralara teknik donanımlı dalışlar yapmak ve bazılarında yüzmek mümkündür Bunlar, Kekova Adası Deniz Mağarası, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, Güvercin İni Deniz Mağarası ve en ünlüsü Mavi Mağara'dır. Kaş'a 19 km., Kalkan'a ise 6 km. mesafede olan Mavi Mağara bir deniz mağarasıdır.

Yamaç Paraşütü:Son dönemlerde yapılan araştırmalar Kaş'ın yamaç paraşütü için yeryüzü şekilleri ve iklim açısından Türkiye'nin en uygun yerlerinden bir tanesi olduğunu göstermiştir. Uçuşlar donanımlı malzemelerle, uzman kişilerin kontrollerinde gerçekleşmektedir.

Kano:Kaş'a 45 km. mesafede bulunan Eşençayı kano için çok uygundur. Bölgede faaliyette bulunan seyahat acentaları kano turu düzenlemektedir. Tur, Kınık Beldesi'nde başlar ve yaklaşık 15 km.lik mesafe kanolarla geçilerek, Patara kumsalına ulaşılır. Eşen Çayı'nın oldukça sakin akması nedeniyle, herhangi bir tehlike yoktur. Nehir çevresinin manzarası ve bitki örtüsü etkileyicidir. Tur sırasında, yemek, yüzme ve çamur banyosu molası verilmektedir.

Denizde yapılan kano sporu için, Kaş'tan arabalarla Üçağız Köyüne gidilir.Burada kanolara binilerek, eşsiz koylar, tarihi güzellikler, Batık Şehir, Simena gezilir, yüzme ve yemek molaları verilir. Yaklaşık 4 saat süren tur oldukça renkli ve keyiflidir.

Doğa Yürüyüşü:Kaşta, Likya şehirlerinin birbirine yakın olması bu kentleri yürüyerek görmek isteyenler için yürüyüş güzergahları sunmaktadır. Yarımada, Limanagzı, Gedife Tepesi, Phellos, Gökçeören, Asaz Dağı, Gömbe yaylası alternatif yürüyüş parkurlarıdır.

Mavi Yolculuk:Kaş, 'Mavi Yolculuğun' önemli duraklarından ve başlama yerlerinden bir tanesidir. 'Kaş Yat Limanında' konaklayan teknelere, su, elektrik, benzin, duş ve çamaşırhane gibi imkanlar sunulmaktadır.

Balıkçılık:Kaş, Akdeniz'in en temiz ve berrak sularının bulunduğu, kirlenmenin olmadığı bir ilçedir. Bu yüzden, balık ve deniz ürünleri avcılığı gelişmiştir. Mercan, ıstakoz, palamut, kefal, kaya sokarı, orfoz, barbunya balıkları en çok avlanan balık türleridir. Ayrıca ıstakoz, ahtapot avcılığı da yapılmakta ve günlük olarak lokantalarda satılmaktadır. Son yıllarda, Gömbe ve Saklıkent'te Alabalık Çiftlikleri kurularak hizmete açılmıştır.

Plajlar:Sapsarı kum ve mavi denizin buluştuğu mekanlar, Kaş'ın benzersiz plajlarının adresleri olmuşlardır. Küçükçakıl, Büyükçakıl, Akçagerme ile Limanağzı önemli plajlardır ve yüzme tutkunları için ideal yerlerdir. Bir doğa harikası Kaputaş plajı Kaş'a 19 km. mesafededir. 192 basamakla plaja inilmesi, kumunun altın sarısı rengi ve mavinin her tonunun güneşle parlaması plajın çekiciliğini artıran özellikler arasında yer almaktadır.

Yapmadan Dönme

Çevredeki antik kentleri gezmeden,
Tekne turu ile Üçagiz Batik kenti görmeden,
Yamaç parasütü, su alti dalis yapmadan,
El oyalari, 'Barak kilim' almadan,
Karakovan Bali, keçi boynuzu pekmezi tatmadan,
Cuma pazarina gitmeden,... Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:09
http://img136.imageshack.us/img136/9356/phaselisuf5wt7.jpg


Kemer, yesille mavinin bulustugu nitelikli , konaklama, yeme-içme ve plaj tesisleriyle, yat limanlariyla tarihi kentleriyle önemli bir turizm merkezidir.

Iklim: Yazlari sicak va kurak kislari ilik ve bol yagislidir.

Gezilecek Yerler

Kemer'in basta gelen çekiciliklerinden birisi doga güzelligidir. Deniz, orman ve daglar bir noktada birlesmektedir.Örnegin deniz dalgalarinin çam agaçlarina kadar uzanmasi ve çam agaçlarinin plajlarda gölgelik olarak kullanilmasi oldukça cazip gelmektedir.Denizin berrakligi, ormanin yesilligi Kemer'de bir baska güzelliktir.

Yakininda Faselis, Olympos gibi antik bölgelerin de bulunmasi bir baska çekiciliktir. Kemer'den Faselis ve Olimpos'a denizden ve karadan ulasmak mümkündür.Son yillarda Sögüt Cumasi, Altinyaka Dere Köyü gibi yüksek yerlere safari turlari da çevre çekicilikleri arasinda yer almaktadir.

Ayrica yöredeki diger çekicilikleride magaralaridir. Bu magaralardan Beldibi magarasi Antalya'nin 27 km. güneybatisinda deniz kenarindadir.Tarih öncesi çaglara ait kalintilar bulunmustur.Bir diger görülmeye deger magara ise Molla Deligi magarasi olup, Kemer'in batisinda yükselen Tahtali Dag'in dogu yamacinda yer alir. Bu magaraya Kemer-Kumluca karayolu üzerinde bulunan Asagi Kuzeydere veya Tekirova köylerinden ancak yaya olarak gidilebilir.Her iki köyden de 3.5-4 saat yürümek gerekmektedir.

Antik Kentler

Phaselis: Antalya - Finike karayolunun 58 km.'sinde bulunmaktadir. Kemer'e 15 km. olan Phaselis kentine deniz yoluyla da ulasmak mümkündür. Lykia'nin dogu kiyisi sehirlerinden olan Phaselis'in M.Ö. VI. yüzyila ait ilk Helenistik çagin ticaret limanlarindan biri oldugu sanilmaktadir.

Romalilar döneminde piskoposluk merkezi olmustur. Üç limandan olusan Phaselis'in dogusundaki limanin kalin duvarlari halen çok iyi durumdadir. Ön ve bati kismi kumlar altinda kalan bati limani ise denize girmek için çok uygundur.

Phaselis'de bu gün toprak üstünde bulunan kalintilarin büyük bir bölümü Roma devrinden kalmistir.Bu kalintilar; liman, kale duvarlari, Zeus Mabedi, Kral Antonius Caravella yolu, ayrica yirmi sirali tiyatro kalintilari bulunmaktadir.

Yarimadanin boyun kismini kapsayan cadde muhtesemdir. Güney limandan baslayip sehir kapisina kadar uzanir. Bu caddenin genisligi ve kisaligi yüzünden, zaman zaman stadyum olarak da kullanildigi sanilmaktadir. Çünkü tarih Phaselis'de iki önemli atletizm karsilasmasinin yapildigi yazar.

Agoranin yaninda iki tapinak bulunmaktadir. Bir tanesi Phaselis için çok önemli bir tanri olan 'athena polias' adina yapilmistir. Digeri ise 'heista' ve 'Hermes' içindir. Bu tapinaklardan Athena'da Homer 'in mitolojik kahramani Acchileus'un bronzdan; yapilmis mizragi bulunmaktaydi. Caddenin kenarlarinda bina harabelerine, bir kilise ile bu harabelerin arasinda piskopos evlerine rastlanmaktadir.

Sehirin su ihtiyacini karsilayan su kemerleri Roma stili insaa edilmis olup hala çok iyi bir durumdadir.

Phaselis'de çikan bazi tarihi eserlerin bulundugu bir de müze mevcuttur. Ayrica burasi tarihi zenginliginin yani sira sig bir koy, ince kum ve ormani, dag, deniz birlesmesinden olusan ideal bir ören ve plaj yeri olarak da dikkati çekmektedir.

Olympos: Antik Likya'nin en önemli liman kentlerinden olan Olympos, tarih boyunca mitolojiye konu olmustur. Konumunun elverisliligi nedeniyle korsanlarin barinagi olan Olympos, bugün sahip oldugu tarihsel degerleri, 3200 m'lik muhtesem sahili, endemik bitkileri, Caretta caretta'lari Khimaira'si, tüm sportif etkinliklere olanak veren muhtesem dogasi ve pansiyon olarak kullanilan meshur agaç evleri ile tüm dünyaca bilinmektedir.

Sportif Etkinlikler

Jeep Safari: Kemer'den Toroslar'a günübirlik cip safari turlari, bu konuda uzmanlasmis acenteler tarafindan organize edilmektedir.

Bisiklet Turlari: Seyahat acentalari kemer çevresindeki parkurlarda bisiklet turlari organize etmektedir.

Binicilik: Kemer ve çevresindeki konaklama tesislerinde bulunan çiftliklerde gerekirse binicilik hocalari ile binicilik imkani bulunmaktadir.

Yatçilik: Kemer Yat Limani yatçilara kaliteli hizmet sunmaktadir. Kemer çikisli mavi turlar Kemer-Kas arasindaki koylar ve limanlar, antik yerlesimler ve dogal güzellikleri görme imkani vermektedir.

tufan47
10-26-2007, 13:11
http://img136.imageshack.us/img136/8239/manavgatlk0qz3.jpg



MANAVGAT

Antalya Iline bagli olan Manavgat tarih ve doganin içiçe girdigi her türlü turizm aktivitesinin yapilabildigi bir turizm merkezidir.

Ulasim

Manavgat ilçesinin diger merkezlerle baglantisi sadece karayolu ile saglanmaktadir. Ilçedeki otobüs sirketleri batida Antalya, doguda Alanya üzerinden diger il ve ilçelere ulasimi saglar.

Manavgat ve Side otogarlarindaki otobüs sirketleri, yaz aylarinda artan turist sayisina göre seferlerini artirmaktadirlar. Ilçeden Manavgat Selalesi, Side, Sorgun gibi gezilip görülecek yerlere karsilikli dolmus seferleri yapilmaktadir.

Manavgat Selalesi

Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde bulunan selale, ilçe ile ayni adi tasir. Sasirtici bir yükseklikten dökülmesine karsin genis bir alan üzerinde gürül gürül akisi ile görülmeye deger bir manzara olusturur. Selalenin hemen yani basinda doga ile iç içe piknik yapilabilir ve çevresindeki lokantalarda taze balik yenilebilir.

Hanlar

Alarahan:Manavgat'dan sonra batıya doğru gidince 9 km sonra Alarahan'a varılır. 13. y.y. da Selçuklular tarafından Konya ile güney kıyılarının başkenti Alanya arasındaki ticaret bağlantısı sağlamak için inşa edilmiştir. Bu kervansaray ile seyahat edenlerin ve tüccarların güvenli ve konforlu konaklamaları ve dinlenmeleri sağlanmıştır.

Yaylalar

Köprüçayı Vadisinin ikiye ayırdığı Torosların üzerinde birçok yayla bulunmaktadır.En önemlileri Güğlenpınar ve Beloluk Yaylaları, Avanos Beliği, Tefekli Bölgesinde Gücer Yaylası, Kesikbeli, Akçaalan Yaylası, Topalceviz, Alıç ve Demre Yaylaları, Dumanlı Yaylası ile Bozburun Dağı eteklerindeki İkiz Yaylasından oluşur. Köy halkının büyük çoğunluğu yazın yaylalara göçer


Sportif Etkinlikler
Jeep-Safari:Antalya , Kemer, side ve Alanya'daki Seyahat acentaları Toros dağlarına Jeep Safari turları düzenlerler.Günlük turlar sabah erken saatlerde başlayıp akşama kadar Offroad heyacanı yaşayarak sürer.

Binicilik:Bazı otellerin binicilik için geniş alanları mevcuttur. İngiliz, Arap ve Haflinger atları bulunur. Binicilik ve atlama dersleri bir saat süresince veya günlük geziler halinde yapılmaktadır. Aynı zamanda üç günden , yedi güne kadar nehir boyunca veya dağlara turlar yapılır.

Rafting:Köprüçay, Manavgat ve Dragon nehirleri Akdeniz'deki Cehennem Suyu rafting için mükemmel güzergahlardır.

Yapmadan Dönme
Manavgat Selalesini görmeden,
Alabalik yemeden,... Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:13
http://img156.imageshack.us/img156/7123/serikaspendostiyatrosu2pl7.jpg


Antalya'nın ilçesi olan Serik, önemli Pamfilya kenti olan Aspendos'u barındırmaktadır. Günümüze kadar bozulmadan ulaşan, mükemmel akustiğe sahip Aspendos Tiyatosu, bugün önemli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.


Tarihçe

Serik kenti M.S. II. yy. da Bergama Krallığı'na bağlı olarak bugünkü Yanköy yakınlarında bulunan "Sillion" (Koçhisar Tapesi) da ve Belkıs Köyünde (Aspendos) olmak üzere iki yerde kurulmuştur. 1817 de yerleşim bölgelerinin çok aralıklı olması nedeniyle önceleri "Seyrek" adı ile anılmış, 1950 yıllarına doğru "Serik" olarak adlandırılmıştır.

İklim

Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi egemendir.

GEZİLECEK YERLER

Aspendos: Pamfilya kenti olan Aspendos Antalya'nın 48 km. doğusundadır.Aspendos'a Antalya-Manavgat yolundan ayrılan bir asfalt ile ulaşılır. Kent, Serik İlçesinin 8 km. doğusunda Köprü Çayı'nın dağlık bölgeden düzlüğe ulaştığı yerde, biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin şehirlerden biridir. İlk ismi bastığı sikkeler üzerinde de görüleceği gibi Estvadiiys'tir. Antik dünyada en güçlü para Aspendos sikkesidir.

M.Ö. 7.yy. başlarında kurulan şehir, Perslerin, Attik Delos Deniz Birliği'nin, Büyük İskender'in, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliklerini tanımıştır. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos, mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapmıştır. Kent ayrıca antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi ile de ünlüdür.

Aspendos'taki eserler, Aşağı Kent Yapıları ve Yukarı Kent Yapıları olarak ikiye ayrılır. Yukarı Kent Yapıları arasında agora, bazilika toplantı yapısı, nymphaeum ve eksedra yer alır. Aşağı Kent Yapıları arasında ise tiyatro, stadion, hamamlar, su kemeri, tapınak ve nekropoller sayılabilir. Aspendos surlarının Helenistik Dönem de yapıldığı, sonraları Geç Roma ve Bizans Dönemlerinde birtakım onarımlar gördüğü bilinmektedir.

Aspendos'u sanat merkezi yapan yapıtların başında tiyatro gelmektedir. Aspendos Tiyatrosu antik dünyadan günümüze gelebilmiş en sağlam tiyatrodur. Küçük bir tepenin yamacına kurulmuş olan tiyatronun mimarı Aspendoslu Thedoros'un oğlu Zenon'dur. Kapasitesi 15.000 kişiliktir. En önemli özelliği sahip olduğu muhteşem akustiktir. Tiyatro Selçuklular döneminde kervansaray olarak kullanılmıştır. Sahne binasının bazı yerlerinde görülen beyaz sıralar üzerine zikzak motifleri Selçuklu Dönemine aittir. Tiyatronun cavea bölümü yarım daire planlı olup, geniş bir diazoma ile ikiye ayrılır. Üst caveanın arkasını 59 kemerden oluşan geniş bir galeri boydan boya çevirmektedir. Caveanın iki tarafında girişlerin üzerindeki özel localar imparatorluk ailesine ve ocak rahibelerine ayrılmıştır. Orkestradan itibaren yükselen oturma sıralarının ilki senatör, yargıç ve yabancı elçilere, ikincisi kentin ileri gelenlerine aittir. Kadınlar genellikle üst sıralarda, galerinin altındaki bölümde otururlardı. Geri kalan bölümler kentin tüm vatandaşlarına açıktır. Sahne tiyatronun en çarpıcı bölümüdür.

Konglemara bloklarından inşa edilen iki katlı fasadın alt katında aktörlerin sahneye çıkışlarını sağlayan beş kapı vardır. Orkestra düzeyindeki küçük kapılar vahşi hayvanların kapatıldığı dehlizlere aittir. Üst kattaki sütunlu cephe mimarisinin tam ortasında üçgen bir alınlık içinde tiyatroların kurucusu ve koruyucusu olan şarap tanrısı Dionysos'un bir kabartması işlenmiştir.

Sillion : Perge' nin kuzeydoğusunda, denizden 12 km. içerde, ova ortasında, yayvan biçimli yalçın ve yüksek bir tepe üzerinde kuruludur. Antalya-Alanya Karayolunun 29. km. sinde, Eski Yörük Köyü'nden sapıldığında 5 km. lik bir yoldan sonra antik kente varılır.

M.Ö. IV. yy. da kurulan ve Bizans Döneminde Psikoposluk merkezi olan kent Selçuklu çağlarını yaşamıştır. Tepenin hafif eğimli batı yönü Helenistik çağlardan kalma surlarla çevrilidir. Bu surları kuleler, kapılar ve kente çıkılan yollar tamamlamaktadır. Kentin kapısı tepenin batı yanındaki surlar üzerindedir. Tepenin çıkıldığında kuzeybatı yönünde ev kalıntıları, sokaklar, batıda Selçuklu Camii, Bizans Kilisesi ve sarnıç görünmektedir. Tepenin güneybatı eteğinde 8.000 kişilik tiyatro ve yanında odeon bulunmaktadır.


YAPMADAN DÖNME

Aspendos'u görmeden,
Sillion Antik kentini gezmeden,... Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:15
http://img206.imageshack.us/img206/2782/sidepj4so3.jpg


Side: Manavgat'a 7 km uzaklikta olan Side tarihi bir yerlesim merkezidir. Tarihçiler tarafindan I.Ö. 1405'te kuruldugu ifade edilen Side, I.Ö. VI. y.y in yarisindan itibaren, sirasi ile, Lidyalilarin, Perslerin, Iskender'in, Antiogonos'un, Ptolemaioslarin egemenligini tanimistir.

I.Ö. 215 ten sonra Suriye Kralligi'nin denetiminde imar edilip bir bilim ve kültür merkezi haline getirilen kent I.Ö. Apameia barisi ile Bergama Kralligi'na birakilmistir, daha sonra Dogu Pamphilya bölgesi ile birlikte bagimsizligini koruyarak büyük bir ticaret donanmasiyla refaha ve zenginlige kavusmustur.I.Ö. 78 den sonra Roma egemenliginde bulunan Side, daha sonra Bizans egemenligine girdi. I.S. V. y.y. ve VI. y.y. larda Psikoposluk merkezi olan Side en parlak devrini yasamistir.


Essiz bir isçiligi olan kentin ana kapisi iki kule arasindadir. Side kentinde iki ana cadde vardir. Bu caddeler Antik Çagin sütunlu caddelerine örnektir. Kent kapisini geçtikten sonra yassi taslarla döseli alan bu caddelerin baslangiç yeridir. Bu caddelerin her iki yaninda sütunlu portikler ve onlarin arkasinda dükkanlar bulunmaktadir.

Surun disinda, kent kapisini karsisinda Anadolu'nu en büyük tarihi çesmesi "nymphaeum" vardir.Bu çesmenin önünde genis bir havuz yeri alir. Tiyatrodan sonra genis bir caddeden geçip anitsal bir yapiya varilir. Bu yapi boyutlari 100x100 m. olan agoradir.

Kentin Pazar yeri olan agora portiklerle çevrilidir ve üç yaninda dükkanlar yer alir. Agoranin güneyindeki cadde üzerinde, üç salondan olusan ve dört tarafi portiklerle çevrili Gymnasium vardir. Kuzey- güney dogrultusundaki ana cadde de Roma Döneminde yapilan kemerli bir yapi vardir.Side kentinin tiyatrosunun mimarlik tarihi açisindan önemi diger roma tiyatrolari gibi dag yamacina degil kemerli mekanlar üzerine kurulmus olmasidir.Cavea, oskestra ve scene olmak üzere üç bölümden olusan tiyatro, Pamphylia tiyatrolari içinde en büyük ve anitsal olanidir ve 20.000 seyirci alacak büyüklüktedir.


Side'nin surlari disinda genis mezarliklar yer alir ve bunlarin en önemlisi olan Bati Negropolü 1,5 km. uzakliktadir. Side'de ayrica tapinaklar ve su kemerleri vardir. Tapinaklardan en önemlileri Athena, Apollon ve Men tapinaklaridir. Side'nin suyu yaklasik 25 km. mesafeden, Oymapinar baraj gölü içinde bulunan dumanli kaynagindan getirilmistir. Bu su tasima sistemi kimileri iki katli olan on su kemerinden olusur. En büyügü Oymapinar yakininda olup 40 gözlüdür.

Büyük bir Roma Hamami bugün müze haline getirilmistir ve bölgenin en güzel arkeolojik eserler kolleksiyonunu barindirir. XIII. y.y. da Selçuklu'larin XIV. y.y. da ise Hamitogullari ve Tekeliogullarinin, XV. y.y. da kesin olarak Osmanli egemenligine geçik kent bu dönemlerde yerlesim yeri olmamistir.Halen, Roma ve Bizans dönemlerinin yapi ve özelliklerini tasiyan kent surlarinin bir çok yeri yikilmissa da kara tarafindaki surlarin hemen tümü ayakta kalabilmistir.

Selge: Serik'in 35 km. kuzeyinde, Toroslarin güney yamacinda, Köprü Çayi (Eurymdon) yakinlarinda eski bir dag kenti olan Selge'ye Köprülü Kanyon Milli Parki'ndan sonra dik virajli, 14 km.lik stabilize yoldan gidilir. Doga güzelligi bakiminda çok zengin olan köprülü kanyondan geçen yol üzerinde Göreme'deki Peri bacalarina benzeyen ve bütün dag yamacini kaplayan oyuntulu kayalar vardir.Psidia'ya bagli olup sonradan Pampheylia sinirlari içine alinan kent sirasiyla Lidya, Pers, Iskender ve Roma yönetimlerinde kalmistir.

Kuzeydeki 5 kapili ve 45 basamakli tiyatrosu önemli anitidir. Kayaliga oyulmus tiyatronun güneyinde stadium ili gymnasium, batisinda tavani kartal motifi ile süslü Ion tipinde bir tapinak göze çarpar.Stadium'un güneyinde Çesme ve Agora bulunmaktadir. Kentin güneybatisina uzanan surlarin kuzeyinde Artemis ve Zeus anitlari ile necropol yer almistir.

Seleukia: Side'nin 23 km. kuzeydogusunda Sinler Köyü'ne ise yaya olarak bir saat uzaklikta bulunan bu antik kent Selevkoslar tarafindan kurulmustur. Antik kentin özellikle çam ormanlarinin süsledigi çok güzel bir doga görünümü vardir. Bir tepe üzerine oturtulmus olan kent tüm ovayi ve denizi gözler önüne serer.Kentin gelismisliginin göstergesi olarak iki katli agorasi, bazilikasi, sarniç ve kanalizasyon sistemi sayilabilir. Kent kazilari sirasinda çikarilan mozaikler bugün Antalya Müzesi'nde sergilenmektir

tufan47
10-26-2007, 13:17
http://img206.imageshack.us/img206/9992/ber2zm4zz5.jpg


İzmir'in kuzeyinde 100 km uzaklıkta, Bakırçay Havzasında yer alan
ve ülkemiz uygarlık tarihinin en eski yerleşmelerinden biri olan Bergama, tarih öncesi dönemlerden başlayarak İon, Roma ve Bizans uygarlıkları ile devam eden dönemde, Dünya çapında önemi olan arkeolojik eserlere sahip olmuştur. Bergama'nın güneybatısında Antik Dönemin önemli sağlık merkezlerinden Asklepion, ilk yerleşim alanı olan 300 m. yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan Akropol ve M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) yörenin turistik cazibesini oluşturmaktadır. Zeus Sunağı 1897 yılında Almanya'ya kaçırılmıştır.

Bergama güzellik ılıcalarıyla, meşhur Kozak yaylasıyla, plajlarıyla ünlü Ayvalık ilçesi bağlantısıyla, gelişmiş dokumacılığı ve kilimciliğiyle ünlü bir ilçedir.

Tarihçe: Bugünkü adı antik dönemdeki ismi olan Pergomon 'dan gelmektedir. İlk çağda muhteşem abideleriyle büyük bir şehir ve aynı adı taşıyan krallığın merkezi olmasının yanı sıra Ortaçağın önemli stratejik mevkii, Karesioğullarının merkezi ve son olarak Osmanlı İmparatorluğunun önemli merkezlerindendir.

Kesin kuruluş tarihi bilinmeyen kentte yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bilgilere göre M.Ö.7. yüzyıllarda sur duvarlarının inşa edildiği saptanmış olup, bu yıllarda kentleşmenin başladığı anlaşılmaktadır. Bergama, Pers, Büyük İskender, Frigya, Trakya Krallığı, Selevkos Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerini görmüştür.

1302 yılında Bizans hakimiyeti ortadan kalkan şehirde Karesioğulları Beyliği idareyi ele almış, 1341 yılından hemen sonra ise Bergama Osmanlılar tarafından alınmıştır.

Antik Kentler

Akropolis: Akropol son derece dik bir tepe üzerinde kurulmuştur. Yaklaşık 300 m. yükseklikteki bu tepeye kıvrılarak tırmanan bir yoldan çıkılır. Akropol denilen şehir yerleşiminde dini, resmi, sosyal ve ticari binalar iç içe kendine özgü bir plan çerçevesi içinde yerleşmiştir. İlk çağlardan bu yana iskan yeri olan tepenin üstünde Bergama Kral Sarayları yer alır. Beş adet sarnıç ile cephanelik de bu tepe üzerine yerleşmiştir. Binaların alt bölgesinde Athena Tapınağı vardır. Ayrıca Kütüphane ve Trajan tapınağı da bulunmaktadır. Bunlarında altındaki terasta Zeus sunağı özenle yerleştirilmiştir. Dünyadaki en dik tiyatrolardan birisi de burada yer almaktadır.. En alt kesimde ise Gymnasion ve Demeter Tapınağı bulunur.

Athena Tapınağı: Tiyatronun üstündeki terasta inşa edilmiş olan Athena Tapınağı 6x10 m. sütunlu Dor düzeninde bir yapıdır. Tapınağın temellerinden yalnız bazı parçalar kalmış olmakla birlikte batı kanat kısmen 1.20 m. yüksekliğe değin korunmuştur. Tapınağın sütun ve arşitrav parçaları halen Berlin Müzesindedir. Kentin en önemli tapınağının Tanrıça Athena' ya ait olması, İzmir, Milet, Eriythrai, Foça ve Assos'ta da görüldüğü gibi Batı Anadolu'nun yerleşmiş bir geleneğidir.

Kütüphane: Athena kutsal alanının kuzeyinde bitişik yapı ünlü Bergama kütüphanesinin kalıntılarıdır. Eskiden galerinin üst katından girilen kütüphane, II. Eumenes devrine ait olup 13.53X 15.35 m boyutlarında büyük bir okuma odasına sahiptir. Tahta raflarla donatılmış kütüphanede 3.50 m. yüksekliğinde Athena heykeli vardı. Bu heykel şu anda Berlin Müzesindedir. II. Eumenes döneminde zenginleşen kütüphanenin en büyük rakibi İskenderiye Kütüphanesiydi.

Saraylar: Athena tapınağını çeviren stoalar ve kütüphanenin hemen doğusunda Bergama krallarının saraylarına ait kalıntılar yer almaktadır. Bunlar ortasında avluları bulunan peristyl tipinde iki büyük evdir. Kuzeydeki küçük evin Attolos daha büyük olanın da Eumenes döneminde yapılmış oldukları kabul edilmektedir. Saraylarda bulunan mozaik parçaları şimdi Berlin Müzesinde saklanmaktadır.

Arsenaller: Askeri malzeme deposu olarak bilinen Arsenaller akropolün kuzey ucunda Sarayların ve Trajaneun'un ötesinde 10 m. kadar aşağı düzeyde bulunmaktaydı. Bunlar birbirine paralel 5 uzun yapıdır.

Trajaneum: Tanrılaştırılan Roma İmparatoru Trajan için yapılmış olan akropolün en yüksek terasıdır. Daha önce burada bir Helenistik dönem yapısının bulunduğu şüphesizdir. Üç tarafı stoalarla çevrili olan tapınak 68x58 m. büyüklüğünde bir teras üzerinde yükselmektedir. Tapınağın içinde Trajan ve Hadrian'ın kolosal mermer heykellerinin başları bulunmuştur. Söz konusu eserler Berlin Müzesindedir.

Tiyatro:Bergama Tiyatrosu dik bir yamaç üzerine kurulmuş olup, Helenistik dönemin en güzel mimari eserlerindendir. Batı Anadolu'nun en dik tiyatrosu olan yapı 10.000 kişiliktir. Sahne kısmı Helenistik dönemde ahşap idi. Yalnızca oyun günleri kuruluyor sonra yeniden kaldırılıyordu.

Dionysos Tapınağı: Bergamalılar bu göz alıcı tapınağı özel bir düşünce ile 250 m.lik tiyatro terasının kuzeyinde bütün gezi yerine egemen olacak şekilde inşa etmişlerdi. Sunağı ile birlikte çok iyi korunmuş olan tapınak zengin profilli, bir podyum üzerinde yükselen İon düzeninde bir prostylosdur. Uzun bir yolun bitiş noktasında yer alışı ve bütün gözleri üzerinde toplayan bir anıt oluşu ile bu eser, Roma sanat anlayışı ile birlikte Avrupa Barok mimarisini de etkilemiştir. Helenistik dönem ve Roma çağına ait orijinal parçalar Berlin Müzesinde saklanmaktadır.

Zeus Sunağı: Athena Tapınağı alt terasında 25 m. kadar aşağısında bulunuyordu. Bu yer yaklaşık 69x77 m. büyüklüğündeydi ve büyük sunak tam ortasında yükseliyordu. Büyük bir olasılıkla sunağın dört bir yanı açıktı ve anıt her yerden rahatlıkla görülüyordu. Akropolde yalnız temelleri görülebilen sunağın tüm mimari parçaları ve kabartmaları bugün Berlin Müzesinde eskisine yakın bir şekilde tamamlanarak sergilenmektedir.

Agora: Zeus Sunağının güneyinde yukarı Agora yer alır. Helenistik döneme aittir. Tüccarların tanrısı Hermes'e ait Agora Dor üslubunda yapılmıştır. Meydanın batı kenarında Demeter tapınağının temelleri görülmektedir.

Gymnasionlar: Bergama kentinin üst üste üç ayrı terasta yer alan görkemli Gymnasionu vardı. Ele geçen yazıtlardan alttaki terasların çocuklara, ortadaki terasın delikanlılara üstteki terasın büyüklere ait olduğu anlaşılmıştır.

Asklepion: Sağlık ve hekimlik tanrısı olarak bilinen Asklepios, Apollonun oğullarından biridir. Asklepios'un yeri anlamına gelen Aesklepion ilk çağlarda Bergama'da önemli sağlık merkezidir. Sütunlu bir caddeden sonra Asklepiona gelinir. Buradaki tedavi şekilleri arasında şifalı su, çamur kürü, spor, tiyatro, psikoterapi yer almaktadır. Girişte solda bulunan yapı Asklepios tapınağıdır. Sağlık tanrısı adına M.S. 150 yıllarında bağışlarla yapılan tapınak bir kubbe ile örtülü ve duvarları 3 m. kalınlığındadır. Burada su sesi ve telkinlerden faydalanarak hastaların iyileşmesi sağlanırdı.

Serapis Tapınağı: Eski Bergama'nın en büyük yapısı, halkın kızıl avlu olarak adlandırdığı kırmızı tuğla ile inşa edilmiş olan ve Mısır tanrılarına adanmış olan tapınaktır Bu tapınak bugün Bergama kentinin içinde kalmıştır.

Camiler

Ulu Cami: Bergama Çayının sol sahilinde ve Tekke Boğazına giden yolun başındadır.

Şadırvan Cami: Selçuk minaresinin yanında ve kendi adıyla anılan bölgededir. Kapı üzerindeki mermer yazıtta H. 957 (M. 1550) yılında, Osman oğlu Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Avluda bulunan şadırvanın Bergama voyvodası Abdullah Ağa tarafından, 1240 (1824) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Selçuk Minaresi: Şadırvan Camii yanındadır. ''Arap Camisi'' diye anılan yapıt yıkılmış ve günümüze yalnız minaresi kalmıştır. Buraya "Güdük Minare", "Çinili Minare" adları da verilmiştir. Yapı biçimi ve süsleme Selçuklu yapıtı olduğunu kanıtlamaktadır.

Bergama'da yer alan diğer camiler arasında, Kurşunlu Cami, pazar yerinde bulunan Hacı Hekim Cami, Asklepion yolu üzerinde Laleli Cami, Yeni Camii ve Emir Sultan Minaresi sayılabilir.

Hanlar

Çukur Han: Saraçlar arastası ile Ekin loncasının Şeftali Sokağı arasındadır. İnşa tarzına göre, Hanın XIV-XV. yüzyıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir.

Taş Han: Rüştiye Mektebi caddesinde ve Küplühamam yanındadır. Kapısı üstünde bulunan kitabesine göre, bu kervansaray. Sultan Mehmet'in oğlu Sultan Murat zamanında, Hatip Mahmut'un oğlu Hibeytullah tarafından 835 (1432) tarihinde yaptırılmıştır. Kitabenin bulunduğu açıklık, yontulu taşla işlenmiş ve bunun altına klasik (9 taşlı) basık Türk kemeri ve mermer söveler yerleştirilmiştir.

Yaylalar

Bergama'ya 20 Km. uzaklıkta olan Kozak Yaylasına Bergama-Ayvalık bağlantılı yol güzergahından gidilebilir.

Kaplıcalar

Mahmudiye Ilıcası: Suları 26ºC sıcaklıkta bulunan ılıcada radyoaktivite oranı yüksektir. Sodyum açısından zengin olan ılıcada kalsiyum yoktur.

Paşa Ilıcası: Bergama'nın 15 km. kuzeyindeki Paşa Köyündedir. Ilıcanın sıcaklık ve madensel tuzları yönünden fakir olan suları banyo olarak kullanılır.

Geyiklidağ Ilıcası:Bergama ile Kozak Bucak merkezinin arasında yer alan ılıca etrafında konaklama tesisi bulunmamaktadır.

Güzellik Ilıcası: Bergama'ya 4 km. uzaklıkta bulunan Güzellik Ilıcası, kubbeli ve iki mermer havuzlu bir kaplıcaya sahiptir. Bergama Kralı Eumenes döneminde kurulduğu belirtilen kaplıca ''Eskülap Banyoları'' adı ile yüzyıllarca ününü sürdürmüştür. Bugün ağaçlık bir alanda bulunan kaplıca bitişiğinde Bergama Belediyesine ait bir otel ve bungalovlar bulunmaktadır. Kaplıca su sıcaklığı 35ºC dolayındadır. Sodyum bikarbonat ve sülfat bulunan kaplıca suyunun romatizma, nefralji kalp hastalıkları için iyi gelmektedir. Tarihte Kleopatra'nın da Bergama'yı ziyaretinde bu kaplıcada yıkanarak güzelleştiği rivayet edilir. Kaplıca suyunda 1,5 eman değerinde oldukça yüksek radyoaktivite bulunmaktadır.

Dereköy Ilıcası:Bergama'nın batısında Altınova (Ayazment) bucağının 15 km doğusunda bulunan ılıcada bir hamam bulunmakta ve suları ağrılı hastalara iyi gelmektedir.

Haydar Ilıcası:Bergama'nın kuzeyinde Kozak bucağına bağlı Ilıca Köyündedir. Roma döneminden kalma bir hamam kalıntısından başka yapı bulunmamaktadır. Ilıcanın sıcak ve kükürtlü sularının hareket sisteminin ağrılı hastalıklarında ve deri hastalıklarında yararlıdır.

Bergama Evleri

Kalın dış duvarları, iç sofalı planları, yığma yapı gereklerine bağlı pencere boyutları ve doluluk boşluk oranları ile Bergama evleri ısı kontrolü açısından belli bir üstünlüğe sahiptir. Geleneksel Türk evi üst katlardaki çıkmalarla dışa açılma olanağından yoksun, alt ve üst katları hemen hemen aynı büyüklüktedir. Az sayıdaki evde Sakız üslubuna özgü ahşap bir cumba veya balkon şeklinde çıkmalarla bu özellik biraz değişebilir

Yapmadan Dönme

Bergama Antik Kentini gezmeden,
Bergama kaplicalarina gitmeden,
Bergama tulum peyniri ve lokma almadan,...
Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:19
http://img180.imageshack.us/img180/4958/fethiyeej0qd6.jpg


Fethiye
''Aydinliklar Ülkesi'nin el degmemis bakiresi'' Fethiye, Akdeniz'in içinde irili ufakli adalarin serpistigi Fethiye körfezinde arkasi çam ormanlariyla çevrili kuzeye açik bir koyda yer alir. Kaya mezarlari ve kale önünden bir düzlüge, Karagözler'den denize dogru iner. Ufkunu sövalye adasi, Günlükbari ve karsilarindaki daglar olusturmaktadir.

Fethiye, Persler, Likyalilar, Karyalilar, Romalilara ait eserleri ile taninmistir. Kültürel zenginligi, dogal güzellikleri ve cografyasi ile önemli turizm merkezlerimizdendir.

Tarihçe: Likya-Karya sinirinda bir kiyi kenti olan bugünkü Fethiye'nin Antik Çaglardaki adi Telmessosdur. Kurulusuna iliskin kesin bir bilgiden yoksun oldugumuz kentin bilinen en eski yazili belgelere göre M.Ö. V. yüzyildan beri var oldugu söylenebilir. Telmessos uzun süre Likya'dan ayri bagimsiz bir kent olarak varligini sürdürdü. Kent sirasiyla Pers, Büyük Iskender, Roma, Bergama Kralligi, Bizans, Menteseogullari ve Osmanlilarin egemenliginde kalmistir.

Iklim: Yörede, sicak ve kurak yazlari, ilik ve yagisli kislari ile Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. Yaz aylarinda 30 derece civarinda olan sicaklik, kisin genellikle 10 derecenin üzerindedir. Deniz suyu sicakligi hiçbir mevsimde 16 derecenin altina düsmez.

Gezilecek Yerler

Antik Kentler

Gemiler Adasi: Ölüdeniz ya da Gemiler Koyu'ndan teknelerle ulasilan ada üzerinde M.S. 5 -11. yy.lar arasi yapilmis Bizans dönemine ait kilise, sapel sivil yapi kalintilari bulunmaktadir. Hiristiyanligin ilk yayilma merkezlerinden biri olmasi nedeni ile önem tasimaktadir. St. Nicolas olarak da bilinen ada, Mavi Tur teknelerinin ugrak yeridir.

Araxa: Fethiye'ye 40 km. uzaklikta Antik Xanthos Çayinin çiktigi yerde kurulmustur. Bu olagan üstü su kaynagi mitolojik öykülere konu olmustur. Bugün Ören Köyü sinirlari içerisinde kalan kentten günümüze sur kalintilari, hamam ve Bizans dönemine ait su yolu kalmistir.

Tlos: Fethiye'ye 45 km. uzakliktadir. Likya Federe Birliginin 6 büyük kentinden biri ve birligin ''spor merkezi'' dir. Uçan kanatli ati Pegasus ile ünlenen Mitolojik kahraman Bellaforonte'nin yasadigi kent olarak bilinir. Likya bölgesindeki en eski kent oldugu ve kurulusunun I.Ö. 2000'lerden önceye dayandigi arkeoloji kazilari ile tespit edilmistir. Kent akropolünün dogal kayasi üzerinde olusturulan mezarligi, Likya'nin en güzel ev tipi mezarlari ile süslenmistir. Nekropoldeki I.Ö. yy.a tarihlenen kral tipi mezarin ise Bellaforonte'ye adandigi bilinir.

Letoon: Fethiye'ye 55 km. uzaklikta, Likya Federe Birliginin dinsel merkezidir. Tanriça Leto,Tanriça Artemis ve Tanriça Apollon'a adanmis 3 tapinagi ile ünlüdür. Arkeoloji kazilari 1962 yilindan bu yana sürdürülen Letoon'da bölgenin erken Hiristiyanlik dönemine iliskin kiliseleri de ortaya çikartilmistir.

Pinara: Akdag'in eteklerinde Fethiye'ye 55 km uzakliktadir. Likya'nin en büyük kentlerinden biridir. Bölgedeki ilk güzellik yarismasinin yapildigi kent olarak bilinir ve tanriça Afrodit'e adanan ilginç mimari özellikteki tapinagi ile önem kazanmistir. Yüzlerce ''güvercin yuvasi'' biçiminde hazirlanmis halk tipi mezarlari Nekropolis'ini benzersiz kilar.

Cadianda: Fethiye'den 25 km. uzakliktaki Üzümlü sinirlarindadir. Likya Federe Birligine en son katilan kent olarak bilinir. Ilginç fizik yapisi içinde kurulan kent dogal nedenlerle oldukça yipranmistir. Fethiye Müzesince gerçeklestirilen kazilar sonrasi ortaya çikan Tiyatrosu, Agorasi,Stadyum-Hamam kompleksi ve anit mezarlari ile son yillarda bölgenin ilgi odagi haline gelmistir.

Kayaköy: Kurulusu kesin olarak bilinmeyen ve depremler sonucu birkaç ev tipi mezari disinda bütünüyle yok olan antik Karmillassos'un üzerinde 14. yy. dan baslayarak kurulmus bir Rum yerlesimidir. Eski adi Levissi'dir Yasami boyunca çevresindeki bes Türk köyünün halki ile bütünlesen ve dostluk, kardeslik, baris kavramlari üzerinde insanlik dersleri veren Kaya köy bölgemizin gurur kaynaklarindan biridir. 1922 yilinda Türk ve Yunan hükümetleri arasinda imzalanan bir ''nüfus degisimi'' anlasmasi uyarinca, Kaya köyün Rum ahalisi ile Bati Trakya'da yasayan Türk ahali karsilikli olarak yer degistirmistir.

Telmessos Antik Tiyatrosu: Antik kaynaklar Telmessos'da büyük bir tiyatronun oldugundan bahsetmekteydi. 1993 yilinda Fethiye Müze Müdürlügü baskanliginda yapilan sondaj kazilarinda erozyonla dolmus olan 3-4 metrelik toprak tabakasi altinda tiyatronun oturma siralari bulunmustur. 1995 yilina kadar sürdürülen çalismalar sonucu tiyatrodan kalabilen tüm kalintilar bugün gün isigina çikartilmistir. Erken Roma döneminde insa edilen, M.S. 2.yüzyilda onarim geçiren tiyatronun 5000 kisi kapasiteli oldugu ve Bizans döneminde arena olarak kullanildigi anlasilmaktadir. Simdiki haliyle 1500 kisinin kullanimina cevap veren Telmessos Tiyatrosu'nun onarimi için röleve projesi tamamlanmistir.

Camiler

Cezayirli Cami: Cami, 1791 yilinda Cezayirli Hasan Pasa tarafindan yapilmistir. Hasan Pasa ayrica Kemer Köprüsü, Yayla yolundaki Pasa Hani, Yaka köyündeki su kemerleri gibi birçok yapiti Fethiye'ye kazandirmistir.

Hanlar

Fethiye'nin baslica hanlari; Ilica Hani (Üzümlü yolu üstünde), Incir Hani, Karatoprak Hani (Inbecik yolunda), Kemer-Seki yolunda Pasa Hani, Daydur Hani ve Naldöken Hanlaridir.

Kaya Mezari

Likya Kaya Mezarlari: Sehir içinde Likya döneminden kalma M.Ö. 4.yy. eserleri dikkati çeker. Bunlar, sehrin simgesi haline gelen dogal kayaya oyulmus mezarlardir. Çok sayida düzgün basamaklarla mezarlarin en güzel ve en görkemlisi olan Amintas'a ulasilir. Bu mezar asagidaki düzlükten de kolaylikla görülür ve yaklastikça, büyüklügü karsisinda duyulan hayranlik artar. Soldaki sütunun orta kisminda, M.Ö. 4. yy. alfabesi ile ''herpamiasoglu amintas'' yazilidir. Bu kisinin kimligi tam olarak bilinmemektedir. Ilçede görülmeye deger pek çok lahit mezar bulunmaktadir. Bunlardan en önemlisi Likya dönemine ait olanidir. Deniz içerisinde yükselen mezarin ilginç bir görünümü vardir. Iki katli ön yüzünde dörtgen, ahsap kirisleri andiran oymalar ve gotik stili kemerli bir kapagi bulunmaktadir. Kapagin her iki yani savaslari resmeden fresklerle bezenmis olup, bunlarin kisinin yasami ile ilgili oldugu sanilmaktadir.

Kaleler

Fethiye Kalesi: Sehrin güneyinde yükselen kalenin, Aziz John'un sövalyelerine ait oldugu sanilmaktadir. Duvarlara oyulmus birkaç yazi, tarihi belirsiz bir sarniç disinda, tepenin dogu yüzünde küçük ve basit iki kaya mezari bulunmaktadir.

Plajlar

Ölüdeniz: "Tanrinin Dünyaya Bagisladigi Cennet" olarak nitelendirilen Ölüdeniz, 3 km'lik bir kumsala sahip bulunmaktadir. Ölüdeniz'de, açik ve koyu mavinin, açik ve koyu yesil ile iç içe girdigi bir renk armonisi içinde yüzmenin doyumsuz mutlulugu tadilabilir. Yilin on ayi ilik ve durgun suyu ile dogal lagün görünümündeki Ölüdeniz; yerli ve yabanci turistler tarafindan en çok tercih edilen yerlerden birisidir.

Fethiye'ye 14 km. uzakliktaki Ölüdeniz ile Belcekiz Plaji'ni, Kumburnu birbirinden ayirir. Belcekiz'daki çok sayida pansiyon, kamp, motel ve lokanta yilin her mevsimi hizmete açik bulunmaktadir. Çam agaçlari ile kapli tertemiz kumsali ve berrak denizi ile Kidrak buraya 3 km. uzakliktadir.

Kidrak: Belcegiz'in 3 km. güneyindeki koy, *** çam agaçlari, temiz kumsali ve berrak denizi ile ideal bir günübirlik dinlenme yeridir.

Kelebekler Vadisi: Ölüdeniz'den 5-7 km. uzaklikta, etrafi ortalama 350 m. yükseklikte daglarla çevrili bu ilginç kanyon, adini Temmuz-Eylül aylari arasinda görülen "Jarsey Tiger" adli kelebeklerden almistir. Yaz kis akan küçük selale, genis kumsal, tertemiz deniz, piril piril çakil taslari ve çevreyi süsleyen pembe zakkum çiçekleri ile küçük bir yeryüzü cenneti olan koya ulasim, Ölüdeniz'den teknelerle saglanmaktadir. Dünya gezginlerinin bulusma yeri olan vadide çadirli kamp alani, restoran, bar, ruf, dus, kabin vb. olanaklar sunulmaktadir.

Saklikent: Fethiye'ye 50 km. mesafede, Mugla - Antalya il sinirini teskil eden Karaçay Deresi kenarinda, uzunlugu 18 km., yüksekligi yer yer 600 m'yi bulan muhtesem bir kanyon içine gizlenmis essiz bir doga harikasidir. Dimdik sarp kayaliklari, çinar agaçlari, piril piril akan coskulu kaynak sulari ile doga tutkunlari için dagcilik, yürüyüs, yüzme olanaklari sunan essiz bir turizm merkezidir.

Yakapark: Insan emegi ve yaraticiligi ile doganin engin zenginliginin birlikte olusturdugu, su sesi ve kus sesinin gizeminde unutulmaz anlarin yasanacagi bu essiz dinlenme yerine Yaka köyünden 2 km'lik bir yolla ulasmak mümkündür.

Göcek: Fethiye'ye 30 km. uzaklikta, Fethiye-Mugla karayolu üzerindedir. Sirin bir balikçi kasabasi görünümünde olan Göcek, son yillarda yat turizminin en önemli merkezlerinden biri haline gelmistir. Dogal limaninin yani sira etrafini çevreleyen çamlik tepeleri, yakinindaki ören yerleri, çok sayidaki adalari ve koylari ile essiz bir turizm cennetidir.

Son yillarda sayilari hizla artan modern konaklama tesisleri ve marinasi ile essiz bir turizm cenneti olma yolunda olan Göcek, Dalaman Havaalani'na 20 km. mesafededir.

Adalar: Birbirinden güzel sayisiz koylarla süslü Kapidagi Yarimadasi ve adalardan olusan, balikçilarin "Karanlik Içi" olarak tanimladiklari bölge mavi yolculuklarin vazgeçilmez ugrak yerlerinden biridir. Fethiye ve Göcekten düzenlenen günübirlik turlarla da ulasilabilen Yassica Adalar, Hamam Koyu, Kursunlu Koyu, Yavansu, Bedri Rahmi Koyu, Tersane Adasi, Göbün Koyu, Boynuzbükü, Göcek Adasi, Domuz Adasi, Zeytin Adasi, Kizil Ada yörede "12 Adalar" olarak da anilmakta ve önemli bir çekim alani özelligini tasimaktadir.

Oyuktepe Koylari: Ilçedeki iki büyük tatil köyünün de yer aldigi yarim adadaki Mempasa, Küçük Samanlik, Boncuklu, Kuleli, Aksazlar, Akvaryum, Turunç Pinari gibi dogal koylar, özellikle yöre halkinin ***ça gittigi günübirlik mesire yerleridir.

Katranci Koyu: Fethiye'ye 17 km. uzaklikta Mugla - Fethiye karayolu üzerindedir. Denize kadar uzanan *** çam agaçlari ile kapli koy, mavi ve yesilin en güzel uyumunu sergiler. Koyda orman içi dinlenme alani olup, dus, WC, kabin, içme suyu, büfe, kameriye, otopark gibi hizmetler mevcuttur. Ideal bir çadirli kamping ve mesire yeridir.

Günlük (Küçük Kargi): Fethiye'ye 18 km. uzaklikta, Mugla karayolu üzerinde bulunan koy dünyada esine az rastlanan, güzel kokulu ve *** "günlük agaçlari"yla bezenmistir. Pek çok hastaligin (kasinti, astim, bronsit, ülser ve mide rahatsizliklari) tedavisinde ve parfümeri sanayiinde kullanilan sigla yagi, günlük agacin salgisidir.

Çalis Plaji: Kent merkezine 5 km. mesafede, Sövalye Adasi karsisindadir. 4 km'lik kumsal boyunca oteller, pansiyonlar, kampingler ve lokantalar bulunmaktadir. Yeryüzünde gün batiminin en güzel izlendigi yerlerden biri olarak nitelendirilen Çalis Plaji, su sporlarina elverisli denizinin yaninda, "Caretta caretta" adiyla bilinen deniz kaplumbagasi türünün kuluçka alanlarindan biri olmasi dolayisi ile de ilçe turizminin en gözde yerlerinden biridir.

Hisarönü - Ovacik: Ölüdeniz beldesinde bulunan bu iki tipik Türk köyü, son yillarda turizm potansiyellerini yogun konaklama, alisveris ve eglence merkezi haline dönüstürebilmislerdir. Ölüdeniz, Babadag, Kaya köyü gibi çekim alanlarina da yakin olan bu iki köy, günümüzde özellikle yabanci turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.

Sportif Etkinlikler

Yamaç Parasütü: Fethiye'de 6 Seyahat Acentesi tarafindan, 1975 metre yükseklikteki Babadagi'n doruklarindan gerçeklestirilen yamaç parasütüne ilgi, tüm dünyada bir çig gibi büyümektedir. Termik noktalarinin zengin ve yaygin olmasi, atlayistan sonra, daha da yükselerek deniz üzerinde uçabilme özelligi, çevredeki bitki örtüsünün zenginligi, doyumsuz güzellikteki Ölüdeniz manzarasi, denize sifir inen tatli bir egim ve daha pek çok nedenle Babadag, rakipsiz bir yamaç parasütü merkezi konumundadir.

Diving (Dalis): Fethiye'de çok sayida dalis okulu ve kulübü tarafindan dalis turlari düzenlenmektedir.

Rafting: Seyahat Acentalari tarafindan Esen çayi ve Dalaman Çaylarinda rafting ve kano hizmeti verilmektedir.

Yapmadan Dönme
Ölü Denizi görmeden,
Kelebekler Vadisine gitmeden,
Göcek'de balik yemeden,
Kayaköy' ü görmeden,
Fethiye' de üretilen Üç Telli , Sipsi ve Kabak Kemani almadan,
Yöresel çalgilarin, dansçilarin katildigi Türk gecelerini izlemeden,
Yaylada kil çadirda kalmadan,...
Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:21
http://img206.imageshack.us/img206/710/cesmecamurtt0xd0.jpg



Çesme, sifali sicak sulari, olaganüstü sayilabilecek kalitede kumun, günesin ve berrakligin kucaklastigi sirin bir tatil beldesidir.Çesme Izmir'in 94 km. batisinda, kendi adini tasiyan yarimadanin en ucunda kurulmustur. Gemiciler tarafindan küçük liman diye adlandirilmistir. Zamanla çogalan ve buz gibi sularin aktigi çesmelerinden dolayi da yöreye Çesme denilmistir. 15 km. kuzeyindeki Ion kenti Erythrai' nin limani olan Çesme'nin dogusunda, Kalemburnunda I.Ö.1000 yillarinda küçük bir yerlesim alani oldugu bilinmektedir. Çesme-Ildiri köyünde ortaya çikarilan Erythrai Antik Kenti ile Çesme kentinde Osmanli Döneminden kalan Kale, Kervansaray, çok sayida çesme ve tarihi kent dokusundaki sivil mimarlik örnekleri yörenin arkeolojik ve tarihi kaynaklarini olusturan yapitlardir.
Sehrin ortasindaki tepe bugün kalintilari görülen Akropolde yapilan kazilarda Athena Pallas tapinagina adak olarak sunulmus heykelcikler bulunmustur. Buluntular içinde en önemlisi, Arkaik devirden kalma bir kadin heykeli Izmir Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Her yil Temmuz ayinda uluslar arasi sarki festivali düzenlenir.

Tarihçe: Ilk çagda Cyssus adiyla bilinen Çesme, Anadolu'nun Bati kiyisinda MÖ.1000 yillarinda tahmin edilen 12 Ion kentinden biri olan Erythrai (Eritre)'nin Ildiri Iskelesiydi. Erythrai, M.Ö. 6. yüzyilda oldukça genis ve önemli bir yerlesim merkezi durumundaydi. Son derece koruyucu bir limana sahip olan Erythrai Misir, Kibris ve bati ülkeleri ile iliski kurmus ve ticaretini gelistirmistir..

Lidya ve Pers egemenliginden sonra Roma ve Bizans hakimiyetinde kalmistir. Çesme, Selçuklu, Osmanli, Aydinogullari ve tekrar Osmanli Dönemlerini sirasiyla yasamistir.

Iklim: Akdeniz iklimi yasanir. Son derece sicak ve kuzeyden esen rüzgarlara açiktir.


Gezilecek Yerler

Çesme Kalesi: 1508 yilinda Osmanli Padisahi 2. Bayazit tarafindan yaptirilmistir. Kale Osmanli mimarisinin tüm özelliklerini tasimaktadir. Bu tarihi yapi, ilçede yapilan Uluslararasi Çesme Müzik Yarismasinda konser yeri olarak düzenlenerek tüm dünyaya sergilenmektedir.Her yil uluslararasi Çesme festivali 2-7 temmuz tarihleri arasinda burada kutlanmaktadir. Kalenin önünde Kaptan-i Derya Cezayirli Hasan Pasa' nin aslanli heykeli bulunmaktadir.

Kervansaray: 1528 yilinda Kanuni Sultan Süleyman tarafindan yaptirilan Kervansaray iki katlidir. Bu tarihi yapi bugün otel olarak hizmet vermektedir. Hediyelik esyalari deri giysileri ve kaliteli halilariyla alisveris imkanlari sunulur. Geceleri özellikle restoranlar, barlar ve diskolar etrafinda canli, neseli bir atmosfer bulunur.

Kaplicalar

Çesme Ilicalari: Izmir - Çesme yolu üzerinde ve Çesme'ye 5 km. uzaklikta deniz kiyisinda bulunan Çesme Ilicalari plaji ve ilicasi ayni yerde olan dünyanin en ilginç ve zor bulunur ilicalarindan biridir. Sularin sicakligi 58 o C dolayindadir. Romatizmanin kronik her sekli, gut sismanlik gibi metabolizma bozukluklari ile rasitizm, kadin, deri, hastaliklari, karaciger ve idrar yollarinin agrili hastaliklarinda yararli olmaktadir. Kaplica civarinda modern konaklama tesisleri mevcuttur. Ayrica bu konaklama tesislerinde termal özellikte havuz ve banyolar bulunmaktadir. Çesme kaplicalarina ulasim Üçkuyular'dan kalkan Çesme otobüsleri ile mümkündür.

Sifne (Reisdere) Kaplica ve Çamuru: Çesme Ilicalarinin 5 km kuzey dogusunda Sifne körfezinde küçük bir yarimada üzerinde bulunan etrafinda çesitli konaklama ve yeme- içme tesisleri yer almaktadir. Romatizma, rasitizm, kadin hastaliklari ve idrar yollari, mide, bagirsak, egzama, kan çibani gibi deri hastaliklarinda yararlidir.

Yat Limanlari

Yat Limani: Izmir ilinde özellikle Çesme Yarimadasi'nin güneyi ülkemizin belli basli yat güzergahlarindan birini olusturmaktadir. Çesme-Kusadasi güzergahi yat turizmi altyapisinin en çok gelistigi alandir. Ticari ve yat limani bulunan Çesme Limani'nin iskelesi iki küçük tonajli gemi yanasabilecek kapasitededir. Yat Limani ise 150 teknenin barinabilecegi büyüklükte tasarlanmistir. Kislari balikçi barinagi yazlari ise yatçilara hizmet vermektedir.

Alaçati Iskelesi: Alaçati beldesinin güneyinde yan yana siralanmis koylarla, yatçilar için bir cennet niteligindedir. Iskelede 80 tekne barinabilmektedir. Yatlarin barinabilmesi için pek çok imkan vardir.

Çesme-Altinyunus Yat Limani: 70 büyük ve 40 küçük tekne baglanabilecek kapasitede olup her türlü yat bakim hizmeti verebilmektedir. Yat Limani geceleyen ya da konaklayan yatlara su, elektrik, telefon, bakim, onarim ve kislama hizmetlerini verebilecek durumdadir.

Sportif Aktiviteleri

Kamp-Karavan: Büyük Liman ve Pasa Limani koylarinda kamp alanlari ve yazlik konutlar açisindan zengindir. Ayrica Antik Erythrai kentinin bulundugu Ildiri yöresindeki dogal plajlar ve kamp alanlari kullanima uygundur.

Avcilik: Çesme kara avciligindan hoslanalar için de zengin bir yerdir. En ilginç ve heyecan verici av, kuskusuz domuz avidir. Yetkili makamlardan gerekli izinler alindiktan sonra herkes domuz avina çikabilir. Çesme keklik ve tavsan bakimindan da zengindir. Bu hayvanlarin en çok görüldügü mevsim Eylül-Aralik aylari arasinda olup bu mevsim süresince avlanmak serbesttir. Avcilikla ilgilenenleri Çesme kisin da agirlayabilir.

Rüzgar Sörfü: Alaçati, Avrupa'nin sörf bölgeleri arasinda en ilginç ve çesitlik sunan bölgelerindendir. Bozulmamis bir örtüsü ile sörf merkezi V biçiminde berrak suyu olan bir koydadir. Çesitli rüzgar kosullari ve ideal sörf alani ile Avrupa'daki en önemli sörf merkezlerinden biridir.

Deniz suyu oldukça sigdir ve rüzgar genellikle kuzeyden esmektedir. Haziran ayindan Eylül ayinin ortalarina kadar ortalama 4-6 siddetinde eser. Nisan-Ekim aylarinda ise %50 güney rüzgari eser ve güzel dalgalar olusturur. Alaçati' nin en güzel özelligi, rüzgarin soldan, yani meltem olarak esmesi ve siddetli rüzgarda dahi düzenli dalgalarin olusmasidir. Akintinin da rüzgar ile ayni yönde olmasi sörf yapanlara kolaylik saglamaktadir. Alaçati meltem rüzgarina sahip bölgeler arasinda hiç süphesiz en güvenilir olanidir. Burada dört ayri rüzgar Ege'nin içlerine uzanan Çesme Yarimadasi'na oksarlar. Meltem, Lodos, Poyraz ve Gerence rüzgarlari yil boyunca bölgeyi ziyaret eder.

Sakiz Agaci

6000 yil önce ilk kez Çesme'de bulunan sakiz agaçlari görülmeye degerdir. Bu agaçlardan lezzetli aromasiyla sakiz reçeli ve essiz sakiz rakisi yapilir. Sakiz mutfaklarda kullaniminin yani sira ilaç ve boya üretiminde de kullanilir.

Eski Yunan doktorlari, sakizdan kuduza, yilan sokmalarina, mide rahatsizliklarina, bagirsak ve akciger hastaliklarina karsi çesitli ilaçlar yaparlardi. X. yüzyildan sonra, sakizin ünü, Sakiz Adasini asarak yayilmis ve dünyada meshur olmustur.

Yapmadan Dönme
Çesme Kalesini gezmeden,
Çesme Kaplicalarinda kalmadan,...
Dönmeyin..

tufan47
10-26-2007, 13:23
http://img206.imageshack.us/img206/5513/markoysk7ru7.jpg


Marmaris yeşilin ve mavinin tüm tonlarını yılın on iki ayında görebileceğiniz cennet bir köşedir. Uzun kıyı şeridindeki koyların çokluğu , doğal liman oluşu, antik kentlere yakınlığı, doğal güzellikleri, mavi tur olanakları, modern yat limanları, körfezin her türlü su sporlarına olanak sağlaması, beş yıldızlısından başlayarak en mütevazı pansiyonuna kadar tüm turistlerin gönüllerince tatillerini geçirebilecekleri cennet bir ilçedir.Kısa bir süre öncesine kadar balıkçılığı, süngerciliği ve ıtırlı bitkileri ile tanınan Marmaris, bugün büyük bir turizm merkezi haline gelmiştir.
Kara ulaşımı yanı sıra Dalaman Havaalanı ve Rodos Feribotları ile kolayca dış dünyaya açılma imkanı bulan Marmaris, Datça yolu üzerinde bulunması, Fethiye yoluna yakınlığı nedeniyle önemini arttırmaktadır.Akdeniz'deki yatlar için oldukça uygun bir doğal limanı olduğu gibi, Yalancı Boğaz'daki atölyelerde yat imalatı ve bakımı yapılabilmektedir.

Akdeniz iklimine sahip oluşu, kışın bile denize girme imkanı sağlarken, etrafını çepeçevre saran sık ve yüksek dağlar ile çam ormanları, dünyada ender görülen Günlük (Liquidamber Orientalis) ağaçları ve geniş yapraklı çınar ağaçları Marmaris'in yeşil dokusunu oluşturur.

Tarihçe

Tarihi M.Ö. 3400'lere kadar giden Marmaris'teki ilk yerleşimin, bölgeye başkanlarının adı Kar olan bir kavimin gelmesiyle başladığı iddia edilir. Bölgeye KARIA ismi Kar'ın ülkesi anlamında sonradan verilmiştir. Ege ve Akdeniz kıyılarının bereketi, bölgeyi devamlı çekici kılmıştır.

Böylece, Marmaris zaman içinde pek çok medeniyetin hüküm sürdüğü bir yer haline gelmiştir. Bölgede yapılacak gezilerde Karia, Rodos ve Ada uygarlıkları, Mısır, Asdur, İon, Dor, Pers, Makedon, Suriye, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini görmek mümkündür. Pyhskos kentin ilk adıdır.

İklim

Akdeniz iklimi etkisi altında bulunan Marmaris'te yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçmektedir.

Gezilecek Yerler

Marmaris Kalesi: Ionyalılar tarafından yapıldığı öne sürülen kale, Büyük İskender döneminde onarımdan geçirilmiş olup, Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Rodos seferi sırasında (1522) büyük çapta genişletilip onarımdan geçmiştir. Kaleden gündüz ve gece olağanüstü bir Marmaris panaromasını seyretmek mümkündür.

Taşhan ve Kemerli Köprü: İskelebaşı semtindeki Taşhan (Muğla yolu 10 km.), kagir kemerli köprüsü ile birlikte kitabesine göre Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.

Antik Kentler

Physkos: Antik Caria bölgesinin önemli bir liman kenti olan Physkos'un kalıntılarını Marmaris'in kuzeyindeki Asar tepesinde görmek mümkündür. Bu kalıntılar (Akropol) üzerinde sur duvarları günümüze kadar varlıklarını korumuşlardır.

Loryma (Bozukkale): Bozburun yarımadasını güney - batı ucundaki Bozuk koyunda önceleri Oplosika (tophane) bükü adıyla bilinen bölgede, Rodos demelerinden Kasara'ya bağlı olan Loryma kasabası kurulmuştu. Yerleşim alanındaki en etkileyici yapı, koy girişine bakan Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş berkitmedir. Düzgün kesme taş duvarcılığı ile örülen bu Rodos adasının kenarlarında dokuz dikdörtgen kule vardır. Bugün bunlardan yalnızca kuzeydeki çıkma kule görülebilmektedir.

Amos: Antik Amos harabelerine Kumlubük koyunun kuzeybatısından, dik sahilin güneyindeki Asarcık denilen tepeden ulaşmak mümkündür. Amos, bir tepe üstünde yer alan tiyatro, tapınak ve bazı heykel kaidelerden oluşur.

Amos'un çevresi aynı dönemden kalma bir surla çevrilidir. Rodos karşı yakasındaki üç tiyatrodan ikincisi olan Amos tiyatrosu bugün oldukça iyi durumdadır. Oturma yerleri, yan duvar ve sahne evinin üç odasını ayırt etmek mümkündür. Prof. E. Bean bölgede yaptığı kazılarda (1948) İ.Ö 200 civarına ait üç ayrı kira sözleşmesinin koşullarını ele alan dört yazıt parçasını ortaya çıkardı.

Cedrae: (Kleopatra veya şehir adaları) Saray adası (Kleopatra Adası) Orta Ada ve Küçük Ada olmak üzere üç adadan müteşekkil olan Şehir Adalarından Saray Adasında Roma çağından kalma eski Cedrae ören yeri bulunmaktadır. Uzaklardan surların kalıntıları kolayca seçilebilir.

Adanın kuzeybatı yanındaki küçük koyda halk arasında Kleopatra'nın yüzdüğü rivayet edilen çok ilginç bir plaj vardır. Efsaneye göre bu küçük koy Kleopatra ile Mark Antonius'un denize girdikleri yer olup, buranın kumu Antonius tarafından Kuzey Afrika'dan gemilerle getirilmiştir. Söylendiğine göre bu cins kum bugün yalnızca Mısır'da görülebilmektedir.

Saray adasının doğu kısmında surlarla çevrili yapı kalıntıları Roma döneminden kalmadır. En iyi durumda olan Küçük Tiyatro binasıdır. Dor'lara ait Apollon tapınağının temelleri üzerinde sonraki yüzyıllarda bir Hıristiyan bazilikası inşa edilmiştir. Saray adasının batı kesiminde bir Agora bulunmaktadır. Bir takım kitabelerden bu bölgede Apollon'un onuruna atletizm festivallerinin düzenlendiği anlaşılmaktadır. Küçük adasındaki nekropolün kalıntıları diğer buluntular ile sütün kabartmaları Ada'da görülebilir.

Hydas: Erine - Bybassios yol güzergahı üzerinde Marmaris'e 35km. uzaklıkta bulunan Hydas'da sur kalıntıları, bu kalıntıların güneyinde kare planlı bir mezar anıtı yer almaktadır. Hydas'a 3 km. uzaklıkta, sahilde bir gözetleme burcu ve bu burç üzerinde birkaç mezar bulunmaktadır. Antik Hydas kasabası, Bozburun yarımadasının kuzeyindeki Selimiye koyundaki (Kamışlı Koy) kurulmuştur.

Erine: Marmaris'in güneybatısında Datça'ya uzanan yolun 20. km.sinde güneye Bozburun yönüne dönüldüğünde 2 km.lik asfalt yolla Hisarönü köyüne ulaşılmaktadır. Antik ören yerine buradan 3 km.lik stabilize orman yolu ile gidilir. Erine'de, Roma dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.

Castabus (Pazarlık): Bu antik ören yeri Hisarlık köyü yakınlarındaki Pazarlık mevkiindedir. Eren dağındaki bu kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanışla ulaşılabilir. Tapınak kendisi için yapılan platformun üzerinde yer alır. İ.Ö. 4. yüzyıldan kalma Ion düzenindeki yapı, ayrıca Dor öğeleri de taşımaktadır. Platform üzerinde, tapınak temeli görülebilir. Platformu destekleyen göz alıcı duvarlar günümüze kadar varlığını sürdürebilmişlerdir. Güneydeki alanda yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilen tek yapıdır.

Saranda (Söğüt): Marmaris'e 45km. uzaklıkta, bugünkü Söğüt köyü yakınındadır. Roma ve Bizans dönemlerinde kesintisiz olarak bir yerleşim birimi olma özelliğini sürdüren Saranda geç Bizans dönemine ait birkaç yapı kalıntısına rastlanmamaktadır.

Bybassios : Erine yolu üzerinde, Bozburun yönüne devam edildiğinde Bybassios antik kentinin kalıntıları ile karşılaşılır. Bugünkü Orhaniye köyü, kalıntıların bulunduğu tepenin yamacına kurulmuştur. Kentin sur kalıntıları orman içinde dağınık bir arazide yer almaktadır.

Euthenna (Altınsivrisi): Cedrai -Marmaris çizgisinin batısında kalan bölgede, antik çağda Rodos'a bağlı iki önemli kasaba bulunmaktadır. Yerleşim alanını çeviren berkitme sur oldukça iyi durumdadır. Kıyıda ise, boraj kesme taş duvarı tarzı ile örülen antik iskelenin bir uzantısı ile karşılaşılır. Bu ören yerine Karacasöğüt köyü yolundan gidilebilir.

Türbeler ve Camiler

Sarıana Türbesi: Türbe, Sarıana mahallesinde, şehre kuzeydoğudan kuşbakışı bakan bir konumdadır. Yanında yeni bir cami bulunmaktadır. Kanuni Rodos seferine çıkmadan önce kehanetleriyle ünlü Fatma Anayı (Sarıana) burada ziyaret eder. Olumlu yanıt aldıktan sonra Rodos kuşatmasına başlar. Marmaris'ten hareketinden önce, binlerce Osmanlı askeri Sarıana'nın ineğinden sağılan sütle kahvaltı yaparak sefere çıkar.

İbrahim Ağa Cami: İbrahim Ağa tarafından 1789 yılında Kemeraltı mahallesinde yaptırılmıştır. Üzerindeki büyük kubbe mimari açıdan dikkati çeker.

Plajlar

Cennet Adası: Marmaris'e 30 dakikalık bir yolculuk ile ulaşılabilen ada, aslında bir yarımada olup tamamen ormanlarla kaplıdır. Pansiyon ve lokanta gibi hizmet birimlerinin mevcut olduğu Cennet Adası sezon boyu tur teknelerinin uğrak yeri olup yüzme ve eğlence için elverişli bir bölgedir.

Fosforlu Mağara: Turunç ve Kumlubük'e tur teknelerinin uğrak yeri olan bu doğal mağara, akvaryumu andıran yeşil ve turkuvaz renkli sularda yüzme imkanı sağlamaktadır.

İçmeler: İlçeye 10 km. uzaklıkta bulunan İçmeler, turistik tesisleri, plajı ve eğlence yerleri ile sayılı turistik beldelerimizden biri olmasının yanında hazım sistemine iyi gelen içme suyu ile de dikkat çekmektedir.


Turunç: Marmaris'e 21 km. uzaklıktaki Turunç köyüne hem deniz yolu hem de karayolu ile ulaşabilmek mümkündür. Eski bir balıkçı kasabası olduğu bilinen köy günümüzde her türlü konfora sahip turistik tesisleri, pansiyonları ve çardak lokantaları ile yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çekmektedir.

Kumlubük: Turunç'tan 6 km'lik bir yolla ulaşılan Kumlubük'e Marmaris'ten deniz yolu ile de ulaşabilmek mümkündür. Yeşil ile mavinin iç içe girdiği yöre, temiz denizi ve harika kumu ile bölgenin en gözde plajlarından biridir.

Çiftlik: Deniz yolu ile 2 saatlik bir yolculukla gidilebilen Çiftlik köyüne ayrıca Bakır köyü üzerinden de ulaşabilmek mümkündür. İri kumlu plajı ve çardak lokantaları ile bilhassa yatçıların konaklamak için seçtikleri bir koydur. Koyun içinde küçük bir adası bulunan köy, jeep türü araçlar ile safari turu yapanlar tarafından da tercih edilmektedir.

Günnücek: Marmaris'e 2 km. uzaklıkta bulunan Günnücek'te dünyada eşi çok az görülen günlük (Liquidamber orientalis) ormanı bulunmaktadır. Bu ağaçlardan elde edilen sığla yağı ilaç ve parfümeri sanayinde kullanılmaktadır.

Yalancı Boğaz: İlçeye 8 km. uzaklıkta bulunan bu kara parçası, bir gemi kaptanının fırtınalı bir havada burayı körfeze açılan boğaz zannedip gemisini karaya oturtmasından sonra "Yalancı Boğaz" adını almıştır. Ağaç yapımı Gulet tersanelerinin bulunduğu bu yöre mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisidir.

Mesire Yerleri

Turgut (Şelale): Marmaris'ten 35 km. uzaklıkta bulunan Turgut köyü yolundan 15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılabilen şelalenin suyu 10 metre yükseklikten akmaktadır.

Bozburun: Marmaris'in 50 km. Batısında kalan köy otobüslerin mutlaka mola verdikleri, çam, çiçek ve kekik balı ile ünlü bir köyümüzdür. Ülkemizin abide ağaçlarından birisi olan yaklaşık 1000 yıllık ulu bir ağaç bulunmaktadır.Köyde, 26 Ekim-28 Ekim tarihleri arasında Uluslararası Bozburun Gulet Festivali kutlanmaktadır.

Yatçılık

Doğal bir liman olan Marmaris Körfezi 1100 kapasiteli üç marina ve 1200 yat kapasiteli 9 yat çekek yerine sahiptir.
Mavi yolculuğun odak noktasında bulunan yörede yat turizmini geliştirmek amacıyla çeşitli festivaller düzenlenmektedir.
Uluslararası Yat Festivali ve Uluslararası Marmaris Yat Yarışlarını yörenin belli başlı etkinlikleri arasında sayabiliriz.

Yapmadan Dönme
Mavi tura katilmadan,
Marmarisin essiz güzellikteki beldelerinde Turunçu, Cennet adasini, Bozburunu, Turgutselalesini, Yalanci bogazi, Günnücegi ziyaret etmeden,
Marmaris Müzesini gezmeden,
Marmaris tarhanasi, sura dondurmasini yemeden,
Sayisiz antik kentlerini ziyaret etmeden,...
Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:26
http://img206.imageshack.us/img206/836/kus1qn8zi0.jpg


Aydin il merkezine 71 km. uzaklikta, Ege Bölgesi'nin denizle bulustugu kiyi seridinde yer almaktadir. Kuzeyde Selçuk ve Pamucak, güneyde Dilek Yarimadasi ile sinirlanan ilçe merkezi Izmir, Efes, Meryemana, Milet, Didim, Pamukkale, Marmaris, Bodrum gibi önemli turistik merkezlerin odaginda bulunmaktadir. Kusadasi Limani, Yunanistan'a ait Sisam adasina yakin olmasi nedeniyle, buraya gelen turistler için Türkiye'nin ikinci önemli deniz kapisidir.


Gezilecek Yerler

Güvercinada : 19 yy.da Mora ayaklanmasi sirasinda adalardan gelebilecek saldirilara karsi karakol olarak Osmanlilar tarafindan yapilmistir.



Kruvaziyer ve Yat Limanlari

Kusadasi'nda turist gemilerinin yanastigi iki adet iskele ve ayrica 650 yat kapasiteli yat limani bulunmaktadir. Kusadasi Limanina her mevsim gemiler yanasmaktadir. Kusadasi limanindan Yunan Adasi olan Sisam (Samos)'a bahar ve yaz aylarinda (1 Nisan - 20 Ekim arasi her gün) düzenli olarak yolcu motor seferleri yapilip, kis aylarinda bu seferler charter olarak degisir. Limanda günübirlik ve saatlik piknik turu yapan yolcu motorlar mevcut olup, Mavi Tur yapan yatlar da yat limaninda bulunmaktadir.

Cami ve Kervansaraylar

Öküz Mehmet Pasa Kervansarayi : 1618 yilinda Sadrazam Mehmet Pasa tarafindan yaptirilmistir. Dis duvarlarda görülen top delikleri sehrin korsan saldirilarina karsi korunmasi amaciyla yapilmistir. Kale Içi Camii : 1618 yilinda Sadrazam Öküz Pasa tarafindan yaptirilmistir.



Plajlar

Kusadasi'nda bulunan plajlar; Kadinlar Denizi Plaji,Güvercin ada Plaji,Yilanci Burnu Plaji, Yavan su Plaji, Kustur Plaji, Kara ova Plaji, Güzelçamli Plaji, Sevgi Plaji, Kalamaki Plajidir.

Kaplicalar

Çiban (Yavan su ) Kaplicasi, Venüs Kaplicasi, Güzelçamli kaplicasi Kusadasi'nin önemli kaplicalaridir.

Magaralar

Karaca Magarasi

Korunan Alanlar ve Milli Parklar

Büyük Menderes Deltasi Milli Parki

Yapmadan Dönme
Öküz Mehmet Pasa Kervansarayini görmeden
Güvercin adayi gezmeden
Plajlardan denize girmeden
Dilek Yarimadasi Milli Parkini gezmeden
Mavi tura katilmadan,...
Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:28
http://img156.imageshack.us/img156/9463/sel1ls8wu8.jpg


Selçuk, Ege Bölgesinin batısında, İzmir-Aydın karayolunun 73.km yer almaktadır. Denize ve pırıl pırıl kumsala sahip Pamucak plajına uzaklığı 9 km'dir.

Tarihçe
Antik Çağ yazarlarına göre Efes, Smyrna gibi M.Ö. 3000 yıllarında kurulmuştur. Ancak, Smyrna kurulduğunda, Efes o dönemin önemli liman kentleri arasındadır. Dor istilası üzerine Ege kıyılarına yerleşen İonlar Efes'e yerleşmişler, daha sonra Lidya egemenliği döneminde şehirlerini geliştirmişlerdir. İon, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı uygarlıklarının izleri bugün halen görülebilmektedir. Efesliler Roma dönemindeki depremle yerle bir olan şehirlerini Tiberius zamanında yeniden imar etmişlerdir. Ancak bu defa Helenistik bir yapı stili yerine tüm Efes, Roma karakteri yapılarla dolmuştur.

Siyasi ve ticari önemi giderek artan Efes'e Meryem Ana' nın da gelmesi ve St. Jean'ın burada yaşaması Efes'i aynı zamanda önemli dini bir merkez durumuna getirmiştir. Daha sonraları Sart ile Susayı bağlayan deniz yolu üzerindeki işlek limanların zamanla dolması üzerine, artık yaşanmaz hale dönüşen şehri Bizans İmparatorluğu Justinyen' in (527-565) Ayasuluk Tepesinde yaptırdığı St. Jean bazilikası etrafına yerleşmek suretiyle terk etmişlerdir. 1090 yılında şehir Türklerin eline geçmiştir. Böylece şehir tarih boyunca farklı istilalar yada depremler nedeniyle tam beş kez yeniden kurulmuştur.

İklim

Akdeniz ikliminin egemen olduğu yörede yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Kar yağmaz ve ısı nadiren sıfırın altına düşer. İklimin yumuşak olması 10 ay deniz ve doğa sporlarının yapılmasına olanak tanır.

GEZİLECEK YERLER

Efes Harabeleri : Efes Harabelerine ilk girişte karşılaştığımız kalıntılar Vedius Gymnasium' a ait kalıntılardır.
Vedius Gymnasium: M.S. II. Yüzyılda Vedius Antonius adına zengin bir Efes' li tarafından yaptırılmıştır. Doğudaki avlusu, ortada yer alan tören salonu, soyunma odası ve hamamları ile dönemin özelliklerini karekterize eden sportif ve kültürel eğitimin yapıldığı görkemli bir yapıdır.



Stadyum : Vedius Gymnasium' dan sonra harabelere doğru sol tarafta stadyum vardır. Sportif tüm yarışların , oyunların, olimpiyat düzenlemelerinin araba yarışlarının yapıldığı stadyum döneminin sportif ve kültürel bütün ihtiyaçları karşılanmaktaydı.

Akropol : Stadyumun karşısında Akropol olarak kabul edilen tepede M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen bir yapı mevcuttur. Tepenin kuzey batısında ise M.Ö. 350 yıllarına ait bir tapınak bulunmaktadır.
Bizans Hamamları: Stadyumdan sonra Bizans hamamları ile karşılaşılır.

Çifte Kiliseleri (Konsül Kilisesi) : Bizans hamamlarının karşısında yer alan Çifte Kiliselerin Hıristiyanlık dünyası için son derece özel bir önemi vardır. 431-438 yıllarında konsüllerin toplandıkları kilise 265x29.5 m. boyutlarında bir yapıdır. M.S. 11. yüzyılda Roma döneminde bir bazilikaya dönüşen yapı Meryem Ana' ya adanmış, burada yapılan 3. Konsül toplantısında Katolizmin doğması kararları alınmıştır. Kilise dünyada Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birisi olması nedeniyle bugün bile büyük önem taşımaktadır.
M.S.7. yüzyılda kilisenin apsisinden açılan bir kapı ile ikinci bir kilise inşa edilmiş ve böylece kiliselerin adı '' Çifte Kiliseler '' olarak tanınmıştır. Bu yeni açılan bölüm din adamlarının ikametlerine ayrılan kısımları ihtiva eder. Meryem ana adına sunulan ilk kilise olması nedeniyle kilise ve çevresi dini bir merkez durumundadır.

Liman Hamamları : İlk kez M.S. 2. Yüzyılda yapılan hamam, 4. yüzyılda İmparator Konstantinus döneminde onarım görmüş ve bazı değişiklikler yapılmıştır.

Arkadiane (Liman Caddesi) : Efes'teki harabeleri gezmek için hamamların karşısında bulunan ve limana kadar uzanan mermer döşeli bir caddeye çıkılır . 11m. genişliğinde 530m. uzunluğunda olan bu görkemli caddenin sağında ve solunda yer alan mermer sütunlar bugün de ayaktadırlar. Kralların karşılandığı bir çok önemli gösterinin ve dini törenlerin yapıldığı bu cadde, aynı zamanda limana gelen giden tüm mal ve servetin aktığı yol olduğundan ''Liman Caddesi'' olarak anılır.

Tiyatro : Efes harabelerinin en güzel yapılarından biri olan tiyatro, oldukça sağlam kalmış ve bir süre öncesine kadar Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılabilmiştir. 25000 kişilik tiyatronun ilk kez Helenistik dönemde yapıldığı bilinmekte ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden inşasına başlandığı, İmparator Trianus M.S..98-117 döneminde tamamlandığı bilinmektedir.

Mermer Cadde: Efes'in güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından kuzeybatıda Koresos Kapısına kadar uzanan yaklaşık 400 m.lik mermer döşeli cadde M.S. 5. Yüzyılda yeniden yapılmıştır.
Celsus Kitaplığı: Ticari Agoranın yanında bulunan Celsus Kitaplığı M.S.135 yıllarında Asya Konsülü Julius Aguila tarafından Romalı Mimar Vitruoya' ya yaptırılmıştır. Arka duvardaki bir kapıdan Celsus'un mezarına geçilir. Celsus'un burada bulunan heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. Roma mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu, devrinin en güzel örnekleri arasında yer alır. Ön cephe kolonları arasında yer alan dört kadın heykeli ''Akıl'', ''Kader'', ''İlim'' ve ''Erdem'' öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin orijinalleri bugün Viyana Müzesinde bulunmaktadır.

Aşk Evi : Mermer caddeden yukarı çıkıldığında Kuretler Caddesi ile kesişen noktada Aşk Evi bulunur. M.S.1. yüzyıla tarihlenen bu ilginç ev, ana bir hol ve bu hole açılan bir çok odadan oluşmaktadır. Aşk Evinde bulunan mozaik kız portreleri bu evde çalışan kızlara ait olduğu sanılmaktadır. Aşk Evinin duvarları içinde bugünün modern klima sistemine eşdeğer bir soğutma ve ısıtma sisteminin bulunması son derece ilginçtir. Burada şarap mahzenleri, dev ocaklar, hamamlar, havuzlar, yatak odaları, konferans salonları ile muhteşem bir kütüphanesi bulunduğu bilinmektedir.

Skolastika Hamamı : Efes'te yaşayan zengin Romalı bayan Skolastika tarafından yaptırıldığı anlaşılan hamam M.S.400 yıllarına tarihlenmektedir. Merkezi sistemle ısıtılan hamam mermer kullanımının ilginç bir örneğidir.

Hadrian Tapınağı : Kuretler Caddesinin en güzel yapılarından birisi de Hadrian Tapınağıdır. Bu tapınaktan geriye cephe alınlığı kalmıştır.

Tapınağın arşitravında tasvir edilen mitolojik sahnelerden en ilginci Efes'in kurucusu mitolojik kral Andoklos' un yaban domuzunu öldürüşü ile ilgili sahnedir.

Trajan Çeşmesi : Hadrian Tapınağını geçtikten sonra biraz ilerde solda Trajan Çeşmesi yer alır. Çeşmenin katlarını süsleyen heykeller Efes Müzesinde sergilenmektedir.

Yamaç Evler : Celsus Kütüphanesinden Kuretler Caddesine dönüşte, sağ tarafta Bülbül Dağının yamaçlarında Efesli zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardı. Yakın zamanda restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşan bu evler, geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta, duvarlarında fresk ve mozaiklerle süslü, mermer kaplamalar bulunmaktadır.

Domitian Tapınağı : Efes'te bir imparator adına yapılmış ilk tapınaktır. Devlet Agorasının hemen karşısında, kentin en güzel ve en merkezi yerindedir. Yalnız başı ve kolu ele geçen Domitian`in oldukça büyük ölçülerdeki kült heykeli bugün İzmir Arkeoloji Müzesinde, tapınağın giriş altarı ise Efes Müzesinde sergilenmektedir.

Belediye Sarayı (Prytaneion) : Efes`in kutsal mekanı sayılan meclis sarayının sağ tarafında Hestia sunağı bulunmaktadır. Bu sunakta sürekli olarak bir kutsal ateş yanardı. Prytaneion politik işlerin görüldüğü ayrıca önemli törenlerin şölenlerin ve kabullerin yapıldığı yerdi. İki Efes Artemis' ininde buruda bulunmuş olması Prytaneion' un dini açıdan da son derece önemli bir mekan olduğunu göstermektedir.

Odeon (Bouleuterion) : M.S.2. yüzyılda Efesli zenginlerden Publis Vedius Antonius tarafından yaptırılan Odeon`un zamanında üstü ahşap kaplamalıydı.

Artemis Tapınağı : Efeslilerin ilk yerleşimlerinin bu tapınağın olduğu yerde bulunduğu bilinmektedir. Daha sonra bir depremle tapınağın yıkılması üzerine Roma imparatoru yardımı ile Efesliler tapınağı yeniden ve daha gösterişli inşa ederler. Dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinen Efes Artemis Tapınağının bu gün sadece temel kalıntıları bulunmaktadır.

St. Jean Bazilikası : Bizans İmparatoru Justinyen 'in M.S.6. yüzyılda St. Jean adına yaptırdığı bazilika Ayasuluk Tepesinde yer almaktadır. 40X110 m. boyutlarında batıdan girişi olan yapı haç planlı, kubbeli bir bazilikadır.

Yedi Uyuyanlar : M.S. 5. ve 6. yüzyıla rastlayan dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Ören yeri dini bir merkez hüviyetindedir. Rivayete göre Hıristiyanlığın resmi dini olarak kabulünden önce, putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır. Uyandıklarında Hıristiyanlık resmi din olmuştur. Bu mucize olay üzerine , öldükten sonra bu yedi gencin tekrar gömüldüğü ve adlarına büyük bir bina yaptırıldığı sanılmaktadır. Bugün kazılarda ortaya çıkarılan yapı oldukça büyük abidevi boyutlardadır ve çoğu kaya oyma mezar buluntularına, iki kilise ile katakomplara rastlamaktadır.

Meryem Ana Evi : Bülbül Dağı üzerinde Hıristiyanlığın kutsal anası Hz. Meryem'in Evi bulunmaktadır. Hıristiyanlarca ''Panaya Kapulu'' olarak da adlandırılan kutsal yerin M.S.4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Hz. İsa'nın yakalanıp çarmıha gerilişinden kısa bir süre önce annesini arkadaşı ve havarisi olan St. Jean'a teslim etmiştir. St. Jean Hz. İsa'nın çarmıha gerilişinden sonra Hz. Meryem'in Kudüs'te kalmasını sakıncalı bulduğundan onu yanına alarak kaçırmış ve buraya getirmiştir. Hıristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlenmiş olan St. Jean çağın en büyük kenti durumundaki Efes'i kendine hedef seçmiş Hz. Meryem'i putperestlerin diyarına sokmak istemediğinden onu Bülbül Dağı eteklerinde sık ağaçlarla kaplı bir köşede yaptığı kulübede gizlemiştir.

St. Jean'ın her gün gizli gizli onu ziyarete gittiği ve yiyecek içecek götürerek yokladığı bilinmektedir. Hz. Meryem'in tam 101 yaşına kadar Bülbül dağındaki bu yerde yaşadığı ve burada öldüğü kabul edilmektedir. St. Jean Meryem Ana' yı yine bu dağda kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yere götürmüştür. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Hz. Meryem'in bulunduğu yere Hıristiyanlarca ''Haç'' şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. Burası kötürüm olan ve Türkiye'ye gelemeyen bir Alman rahibenin tarifleri üzerine bulunmuştur.

Anıt Mezar

Belevi Mausoleumu : İzmir yolu üzerinde Selçuk'tan 13 km. uzaklıktaki yol kavşağının doğusunda, Belevi beldesinde bulunan bu anıt, dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnassos Mausoleumu'ndan sonra Anadolu'nun en büyük ve en yüksek mezar anıtıdır. Helenistik Çağa tarihlenmektedir.

Kaleler

Ayasuluk Tepesi ve Kale : Bu tepe Erken Hıristiyan, Bizans ve Selçuklu devirleri boyunca iyi tahkim edilmiş bir kale ile savunulmuştur. Halen ayakta duran sur, Erken Hıristiyanlık Devri'nde inşa edilmiş olup sonradan Selçuklular zamanında büyük bir restorasyona uğramıştır.

Su Kemerleri

Su Kemerleri, Bizans Dönemi kalıntılarındandır. Doğu yönünden gelip Ayasuluk Tepesi'ne doğru giden Bizans Su Yolunun kalıntıları tren istasyonu çevresinde ve asfaltın iki tarafında görülebilir. Restore edilmiş haliyle su kemerleri bugün Selçuk'un simgesi olan leyleklerin barınma ve üreme yerleri olmuştur.

Bir diğer Su Kemeri de, Selçuk-Aydın karayolunun 6. Km.sindeki Gaius Sextillius Pollio Aquaduct'ü olarak tanınan ve Agustus Dönemi'nde yapılmış olan Su Kemeri'dir.

Mağaralar

Şirince Köyünden dönüşte Selçuk'a 2 Km. kala vadinin yamacında bulunanan Sütni Mağarası ilçenin önemli mağarasıdır. Mağarada beyaz su damlayan sarkıt ve dikitler vardır. Doğumdan sonra sütü yeterli olmayan kadınlar damlayan sulardan içtikten sonra, mağaraya çıkamayanlar ise mağaradan getirttikleri taşları memelerine koyarak sütlerinin çoğaldığına inanmışlardır.

Cami ve Hamamlar

İsa Bey Cami: Ayasuluk Tepesinde St. Jean Bazilikası'nın batı yamacında bulunan İsa Bey Cami bir Selçuklu Dönemi yapısıdır. İsa Bey tarafından 1375 yılında inşa ettirilmiştir.

İsabey Hamamı : İsabey Camisi ile birlikte yapılmıştır. Klasik Türk hamamının bütün özelliklerini taşır. Bütün mekanlar kubbelidir. Kubbe kasnağını taşıyan stalaktitleri benzerlerinin en güzelidir.

Kuş Gözlem Alanı

Selçuk Gevekirse Gölü Su Kuşları Koruma ve Üretme Sahası Antik Efes Kentinin kuzeyinde Efes ve Pamucak arasındaki 1000 hektarlık alanda bulunmaktadır. 30-40 tür kuş ve memeli hayvan yaşamaktadır. Bunlar arasında dalgıç, pelikan, çeşitli türde ördek, çulluk ve kınalı keklik gibi kuşların yanı sıra yaban domuzu, tilki, çakal gibi kara hayvanları vardır.

Şirince Köyü

Selçuk'a 7 km. uzaklıktaki Şirince Köyü geçen yüzyıldaki kentsel dokusunu aynen korumuştur. Meyve, şarap ve geleneksel nefis yemekleri ve otantik yapı ve yaşantısı ile bir nostalji köyüdür.



YAPMADAN DÖNME

Sirince Köyünü görmeden,
Efes Harabeleri, Meryem Ana Evini gezmeden,
Yedi Uyuyanlar Ören yerini görmeden
Efes Arkeolojisi müzesini gezmeden,...
Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:30
http://img180.imageshack.us/img180/2760/pamukkaleop8lj4.jpg



Pamukkale
Bembeyaz travertenleri, kaplıcaları ve antik kentleriyle önemli bir turizm merkezi olan Pamukkale Denizli ilindedir.

İklim:Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

GEZİLECEK YERLER

Hierapolis (Pamukkale):Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.

Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. İlk Çağ'da yaşayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis'in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.

Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yy' başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.

Hierapolis, Roma İmparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür.Kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra, tüm niteliğini kaybetmiştir. Hierapolis Roma Dönemi'nden sonra Bizans Dönemi'nde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. İsa'nın havarilerinden olan, Aziz Philip'in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, 12. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir.

Başlıca Kalıntılar: Ana Cadde ve Kapılar: Yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kentin geniş ana caddesi, kenti bir ucundan diğer ucuna ikiye böler. İki tarafında sütunlu galeriler ve önemli kamu yapıları vardır. Her iki ucunda birer anıtsal kapı bulunmaktadır. Bu kapılar ve caddenin büyük bölümü Roma Dönemi'nde inşa edildiğinden, Bizans surunun dışında kalmaktadır. Güneyinde MS.5. yüzyıla tarihlenen ''Güney Bizans Kapısı'' vardır. Kuzeyde, iyi korunmuş, üç gözlü ve iki yanında yuvarlak kuleleri olan kapıda, İmparator Domitian'a ithaf edilmiş Latince yazılmış bir yazıt vardır. Bu yazıttan dolayı buna Domitian Kapısı veya Roma Kapısı denir. Bu kapıdan güneye inen yolun surla kesiştiği yerde, MS. 5. yüzyılda tarihlenen "Kuzey Bizans Kapısı" bulunmaktadır.

Surlar: MS. 5. yüzyılda, kuzey, güney ve doğu yönlerinde surlarla çevrilmiştir. Büyük kısmı bugün yıkılmış halde olan surlara, 24 adet kare planlı kule yerleştirilmiştir. İki anıtsal kapı ve iki küçük kapı olmak üzere 4 girişi vardır. Kuzey ve güney anıtsal kapıları ana caddeye açılır.

Büyük Hamam Kompleksi: Bugün, masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve esas hamam yapısı yer alır. Palaestra'nın yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. 2. yüzyıla tarihlenir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

Apollon Tapınağı: Mevcut tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmuştur. Yerli halkın en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanrıçası Kybele ile buluşmuştur. Eski kaynaklar, Ana Tanrıça Kybele rahibinin bu mağaraya indiğini ve zehirli gazdan etkilenmediğini bildirirler. Apollon Tapınağı'nda üst yapıya ait kalıntılar MS. 3. yüzyıldan geriye gitmemektedir. Tapınak alanına geniş basamaklarla çıkılır.

Tiyatro: Yamaca yaslanmış tüm cephesiyle birlikte korunabilen büyük bir yapıdır. İnşasına MS. 60 yılında olan büyük depremin ardından Flaviuslar döneminde MS. 62 yılında başlanmış, MS. 206 yılında tamamlanmıştır. 50 oturma sırası bulunur ve 8 merdivenle 7 bölüme ayrılmıştır. Caveanın tam ortasından geçen diozomaya her iki yandan tonozlu birer geçit ile girilir. Sütunların arası heykellerle süslenmiş olup, burada yapılan kazılar sırasında bol miktarda heykel bulunmuştur. Sahne arkasındaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alır.

Kiliseler: Kent merkezinde, 6. ve 7. yüzyıllara ait bir Katedral, Direkli Kilise ve iki kilise daha yer alır. Ayrıca MS. 6. yüzyıl başında Büyük Hamam Kompleksinin merkezi holü kiliseye dönüştürülmüştür. Kuzey bölgesinde de küçük şapeller mevcuttur.

İnanç Turizmi

Nekropol : Batıdaki traverten alanları dışında kalan üç yönde nekropol alanları bulunmaktadır. Bunlar yoğunlukla Tripolis-Sardes'e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossae'ye giden güney yolunun iki tarafında yer alır. Mezarlarda kireçtaşı ve mermer kullanılmıştır. Mermer kullanımı daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, erken Hıristiyanlık dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anıtlarını bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardır. Konut mimarisini anımsatan mezar yapıları, nekropolün en önemli elemanlarıdır

Laodikeia: Çürüksu (Lykos) ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok "Lykos'un kıyısındaki Laodikeia" şeklinde geçmektedir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve kente Antiokhos'un karısı Laodikeia'nın adı verilmiştir.


Laodikeia, MÖ. I. yüzyılda Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalılar da Laodikeia'ya özel bir önem vermişler ve Kıbyra (Gölhisar-Horzum) Conventus'unun merkezi yapmışlardır.

İmparator Caracalla zamanında Laodikeia'da bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Laodikeia halkının da katkılarıyla kentte çok sayıda anıtsal yapı yapılmıştır. Küçük Asya'nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması, Hıristiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. MS. 60 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmiştir.

Laodikeia'nın Yapıları

Büyük Tiyatro: Antik kentin kuzeydoğu tarafında, araziye uygun olarak Roma inşa tarzında yapılmıştır. Sahnesi tamamen yıkılmış olup, cavea (seyircilerin oturduğu bölüm)ve orkestrası(sahnenin önündeki koro veya oyuncuların yer aldığı bölüm) oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişiliktir.

Küçük Tiyatro: Büyük tiyatronun 300 metre kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Araziye uygun olarak, Roma tarzında inşa edilmiştir. Scenesi (sahne)tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrasında da bozulmalar mevcuttur. Yaklaşık 15.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.

Stadyum ve Cimnazyum: Kentin güneybatısında, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Stadyumun ek yapıları ile cimnazyum bir bütünlük teşkil edecek şekilde yapılmıştır. MS. 79 yıllarında yapılan stadyumun uzunluğu 350 metre, genişliği 60 metredir. Amfiteatr şeklinde yapılmış olan yapının, 24 oturma basamak sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü tahrip olmuştur. MS. 2.yy. 'da yapılan cimnazyumun, Proconsul Gargilius Antioius tarafından inşa ettirilerek İmparator Hadrianus ve eşi Sabina'ya ithaf edildiğine dair yazıt bulunmuştur.

Anıtsal Çeşme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer almaktadır. Roma dönemi yapısıdır. İki cepheli olarak yapılmış havuz ve nişleri vardır. Bizans zamanında onarım görmüştür.

Meclis Binası: Kentin güneybatısındadır. Dikdörtgen planlı olan anıtsal yapı, doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Ana giriş doğu cephesindedir.

Zeus Tapınağı: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum (anıtsal çeşme)arasında bulunmaktadır.

Büyük Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir. Sadece taşıyıcı bölümlerinden bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana giriş kilisenin batısındadır.

Kaplıcalar

Karahayıt Kaplıcası: Pamukkale termal kaplıcası sisteminin bir kolu sayılan bu kaplıca, Pamukkale'nin 5km kuzeyinde, Karahayıt Kasabası'ndadır.

Kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, deri sinir, lumbago, gibi hastalıklarla uyuz, sivilce, kaşıntı gibi deri hastalıklarına iyi gelir.

Pamukkale Kaplıcaları: İl merkezine 18km uzaklıkta bulunan eski Hierapolis kentinin bulunduğu alandır. Travertenler yaratan karstik alanlardan çıkan sular; bünyesindeki kireç çözeltisi, genellikle beyaz renkte ve pamuk balyalarını andıran kalker tüflerini, Pamukkale travertenlerini oluşturmaktadır.

Pamukkale termal suyunun tedavi edici özelliği, çok eski çağlardan beri anlaşılmış, yüzyıllar sonra şifa niteliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kaynaklar etrafında dini ayinler yapılmış, şenlikler düzenlenmiş, büyük devlet adamları ve zengin kişiler antik dönemde tedavileri için Hierapolis'e gelmişlerdir.

YAPMADAN DÖNME

Hierapolis ve Laodikeia Antik Kentlerini gezmeden,
Essiz güzellikleri travertenleri görmeden,
Kaplicalara girmeden,
Yesildere Selalesi ve çevresini gezmeden,...
Dönmeyin.



Pamukkale
Bembeyaz travertenleri, kaplıcaları ve antik kentleriyle önemli bir turizm merkezi olan Pamukkale Denizli ilindedir.

İklim:Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

GEZİLECEK YERLER

Hierapolis (Pamukkale):Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.

Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. İlk Çağ'da yaşayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis'in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.

Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yy' başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.

Hierapolis, Roma İmparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür.Kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra, tüm niteliğini kaybetmiştir. Hierapolis Roma Dönemi'nden sonra Bizans Dönemi'nde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. İsa'nın havarilerinden olan, Aziz Philip'in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, 12. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir.

Başlıca Kalıntılar: Ana Cadde ve Kapılar: Yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kentin geniş ana caddesi, kenti bir ucundan diğer ucuna ikiye böler. İki tarafında sütunlu galeriler ve önemli kamu yapıları vardır. Her iki ucunda birer anıtsal kapı bulunmaktadır. Bu kapılar ve caddenin büyük bölümü Roma Dönemi'nde inşa edildiğinden, Bizans surunun dışında kalmaktadır. Güneyinde MS.5. yüzyıla tarihlenen ''Güney Bizans Kapısı'' vardır. Kuzeyde, iyi korunmuş, üç gözlü ve iki yanında yuvarlak kuleleri olan kapıda, İmparator Domitian'a ithaf edilmiş Latince yazılmış bir yazıt vardır. Bu yazıttan dolayı buna Domitian Kapısı veya Roma Kapısı denir. Bu kapıdan güneye inen yolun surla kesiştiği yerde, MS. 5. yüzyılda tarihlenen "Kuzey Bizans Kapısı" bulunmaktadır.

Surlar: MS. 5. yüzyılda, kuzey, güney ve doğu yönlerinde surlarla çevrilmiştir. Büyük kısmı bugün yıkılmış halde olan surlara, 24 adet kare planlı kule yerleştirilmiştir. İki anıtsal kapı ve iki küçük kapı olmak üzere 4 girişi vardır. Kuzey ve güney anıtsal kapıları ana caddeye açılır.

Büyük Hamam Kompleksi: Bugün, masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve esas hamam yapısı yer alır. Palaestra'nın yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. 2. yüzyıla tarihlenir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

Apollon Tapınağı: Mevcut tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmuştur. Yerli halkın en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanrıçası Kybele ile buluşmuştur. Eski kaynaklar, Ana Tanrıça Kybele rahibinin bu mağaraya indiğini ve zehirli gazdan etkilenmediğini bildirirler. Apollon Tapınağı'nda üst yapıya ait kalıntılar MS. 3. yüzyıldan geriye gitmemektedir. Tapınak alanına geniş basamaklarla çıkılır.

Tiyatro: Yamaca yaslanmış tüm cephesiyle birlikte korunabilen büyük bir yapıdır. İnşasına MS. 60 yılında olan büyük depremin ardından Flaviuslar döneminde MS. 62 yılında başlanmış, MS. 206 yılında tamamlanmıştır. 50 oturma sırası bulunur ve 8 merdivenle 7 bölüme ayrılmıştır. Caveanın tam ortasından geçen diozomaya her iki yandan tonozlu birer geçit ile girilir. Sütunların arası heykellerle süslenmiş olup, burada yapılan kazılar sırasında bol miktarda heykel bulunmuştur. Sahne arkasındaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alır.

Kiliseler: Kent merkezinde, 6. ve 7. yüzyıllara ait bir Katedral, Direkli Kilise ve iki kilise daha yer alır. Ayrıca MS. 6. yüzyıl başında Büyük Hamam Kompleksinin merkezi holü kiliseye dönüştürülmüştür. Kuzey bölgesinde de küçük şapeller mevcuttur.

İnanç Turizmi

Nekropol : Batıdaki traverten alanları dışında kalan üç yönde nekropol alanları bulunmaktadır. Bunlar yoğunlukla Tripolis-Sardes'e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossae'ye giden güney yolunun iki tarafında yer alır. Mezarlarda kireçtaşı ve mermer kullanılmıştır. Mermer kullanımı daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, erken Hıristiyanlık dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anıtlarını bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardır. Konut mimarisini anımsatan mezar yapıları, nekropolün en önemli elemanlarıdır

Laodikeia: Çürüksu (Lykos) ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok "Lykos'un kıyısındaki Laodikeia" şeklinde geçmektedir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve kente Antiokhos'un karısı Laodikeia'nın adı verilmiştir.


Laodikeia, MÖ. I. yüzyılda Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalılar da Laodikeia'ya özel bir önem vermişler ve Kıbyra (Gölhisar-Horzum) Conventus'unun merkezi yapmışlardır.

İmparator Caracalla zamanında Laodikeia'da bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Laodikeia halkının da katkılarıyla kentte çok sayıda anıtsal yapı yapılmıştır. Küçük Asya'nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması, Hıristiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. MS. 60 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmiştir.

Laodikeia'nın Yapıları

Büyük Tiyatro: Antik kentin kuzeydoğu tarafında, araziye uygun olarak Roma inşa tarzında yapılmıştır. Sahnesi tamamen yıkılmış olup, cavea (seyircilerin oturduğu bölüm)ve orkestrası(sahnenin önündeki koro veya oyuncuların yer aldığı bölüm) oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişiliktir.

Küçük Tiyatro: Büyük tiyatronun 300 metre kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Araziye uygun olarak, Roma tarzında inşa edilmiştir. Scenesi (sahne)tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrasında da bozulmalar mevcuttur. Yaklaşık 15.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.

Stadyum ve Cimnazyum: Kentin güneybatısında, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Stadyumun ek yapıları ile cimnazyum bir bütünlük teşkil edecek şekilde yapılmıştır. MS. 79 yıllarında yapılan stadyumun uzunluğu 350 metre, genişliği 60 metredir. Amfiteatr şeklinde yapılmış olan yapının, 24 oturma basamak sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü tahrip olmuştur. MS. 2.yy. 'da yapılan cimnazyumun, Proconsul Gargilius Antioius tarafından inşa ettirilerek İmparator Hadrianus ve eşi Sabina'ya ithaf edildiğine dair yazıt bulunmuştur.

Anıtsal Çeşme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer almaktadır. Roma dönemi yapısıdır. İki cepheli olarak yapılmış havuz ve nişleri vardır. Bizans zamanında onarım görmüştür.

Meclis Binası: Kentin güneybatısındadır. Dikdörtgen planlı olan anıtsal yapı, doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Ana giriş doğu cephesindedir.

Zeus Tapınağı: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum (anıtsal çeşme)arasında bulunmaktadır.

Büyük Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir. Sadece taşıyıcı bölümlerinden bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana giriş kilisenin batısındadır.

Kaplıcalar

Karahayıt Kaplıcası: Pamukkale termal kaplıcası sisteminin bir kolu sayılan bu kaplıca, Pamukkale'nin 5km kuzeyinde, Karahayıt Kasabası'ndadır.

Kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, deri sinir, lumbago, gibi hastalıklarla uyuz, sivilce, kaşıntı gibi deri hastalıklarına iyi gelir.

Pamukkale Kaplıcaları: İl merkezine 18km uzaklıkta bulunan eski Hierapolis kentinin bulunduğu alandır. Travertenler yaratan karstik alanlardan çıkan sular; bünyesindeki kireç çözeltisi, genellikle beyaz renkte ve pamuk balyalarını andıran kalker tüflerini, Pamukkale travertenlerini oluşturmaktadır.

Pamukkale termal suyunun tedavi edici özelliği, çok eski çağlardan beri anlaşılmış, yüzyıllar sonra şifa niteliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kaynaklar etrafında dini ayinler yapılmış, şenlikler düzenlenmiş, büyük devlet adamları ve zengin kişiler antik dönemde tedavileri için Hierapolis'e gelmişlerdir.

YAPMADAN DÖNME

Hierapolis ve Laodikeia Antik Kentlerini gezmeden,
Essiz güzellikleri travertenleri görmeden,
Kaplicalara girmeden,
Yesildere Selalesi ve çevresini gezmeden,...
Dönmeyin.



Bembeyaz travertenleri, kaplıcaları ve antik kentleriyle önemli bir turizm merkezi olan Pamukkale Denizli ilindedir.

İklim:Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

GEZİLECEK YERLER

Hierapolis (Pamukkale):Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.

Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. İlk Çağ'da yaşayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis'in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.

Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yy' başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.

Hierapolis, Roma İmparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür.Kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra, tüm niteliğini kaybetmiştir. Hierapolis Roma Dönemi'nden sonra Bizans Dönemi'nde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. İsa'nın havarilerinden olan, Aziz Philip'in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, 12. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir.

Başlıca Kalıntılar: Ana Cadde ve Kapılar: Yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kentin geniş ana caddesi, kenti bir ucundan diğer ucuna ikiye böler. İki tarafında sütunlu galeriler ve önemli kamu yapıları vardır. Her iki ucunda birer anıtsal kapı bulunmaktadır. Bu kapılar ve caddenin büyük bölümü Roma Dönemi'nde inşa edildiğinden, Bizans surunun dışında kalmaktadır. Güneyinde MS.5. yüzyıla tarihlenen ''Güney Bizans Kapısı'' vardır. Kuzeyde, iyi korunmuş, üç gözlü ve iki yanında yuvarlak kuleleri olan kapıda, İmparator Domitian'a ithaf edilmiş Latince yazılmış bir yazıt vardır. Bu yazıttan dolayı buna Domitian Kapısı veya Roma Kapısı denir. Bu kapıdan güneye inen yolun surla kesiştiği yerde, MS. 5. yüzyılda tarihlenen "Kuzey Bizans Kapısı" bulunmaktadır.

Surlar: MS. 5. yüzyılda, kuzey, güney ve doğu yönlerinde surlarla çevrilmiştir. Büyük kısmı bugün yıkılmış halde olan surlara, 24 adet kare planlı kule yerleştirilmiştir. İki anıtsal kapı ve iki küçük kapı olmak üzere 4 girişi vardır. Kuzey ve güney anıtsal kapıları ana caddeye açılır.

Büyük Hamam Kompleksi: Bugün, masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve esas hamam yapısı yer alır. Palaestra'nın yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. 2. yüzyıla tarihlenir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.

Apollon Tapınağı: Mevcut tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmuştur. Yerli halkın en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanrıçası Kybele ile buluşmuştur. Eski kaynaklar, Ana Tanrıça Kybele rahibinin bu mağaraya indiğini ve zehirli gazdan etkilenmediğini bildirirler. Apollon Tapınağı'nda üst yapıya ait kalıntılar MS. 3. yüzyıldan geriye gitmemektedir. Tapınak alanına geniş basamaklarla çıkılır.

Tiyatro: Yamaca yaslanmış tüm cephesiyle birlikte korunabilen büyük bir yapıdır. İnşasına MS. 60 yılında olan büyük depremin ardından Flaviuslar döneminde MS. 62 yılında başlanmış, MS. 206 yılında tamamlanmıştır. 50 oturma sırası bulunur ve 8 merdivenle 7 bölüme ayrılmıştır. Caveanın tam ortasından geçen diozomaya her iki yandan tonozlu birer geçit ile girilir. Sütunların arası heykellerle süslenmiş olup, burada yapılan kazılar sırasında bol miktarda heykel bulunmuştur. Sahne arkasındaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alır.

Kiliseler: Kent merkezinde, 6. ve 7. yüzyıllara ait bir Katedral, Direkli Kilise ve iki kilise daha yer alır. Ayrıca MS. 6. yüzyıl başında Büyük Hamam Kompleksinin merkezi holü kiliseye dönüştürülmüştür. Kuzey bölgesinde de küçük şapeller mevcuttur.

İnanç Turizmi

Nekropol : Batıdaki traverten alanları dışında kalan üç yönde nekropol alanları bulunmaktadır. Bunlar yoğunlukla Tripolis-Sardes'e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossae'ye giden güney yolunun iki tarafında yer alır. Mezarlarda kireçtaşı ve mermer kullanılmıştır. Mermer kullanımı daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, erken Hıristiyanlık dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anıtlarını bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardır. Konut mimarisini anımsatan mezar yapıları, nekropolün en önemli elemanlarıdır

Laodikeia: Çürüksu (Lykos) ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok "Lykos'un kıyısındaki Laodikeia" şeklinde geçmektedir. Diğer antik kaynaklara göre ise, kent MÖ. 261-263 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve kente Antiokhos'un karısı Laodikeia'nın adı verilmiştir.


Laodikeia, MÖ. I. yüzyılda Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Kentteki büyük sanat eserleri bu döneme aittir. Romalılar da Laodikeia'ya özel bir önem vermişler ve Kıbyra (Gölhisar-Horzum) Conventus'unun merkezi yapmışlardır.

İmparator Caracalla zamanında Laodikeia'da bir seri kaliteli sikke basılmıştır. Laodikeia halkının da katkılarıyla kentte çok sayıda anıtsal yapı yapılmıştır. Küçük Asya'nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması, Hıristiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. MS. 60 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem kenti yerle bir etmiştir.

Laodikeia'nın Yapıları

Büyük Tiyatro: Antik kentin kuzeydoğu tarafında, araziye uygun olarak Roma inşa tarzında yapılmıştır. Sahnesi tamamen yıkılmış olup, cavea (seyircilerin oturduğu bölüm)ve orkestrası(sahnenin önündeki koro veya oyuncuların yer aldığı bölüm) oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişiliktir.

Küçük Tiyatro: Büyük tiyatronun 300 metre kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Araziye uygun olarak, Roma tarzında inşa edilmiştir. Scenesi (sahne)tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrasında da bozulmalar mevcuttur. Yaklaşık 15.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.

Stadyum ve Cimnazyum: Kentin güneybatısında, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Stadyumun ek yapıları ile cimnazyum bir bütünlük teşkil edecek şekilde yapılmıştır. MS. 79 yıllarında yapılan stadyumun uzunluğu 350 metre, genişliği 60 metredir. Amfiteatr şeklinde yapılmış olan yapının, 24 oturma basamak sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü tahrip olmuştur. MS. 2.yy. 'da yapılan cimnazyumun, Proconsul Gargilius Antioius tarafından inşa ettirilerek İmparator Hadrianus ve eşi Sabina'ya ithaf edildiğine dair yazıt bulunmuştur.

Anıtsal Çeşme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer almaktadır. Roma dönemi yapısıdır. İki cepheli olarak yapılmış havuz ve nişleri vardır. Bizans zamanında onarım görmüştür.

Meclis Binası: Kentin güneybatısındadır. Dikdörtgen planlı olan anıtsal yapı, doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Ana giriş doğu cephesindedir.

Zeus Tapınağı: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile Nymphaeum (anıtsal çeşme)arasında bulunmaktadır.

Büyük Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir. Sadece taşıyıcı bölümlerinden bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana giriş kilisenin batısındadır.

Kaplıcalar

Karahayıt Kaplıcası: Pamukkale termal kaplıcası sisteminin bir kolu sayılan bu kaplıca, Pamukkale'nin 5km kuzeyinde, Karahayıt Kasabası'ndadır.

Kalp, damar sertliği, yüksek tansiyon, romatizma-siyatik, deri sinir, lumbago, gibi hastalıklarla uyuz, sivilce, kaşıntı gibi deri hastalıklarına iyi gelir.

Pamukkale Kaplıcaları: İl merkezine 18km uzaklıkta bulunan eski Hierapolis kentinin bulunduğu alandır. Travertenler yaratan karstik alanlardan çıkan sular; bünyesindeki kireç çözeltisi, genellikle beyaz renkte ve pamuk balyalarını andıran kalker tüflerini, Pamukkale travertenlerini oluşturmaktadır.

Pamukkale termal suyunun tedavi edici özelliği, çok eski çağlardan beri anlaşılmış, yüzyıllar sonra şifa niteliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kaynaklar etrafında dini ayinler yapılmış, şenlikler düzenlenmiş, büyük devlet adamları ve zengin kişiler antik dönemde tedavileri için Hierapolis'e gelmişlerdir.

YAPMADAN DÖNME

Hierapolis ve Laodikeia Antik Kentlerini gezmeden,
Essiz güzellikleri travertenleri görmeden,
Kaplicalara girmeden,
Yesildere Selalesi ve çevresini gezmeden,...
Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:34
http://img206.imageshack.us/img206/4239/bodrum1wk8xq8.jpg



Homeros'un 'Ebedi mavilikler ülkesi' dedigi ve bir diger Bodrumlu Cevat Sakir'in de 'baska yerde olup nur içinde yatilacagina burada nur içinde yasanir' demesi bosuna degildir. Tarih boyunca, önceki adiyla Halikarnassos, sonra da Bodrum, paylasilamayan ve ugrunda hep mücadele edilen bir yer olmustur.

Bodrum, dogu ve bati limanlarinin birlesmesinden meydana gelen yarimada üzerinde yükselen kalesi ve iki limanin kiyilarina dizilmis bembeyaz evleri, gümbetleri ve denize inen daracik sokaklari söhreti dünyaya yayilmis yatlari, tersaneleri ile ünlü bir yöredir.

Bugün Bodrum, bir tatil yöresinden beklenen tüm unsurlari bünyesinde toplamis, yaz-kis yasanabilecek önemli bir turizm merkezidir. Dünyanin dört bir yanindan gelen zengin yatçilardan kisitli bütçesiyle bir pansiyonda uzun yaz tatili geçirebilen gelir gruplarina kadar tüm kesimlerin beklentisini karsilayacak donanima sahiptir.

Tarihçe: Bodrum geçmiste bir çok uygarliga besiklik etmistir. Çaglar boyunca Ege adalarindan gelenlerin sayisiz istilasina ugrayan Bodrum, Akdeniz'de hakimiyet kurmak isteyenler için önemli bir merkez olmustur. Ionia ile Likia arasinda kalan bölgede digerlerine göre daha küçük olan Karya (Karia) yer alir. Halikarnassos, (Bodrum) Karya'nin önemli sehirlerinden birisi oldu. Bölge tarihçi Heredot'u, tarihin ilk kadin amirali olan I. Artemisia ve onun kadar basarili amiral olan II. Artemisia'yi, Leachares, Shepas gibi sanatçilari yetistirmistir.

Bodrum tarih boyunca Preslerin Makedon'larin, Roma Imparatorlugunun ve Bizans'in egemenligi altina girmistir. Bizans, 1071 yilinda Malazgirt'te Selçuklu Sultani Alpaslan'a yenilmesinden sonra Anadolu hakimiyetini kaybetmistir. Osmanli hükümdari Mehmet Çelebi tarafindan 1415 yilinda Halikarnassos'a yerlestirmistir. Rodos Sövalyeleri, bu günkü Bodrum Kalesini insa ederek yörede egemenlik kurmuslardir. Akdeniz'i bir Türk gölü haline getiren Kanuni Sultan Süleyman 1522 yilinda düzenledigi Rodos Seferinde Rodos ile birlikte Bodrum'u da Osmanli topraklarina katmistir.

Iklim: Kislari ilik ve yagisli, yazlari sicak ve kuraktir. Ancak yazin ögleden sonra esen "meltem" sicagin etkisini azaltir.

Ulasim

Karayolu: Bodrum'a ülkemizin tüm illerinden düzenli otobüs seferleri ile ulasilmaktadir. Otobüs terminali sehir merkezindedir.

Otogar Tel : (+90-252) 316 26 37

Denizyolu: Yunan Adalari Istanköy'e (Cos) ve Rodos'a düzenli feribot seferleri yapilmaktadir. Bodrum'dan Datça (Knidos) , Didim ve Dalyan'a da deniz baglantilari bulunmaktadir. Feribot ve deniz otobüslerinin hareket noktalari Ana Limandadir.

Bodrum Feribot Acentesi +90-252) 316 08 82

Bodrum Express (Deniz Otobüsü)(+90-252) 316 10 87

Havayolu: Bodrum-Milas Havaalani ilçe merkezine 30 km. uzakliktadir. Ulasim THY servisleri, taksi ve dolmuslarla yapilmaktadir.

Havalimani Tel: (+90-252) 523 01 01

Yapmadan Dönme

Bodrum Kalesi'ni ve Sualti Müzesi'ni görmeden
Sali Pazarina gitmeden
Günlük motor gezilerine katilmadan
Kisa da olsa Mavi Yolculuk yapmadan
Antik Tiyatro'dan Bodrum'u seyretmeden
Gümüslük'te balik yemeden
Bodrum usulü su böregi yemeden
Aci ot kavurmasi, kabak çiçegi dolmasi yemeden
Bodrum boncugu, batik dokumasi almadan...
Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:36
http://img206.imageshack.us/img206/9086/fosirengv9me6.jpg


İzmir'in 70 km. kuzeybatısında kalan Foça, İon'ların Ege sahillerinde kurdukları 12 İon kenti arasında en önemli merkezlerden biridir. Foça, tarihi ve arkeolojik öneminin yanı sıra, Homeros destanında adı geçen mitolojik bir yerleşmedir.

"Horoz" ve "Fok Balığı" olmak üzere iki sembolü olan Foça mitolojik, arkeolojik, tarihi, doğa ve kentsel sitin bir arada olduğu özgün bir ilçedir. Siren Kayalıkları, Şeytan Hamamı, Taş Ev (Anıt Mezar), Beş Kapılar (Ceneviz) Kalesi, Osmanlı dönemine ait Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii ve Osmanlı Mezarlığı ile Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan sivil mimari yapıları, Foça'nın çevre değerlerini zenginleştiren unsurlardır.

Tarihçe: Yunanistan'daki Dor istilasından kaçarak Ege sahillerine çıkan ve burada Smyrna dahil bir çok yerleşim yeri kuran İonların kurdukları önemli merkezlerden biri de Foça'dır. Antik Foça kenti 12 İon birliğine dahil olup, Aiolis bölgesinde yer alır. Antik kent Phokaia adını 'fok' lardan alan Foça, döneminde önemli bir liman ve deniz gücüne sahipti . Foça elindeki deniz filosu ile, Korsika'da Alain, Pastum yanındaki Velia, Marsilya ve İspanya'nın doğu kıyılarında yer alan kentlerde koloniler kurmuştur. Foça, Pers, Büyük İskender, Cenevizliler, Osmanlı dönemlerini yaşamıştır.

İ.Ö.7.yüzyıldan başlayarak hızlı bir yükselme dönemine giren Phokaia kenti, 'Tarihin Babası' Heredot'a göre denizcilikte büyük gelişme göstermiştir. 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde, hızlı tekneler kullanan Phokaialılar, uzun deniz yolculuğuna çıkan ilk Helenlerdir. Adriyatik Etruria, İberia ve Tartessos'u Helen dünyasına tanıtmışlardır.

Gezilecek Yerler

Siren Kayalıkları:Fok balıklarını andıran adacıklardan oluşan bu kayalıkların en büyüğü Orak Adası kayalıklarıdır.Homeros destanında yer alır ve yolunu şaşıran gemilerin çarptıkları kayalıklar olarak söz edilir. Fok balıklarını andıran adacıklardan oluşan bu kayalıkların en büyüğü Orak Adası kayalıklarıdır.

Şeytan Hamamı:Çan tepesinin eteğinde yer alan ve kaya mezar tipinde olan yapı, Şeytan Hamamı olarak bilinmektedir. İlçe merkezine 2 km. uzaklıktadır.

Taş Ev:Foça'ya 10 km. kala yol kenarında yükselen bu kaya anıt mezarı, yarı yontulmuş şekildedir. Pers etkisinde inşa edilen yapı Lykia- Lydia geleneğinde inşa edilmiş olup, M.Ö.4. yüzyıla tarihlenmektedir.

Kaleler

Beş Kapılar Kalesi:Bu antik Kale Michel Paleoloc tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna'ya verilmiş ve zaman içerisinde Cenevizliler tarafından surları onarılmıştır. Phokaia'nın 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra surlar onarılarak bugün dokuz tanesini ayırt edebileceğimiz kulelerle donatılmıştır. Beş Kapılar' da bugün Açıkhava Tiyatrosu olarak kullanılan bölüm ise 'kayıkhane' idi. Giriş kapısının üzerinde yer alan yazıta göre, bu onarımı Kanuni Sultan Süleyman'ın 1533-1541 yılları arasında Saruhan Sancak Beyliği yapan oğlu Sultan Mustafa Han'ın oduncusu Silahtar İskender Ağa 1538-1539 yıllarında yaptırmıştır.

Dış Kale:Foça'nın güney batısındaki 'Kale Burnu'nda 'Dış Kale ya da Ceneviz Kalesi' diye anılan kale, kaynaklara göre 1678 yılında bölgeyi korumak için stratejik bir noktada, Osmanlılar tarafından, bir boğazkesen olarak yapılmıştır. Bir burun üzerinde yer alan Kale, doğuda savunma amacıyla anakaradan büyük bir hendekle ayrılmıştır. Sualtı arkeolojik araştırmaları sırasında kalenin açıklarında denizin dibinde taş gülleler bulunmuştur. Bu gülleler, kaleden düşman gemilerine mancınıkla atılmış olduğu düşünülmektedir.

Camiler

Fatih Camii:Kale içinde Eski Adliye Sokağı üzerindedir. Camii, özgün durumunu yitirerek günümüze ulaşmış bir yapıdır. 1455 yılında Foça'nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştı. İlk inşasında klasik Osmanlı mimari tarzını taşıyordu.

Kayalar Camii:Kale içindedir. İnşaat tarihi ve kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen cami, geç dönem Osmanlı mimari tarzının tüm özelliklerini göstermektedir. Yapının batısında sonradan eklenmiş bir şadırvan yer alır.

Hafız Süleyman Ağa Mescidi:Halk arasında Süleyman Ağa Mescidi olarak tanınan yapı, 1548 yılında Foça Kalesi Dizdarı Hamzaoğlu Mustafa tarafından yaptırılmıştır. Ancak yapının daha sonraki dönemlerde çeşitli onarımlar geçirdiği bugünkü görünüşünden anlaşılmaktadır.

Hamamlar

Osmanlı döneminden günümüze iki hamam gelebilmiştir. Her ikisi de Atatürk Mahallesinde yer almaktadır. 115 ve 116 sokaklarının kesiştiği köşede bulunan hamam, ortası kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli Türk hamamı sınıfına girer. Soyunmalık bölümü tümüyle yıkılmıştır. 118 no. lu sokakta yer alan diğer hamam ise oldukça harap durumdadır. Bilinen Türk hamamlarından farklı bir mimariye sahip olup, diğerinden daha sonra yapıldığı sanılmaktadır.


Foça Adaları

Foça'nın önlerinde yer alan altı ıssız adadan oluşan bir ada grubudur. Bunlar: Orak Adası, İncir Adası, Kartdere Adası, Fener Adası, Hayırsız Ada ve Metalik Adadır. Orak Adası'nın güney kıyısında uzun bir çalılık kumsal, yine orak ile Hayırsız ve Kartdere' de 80 metre yüksekliğine ulaşan dik yarlar bulunur.Özellikle İncir Adası, turistler ve bölge halkı tarafından piknik alanı ve plaj olarak kullanılmaktadır. Adalar ve çevresindeki koylar, Türkiye'deki son Akdeniz foku kolonilerinden birini barındırır.

Foça Evleri

Geleneksel Foça evlerini Kule evler, Bitişik Düzen Evler, Tek Ev Tipi olmak üzere başlıca üç grupta incelenebilir. Kule evler; Foça'nın dışında, terkedilmiş ya da halen yerleşme yeri olan köylerde, dağınık olarak tek ya da toplu durumda bulunurlar.Yüksekliklerinin cephe genişliğinden daha fazla olması nedeniyle 'kule ev' diye adlandırılırlar.Bitişik Düzen Evler; bu evler bir sokak içerisinde karşılıklı ve bitişik düzende, yan yana yapılmışlardır. Bitişik düzen evlerde ön bahçe yoktur, yapılar doğrudan sokağa açılır.Tek Ev Tipi; ayrık düzende, sıvasız yığma taş yapılardır.

Akdeniz Fokları

Foçalı denizcilerin yüzyıllardan beri süren denizle mücadelesinde, onları yalnız bırakmayan dostları, sevimli foklardır. Dünya üzerindeki toplam sayıları 350-400 civarında bulunan Akdeniz fokları dünyada sadece Türkiye, Yunanistan ve Kuzeybatı Afrika sahillerinde yaşamaktadır.

Akdeniz foklarının bir kısmı Foça çevresindeki adaları kendilerine yurt edinmişlerdir.Artan turizm ve balıkçılığa rağmen bu adalardaki mağaraları ve kıyıları, yavrulamak, yavrularını büyütmek, dinlenmek ve güneşlenmek amacıyla kullanıyorlar. Latince adı ' Monachus Monachus' olan Akdeniz fokları karaya çıkma ihtiyacı duyarlar ve yaşadıkları yerlerdeki insan belirtileri onları rahatsız eder. Bu tür, yeryüzünde neslinin tükenmesi tehlikesi bulunan 12 memeli türünden biridir.

Foça adalarında yaşayan Akdeniz foklarını korumak amacıyla Aslanburnu ile Deveboynu Burnu arasındaki adalarda 2 mil uzaklığa kadar yaklaşmak, ayrıca fokların görüldüğü Siren Kayalıkları ve Orak Adası'na 100 metreden fazla yaklaşmak yasaklanmıştır.

Spor Aktiviteleri

Balıkçılık: Foça halkının geçim kaynağı turizm kadar balıkçılığa da dayanmaktadır. Foçalıların yüzyıllardır tek değişmeyen gerçeği hayatlarını denizden kazanmalarıdır.Ataları gibi denizci olan Foçalılar inançlı ve özgürdürler.

Balık çeşitlerinin zenginliğinden dolayı yöre, Ege sahillerindeki önemini korumaktadır. Foçalı balıkçılar sayesinde barbun, mercan, çipura, levrek, kefal, mezgit gibi lezzetli balıkları hemen hemen her gün taze ve ucuz olarak bulmak mümkündür. Günbatımının kızıllığında balıkçılar çaylarını yudumlarken, onların ağlarında toplanmış balıklar Foça'nın konuklarına sunulmak üzere restoranlarda hazırlanmaktadır.

Yapmadan Dönme
Tas ev kaya anit mezarini görmeden,
Akdeniz foklarini barindiran Foça Adalarini gezmeden,
Taze deniz ürünlerinden yemeden,...
Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:38
http://img206.imageshack.us/img206/4518/istsumela1400300rr5gx7.jpg



Trabzon
Kurucularının kimler olduğu hakkında kesin bilgi yoktur. Ancak, Kafkaslar üzerinden gelen Orta Asya kökenli Türk kavimlerce kurulduğu yönünde görüşler mevcuttur. Kentin adına ilk kez Ksenephon'un Anabasis adlı eserinde "Trapezus" olarak rastlanmaktadır. Bu adı eski kent merkezi olan Orta ve Yukarı Hisar mevkiinin, masa formunu anımsatan bir yapıya sahip olmasından aldığı belirtilmektedir.


TURİZM MERKEZLERİ:

Araklı-Pazarcık Turizm Merkezi:

Karadere güzergahında Araklı'nın 43 km güneyindedir. Yağmurdere üzerinden Gümüşhane'ye, Aydıntepe üzerinden de Bayburt'a ulaşan yolların geçtiği bir yayla köy merkezidir. Telefon ve alış-veriş imkanları mevcuttur.

Araklı-Yeşilyurt-Yılantaş Turizm Merkezi:

Trabzon'a 64 İlçe merkezine 33 km mesafede bulunan yayla 10 km' lik bir stablize yolla Yeşilyurt Beldesine bağlanır.

Maçka-Şolma Turizm Merkezi:

Maçka ilçesinin güney çıkışından başlayarak 22 km' lik toprak yolla Mağura Yaylası üzerinden bu yaylaya ulaşılır. 1850 m. yüksekliğindeki yaylada, bakkal, kasap, kahvehane ve telefon hizmetleri vardır.

Akçaabat-Karadağ Turizm Merkezi:

Vakfıkebir'den ve 12 km'lik Akçaabat-Düzköy yolundan ulaşılabilen bir yayla alanıdır. Yolu düşük nitelikte olup, yayla adını 1946 m lik Karadağ Tepesinden almıştır. Yayla merkezinde bakkal, kahvehane, lokanta, fırın hizmetleri mevcuttur.

Trabzon-Tonya-Armutlu-Gümüşhane-Kürtün-Erikbeli-Turizm Merkezi:

Tonya'dan 25 ve Şalpazarı'ndan 34 km lik yolla ulaşılır. 1800 rakımlı bir yayla olup, Fırın, kahvehane, bakkal ve telefon hizmetleri mevcuttur.

GÖLLER MAĞRALAR

Sera Gölü
Uzungöl
Çalköy Mağrası
Balıklı Göl


KİLİSE VE MANASTIRLAR

Meryem Ana (Sumela) Manastırı
Santa Maria Kilisesi
St.Anna (Küçük Ayvasıl) Kilisesi
St.john Kilisesi
Vazelon(Yahya)Manastırı
Kuştul-Hızır İlyas manastırı ( Gregorius Peristera)
Kaymaklı Manastırı
Kızlar (Panagia Theokephastros) Manastırı

MÜZELER

Ayasofya Müzesi
Trabzon Müzesi

tufan47
10-26-2007, 13:39
http://img459.imageshack.us/img459/5808/kalelx1.jpg



Rize
Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alır. Anadolu'nun diğer bölgelerinden coğrafi yapısıyla ve kültürel yapısı ile ayrılır. Dik yamaçlı vadileri, doruklara ulaşılabilir dağları, buzul gölleri, zümrüt yeşili yaylaları, tarihi kemer köprüleri ve kaleleri, coşkun akan dereleri ile çok özel bir turizm beldesidir.

TURİZM MERKEZLERİ

Ayder Termal Turizm Merkezi
İkizdere-Anzer Turizm Merkezi
Çayeli-Kuspa Turizm Merkezi

YAYLALARI

Anzer Yaylası
Ayder Yaylası
İkizdere Çağırankaya Yaylası
Elevit ve Palovit Yalaları
Pokut, Sal, Hazindağ Yaylaları

GÖLLER

Rize Dağları'nın 2400m'yi aşan bölümlerinde buzul aşandırması ve biriktirmesi sonucu oluşmuş olan 19 adet küçük alanlı göl tespit edilmiştir. Bu göllerin en büyükleri 0.07km² yüzölçümündeki Ambar Gölü (2950m) ile Büyük Deniz Gölü'dür.(2900m.) 2400-3000m yükseklikler arasında yer alan bu göllerin en küçüğü ise 0.01km² yüzölçümündeki Öküzyatağı Gölü'dür.(2775 m) Bunların bir kısmı buzyalağı, bir kısmı da moren set gölüdür.

ŞELALELER

Ağaran Şelalesi
Bulut Şelalesi
Palovit Şelalesi

tufan47
10-26-2007, 13:41
http://img156.imageshack.us/img156/8513/avcomleklerff1hs1.jpg


Nevşehir'in 18 km kuzeyinde olan Avanos'un antik dönemdeki adı Venessa'dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır.

Çömlekçilik: Avanos'ta da Hititler'den beri çarkla çanak-çömlek yapıldığı bilinmektedir.Bu el sanatı kavimden kavime,babadan oğula geçerek günümüze kadar gelmiştir. Avanos'un dağlarından ve Kızılırmak'ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenir ve iyice yoğurularak çamur haline getirilir.Çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgah üzerindeki çamurun maharetle şekillendirilmesiyle istenilen çanak yapılmış olur.İşlik denilen atölyelerde üretilen çanaklar önce güneşte,daha sonra da gölgede kurutulduktan sonra,saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 dereceden başlayıp 1200 derece sıcaklık arasında özenle pişirilir.

Yörede yemek kapları,su testileri,kışlık yiyecek saklamak için çömlekler ve küpler,su kükleri tanınan çanak ürünleridir. Avanos,günümüzde ''Kapadokya'nın El Sanatları ve Alış-veriş Merkezi'' olarak tanınmaktadır.

Gezilecek Yerler
Zelve: Avanos'a 5 km, Paşabağlarına 1 km uzaklıktaki Zelve, Aktepe'nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden olaşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir.

Zelve, özellikle IX. ve XIII. yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir.

Çavuşin (Nicephorus Phocas) Kilisesi: Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme'ye 2.5 km uzaklıktadır. Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. 964/965 yıllarına tarihlenmektedir.

Güllüdere (Aziz Agathangelus) Kilisesi: Çavuşin köyüne yaklaşık 2 km uzaklıktaki Güllüdere vadisinin en soldaki kolunda yer alır. Vadinin hemen başlangıcında, solda dik bir yamaç üzerine yapılmıştır.Nef, dikdörtgen planlı, düz tavanlı ve geniş tek apsislidir. VI.-VII. yüzyıla tarihlenen mimariye IX.-X. yüzyılda apsis ilave edilmiştir. Apsisteki iki ya da üç fresk seviyesi apsisin devamlı olarak boyandığını gösterir. Madalyon içinde tahtta oturan İsa'nın sağında ve solunda yer alan İncil yazarlarının sembolleri simetrik olarak resmedilmiştir. Düz tavan, kabartma olarak yapılmış, ortada daire içinde haç, kenarlarda ise palmiye motiflerinin arasında çelenk motifleriyle dekore edilmiştir. Bu şekilde haçı esas alan dekorasyonlar daha çok İkonoklastik Döneme aittir. Kapadokya'da yaşayan halkın haça karşı özel sevgisinden dolayı İkonoklastik Dönem sonrasında da sevilerek yapılan bir motiftir. Çünkü haç Kudüs'teki "Kutsal Haç"ı temsil etmekteydi.

Özkonak Yeraltı Şehri: Avanos'un 14 km uzağında yer alan yeraltı şehri, İdiş dağının kuzey yamaçlarına volkanik granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça yoğun olduğu yere yapılmıştır. Geniş alanlara yayılmış olan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır.

Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar (5cm) ve uzun deliklerle sağlanmıştır. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine (düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oyulmuştur.

Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şırahane ve sürgü taşları bulunmaktadır.

Yapmadan Dönme

Zelve ören yerini, Çavuşin ve Güllüdere Kilisesini, Özkonak yeraltı şehrini gezmeden,
Çömlek yapımını izlemeden,
El sanatlarından satın almadan,...Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:42
http://img206.imageshack.us/img206/9734/urgsarihan1uk6bd9.jpg



Nevşehir'in 20 km doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.


Tarihçe

Volkanik orijinli jeolojik bir yapıya sahip olan Ürgüp, yağmur ve rüzgar erozyonunun meydana getirdiği ve peribacası olarak tanımlanan ilginç doğal oluşumların sıkça ve tipik örneklerinin yoğun olarak yer aldığı bir bölgeye kurulmuştur. Vadi yamaçlarından akan yağmur sularının ve daha sonra rüzgarların aşındırması sonucu oluşan yarıklar arasında yükselen peribacaları bu bölgeye has çok ilginç bir peyzaj görüntüsü oluşturmuştur.

Nevşehir'in 20km. doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.

İklim

Ürgüp'te yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı, ilkbahar ve sonbaharda ise yağmurlu tamamen kırsal bir step iklimi özellikleri görülür. İlkbaharda yeşeren ancak daha sonraları sararıp yok alan step bitki örtüsünün dışında bölgede bir orman örtüsü bulunmamakla beraber, ilçede ve çevresinde çok yoğun olarak görülen bağcılık ve yemyeşil bağ örtüsü yaz aylarında da sıcak bir görüntü vermektedir.

Gezilecek Yerler
Pembe Vadi : Urgup-Avanos yolunun tam ortasinda yer alan vadide peribacalarinin en tipik örnekleri gorulebilir. Doğal oluşumlarm cok yoğun bir biçimde yer aldığı bu bölgede, doğanın kayaları deve, tavşan gibi birçok şekilde oluşturduğu gözlenir.

Kızılçukur : Her zaman önemli bir üzüm ve şarap üretim merkezi olan bu bölgede, peribacalari içine yapilmis, üzüm resimleri ile bezenmiş bir kilise bulunmaktadır. Değişik renklerde pek çok peribacasının yer aldığı bu vadi ayni zamanda günbatımında oldukça ilginç seyir noktası durumundadır.

Mustafapaşa : 1924 yilinda yapilan nufus değişimine (Mübadele) kadar Ortodoks Hıristiyanların barındığı Mustafapaşa, tipik bir müze - kent görünümündedir. 19. yüzyil kiliselerinin örneklerinden Aziz George, Aziz Vasilios ve Aziz Stefanos Kiliseleri ziyarete açıktır. Ayrica bu ilginç kasabada Hiristiyan ve Selçuk yapı işçiliğinin özgün örneklerini görmek mümkündür.

Sarıhan : 1217 yilinda Selcuklu Sultani Alaattin Keykubat tarafindan Aksaray-Ürgüp-Kayseri yolu uzerine yaptırılmıştır. Bu kervansaray önemli bir konaklama ve barınma merkezi olarak tarihte yerini almıştır. Selcuklu-Türk mimarisinin en önemli eserlerinden birisidir. Daha sonra asvalt yolu yapilmis ve iyi bir restorasyona tabi tutulmustur. Sarı taşların hakim olduğu yapının adı bu taşların renginden gelmektedir.

Halacdere : Yumucak tufler icine kazilmis ve 10-12. ve bir kismi ise 13. asira tarihlenmektedir. Bir kismi asinmis ve yikilmis bulunan buyuk bazilike tipi kiliseler mevcut olup bir zamanlar hiristiyanlarca hastane olarak kullanildigi sanilmaktadir. Ortahisar'daki baska kiliseler Aziz Peter ve Aziz Paul Kiliseleri ile Meskendir Deresindeki kiliselerdir.

Fıratkan : Göreme Açıkhava Müzesi yolu üzerindeki Fıratkan, küçük bir kiliseler gurubudur. Bir yatakhanesi, yemekhanesi, muttagi ve depolari mevcut olup iki katli olarak insa edilmisir. Iki kat birbirine tuneller ile baglanmis olup cok ilginc bir yapi tarzi vardir.

Ortahisar : Kasabanin merkezi Urgup-Nevsehir yoluna 1 Km. mesafededir. Merkezde bulunan 50 m. yuksekligindeki tarihi kaya-kale ana yoldan da gorulebilmektedir. Eski bir barinma mekani olan Ortahisar Kalesi uzerine cikilabilmekte olup, burasi ilginc bir seyir ve resim cekme noktasidir. Ortahisar bolgesi zengin bir manastir yasaminin orneklerini barindirmaktadir. Harim Kilisesi, Sanca Kilise ve Cambazli Kilise bu beldenin baslica gorulmeye deger eserleridir. Ortahisar, cok canli bir kultur ve ticaret merkezidir. Cukurova'nin urunu olan limon, bu bolgedeki volkanik kayalar icine oyularak yapilmig olan tabii soguk hava depolarinda muhafaza edilir ve buradan tum Turkiye'ye dagitilir. Bolgede turizme ilk acilan kasaba olan Ortahisar'm halki konukseverligi ile unludur.

Aziz Theodore (Tağar)Kilisesi:Ürgüp-Kayseri yolundan 8.5 km sonra sağa dönülüp 8 km daha gidildiğinde Ürgüp ilçesinin Yeşilöz köyüne ulaşılır. Buradaki Aziz Theodore adına yapılmış olan Tağar Kilisesi 'T' planlı, merkezi kubbelidir. Üst katta bulunan galeriye bir merdiven sayesinde çıkılmaktadır. Bu nedenle Kapadokya kiliseleri içinde tek örnektir. Genelde resimleri iyi korunmuş olan kiliseyi üç sanatçı kendi stillerine göre farklı zamanlarda süslemiştir.

Sahneler : Deesis, müjde, doğum, peygamberlerin görünümü, havarilerin görünümü, İsa çarmıhta, melekler Gabriel ve Michael, madalyonlar içinde aziz tasvirleri.

Pancarlık Kilisesi:Ortahisar kasabasının güneyinde, Ürgüp-Mustafapaşa yolunun sağındaki Pancarlık vadisinde yeralan Kilise XI. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Düz tavanlı, tek nefli ve tek apsislidir. Kilisedeki duvar resimleri daha çok yeşil zeminlidir ve oldukça iyi korunmuştur.

Sahneler : Peygamberlerin görünümü, müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, Joseph'in ikinci rüyası, Mısır'a kaçış, masum çocukların katliamı, İsa'nın mabete takdimi, Elizabeth'in takip edilişi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, vaftiz, İsa'nın denenmesi, Kana düğünü, şarap mucizesi, balık ve ekmeklerin çoğaltılması, havarilerin tanrı yolunda görevlendirilmesi, şeytan çarpmış adamın iyileştirilmesi, cüzzamlı adamın iyileştirilmesi, sakat kadının iyileştirilmesi, Jairus'un kızının iyileştirilmesi, balıkların çoğaltılması mucizesi, İsa ve Samarralı kadın, başkalaşım, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe yükselmesi, melek Gabriel ve Michael ve madalyonlar içinde aziz tasvirleri.

Ala Kilise ve Kepez Kiliseleri : Pancarlik yolu uzerinde minik koloniler seklinde yapilmis, basit kirmizi bezemeler yaninda ilginc yazi ve duvar resimlerini de iceren bolgenin onemli kiliseleridir.

Balkan Kiliseleri : Ortahisar'dan 2 km. mesafede olan kilise kolonileridir. Ikolonazma devrine tarihlenir Daha sonraki devirlere ait olan bir kucuk sapel ise fresklerle suslenmistir.

Taşkınpaşa Cami: Ürgüp'ün 20 km güneyindeki Damsa köyü merkezinde yer alan Taşkınpaşa Camii, Karamanlılar Dönemi'ne aittir. Halen Ankara Etnoğrafya Müzesi'nde sergilenen cevizden kakma tekniğinde yapılmış mihrabı, bugüne kadar kalan tek ahşap örnek olması nedeniyle önemlidir.

Taşkınpaşa Camisinin hemen karşısında Hızır Reis'e ait Taşkınpaşa Türbesi yeralır. Aynı döneme tarihlenen türbeye iki taraflı, basamaktan oluşan merdivenle çıkılmaktadır.

Taşkınpaşa Camisinin yakınında bir de aynı adla anılan medrese bulunmaktadır.

Kadı Kalesi : Gecmis zamanlarda kadinlar ve çocuklarin tehlike aninda sigindiklari bir kaya kale idi. Gerektiginde kacabilmek icin, tepenin altindaki Damsa Cayi'na acilan bir tuneli vardi. Buyuk bolumu 1954 yilinda erozyona ugrayarak yikildi. Zamanimizda saglam kalan bolumleri gezip gormeye aciktir.

Temenni (Anıt Mezar ) : 1288 yilinda Vecihi Pasa tarafindan Kilicarslan (Nukrettin) icin yaptirilmis olan bir anit mezardir. Kadi Kalesinin tam tepesinde yer alan Temenni Anit Mezari'nin en ilginc ozelligi 700 metre uzunlugundaki tunelidir. Ziyaretciler bu tunelin Seyirlik Noktasi'na cikan uzun bir koridorunu gezebilmektedirler. Temenni Anit Mezari sonralari Anadolu'nun en eski kutuphanelerinden birisi olarak kullanilmistir.

Altıkapı : XII. veya XIII. yuzyil Selcuk doneminin komutanlarindan birinin esi ve cocuklari anisina insa edilmis bir anit mezardir.

Damsa Barajı : Urgup'e 17 km uzaklıkta, Domsa Cayi uzerindeki sulama amaçli, Domsa Baraji gölü kıyısı önemli bir mesire yeri durumundadır. Çam ağaçları ile dolu göl kıyısı sıcak yaz günlerinde ve hafta sonlarında piknik yeri olarak her zaman hizmet vermekte olup piknik masa ve oturaklari ile hazir ocaklari vardir. Ayrica, Mustafapasa, Cemil, Taskinpasa, Sahinefendi, Soganli guzergahindaki gezi ve turlarda aranan bir soluklanma noktasidir.



Yapmadan Dönme
Ürgüp Müzesi'ni, Kiliseleri ve Taşkınpaşa Camisini görmeden
Yörede yapılan hediyelik eşyalardan almadan,...Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:44
http://img507.imageshack.us/img507/9133/goremels7pr9.jpg



Göreme Kapadokyanın kalbidir. Bölgedeki ilk dönem yerleşim Hristiyanlıktan Roma dönemine kadar uzanır. Göremedeki Ortahane, Durmus Kadir, Yusuf Koc and Bezirhane kiliseleri Uzundere, Bagildere ve Zemi Vadisine kadar kayalardan oyulmuş evler ve bacalar tarihin mistik yanını günümüze taşır


Göreme Kiliseleri: Tokalı Kilise, Rahibeler ve Rahipler Manastırı, Aziz Basil Şapeli, Elmalı Kilise, Azize Barbara Şapeli, Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise, El Nazar Kilisesi, Saklı Kilise, Meryem Ana (Kılıçlar Kuşluk) Kilisesi, Aziz Eustathios Kilisesi, Durmuş Kadir Kilisesi Göreme Milli Parkı içindedir.

Kılıçlar Vadisi: Göreme Vadisi ile Aktepe arasında tüf kayalardan oluşan vadilere Büyük Küçük Kılıçlar denilmektedir. İçinde su yolu geçen peribacaları, tüneller, ilginç biçimli kayalıkları ile etkileyici bir görünümü olan vadide Kılıçlar Kilisesi bulunmaktadır.

Yapmadan Dönme

Göreme Açık Hava Müzesindeki kiliseleri gezmeden
Kılınçlar Vadisini görmeden
Hediyelik el sanatlarından almadan,...Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:46
http://img507.imageshack.us/img507/8605/konmevlhz4et0.jpg



Mevlana Türbesi ve Dergahı (Merkez): Türbenin çekirdeği 1230 yılında, Mevlana'nın babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin vasiyeti üzerine buraya gömülüp, üzerine basit bir türbe yapılmasıyla oluşmuştur. Mevlana'nın ölümünden sonra ise Pervane Muiniddin ve karısı Gürcü Hatun tarafından buraya bir türbe yaptırılmıştır. Türbe daha sonra dini ve sosyal işlevli mimari eklemeler yapılarak günümüzdeki şekliyle bir Mevlevi dergahı haline getirilmiştir. Mevlana'nın ölümünden sonra yani 1273 yılından itibaren imarına başlanan dergah Cumhuriyetten sonra müze haline dönüştürülmüştür. Müzede Mevlana ve diğer Mevlevilere ait veya çeşitli yollarla dergaha gelmiş değerli yazmalar, hat ve tezhip örnekleri, maden cam ve ahşap eserler ile Mevlevi musikisi enstrümanları, halı ve kilimler sergilenmektedir.


Türbenin en ilgi çekici kısmı Hz. Mevlana ve oğlu Sultan Veledin kabirleri üzerinde yükselen Kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe) dir. 1396'da Selçuklular döneminde Mimar Bedreddin'in yaptığı kubbe yeşil çinilerle kaplıdır. Türbenin içi alçı rölyef, kalem işi nakış ve yazılarla süslenmiştir. Hz. Mevlana'nın sandukası dönemin ahşap işçiliğinin üstün örneklerindendir. Ancak bu yüksek sanduka şu an babası Sultan-ul Ulema Bahaeddin Veledin üzerinde bulunmaktadır.

Türbenin kuzeyinde XVI. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Semahane (Mevlevi ayinlerinin, semanın yapıldığı yer) ve mescid kısımları yer alır. Şeb-i Aruz Havuzu ise dergah mutfağının önündedir. Mevlana'nın ölüm yıldönümlerinde, Şeb-i Aruz (Düğün Günü) olarak adlandırılan günlerde havuz etrafında sema töreni yapılır. Hz. Mevlana ölümü Tanrıya kavuşma yani, düğün olarak tanımlandığından bu günler de düğün olarak değerlendirilir. Hz. Mevlana her şeyden önce tam bir insan dostu, barış taraftarı ve büyük bir yol göstericidir.

Alaaddin Cami (Merkez): Konya'da Alaaddin Tepesindedir. XII. yüzyıldan kalan ilk Selçuklu eseri Alaaddin Cami'nin zamanla değişen planı, organik bir bütün değildir. İlk caminin abanoz ağacından 1155 tarihli şahane minberinde Sultan Mesut ve II. Kılıçaslan'ın kitabeleri bulunmakta, Ahlatlı usta Mengümberti'nin adları yazılıdır.

Kitabeli tarihli en eski Selçuklu eseri olan böyle bir minberin sanat değerine uygun bir mimaride yapılması gereken camide, iki farklı devir göze çarpar. Kitabeli tarihli en eski selçuklu eseri olan böyle bir minberin sanat değerine uygun bir mimaride yapılması gereken camide 2 farklı devir göze çarpar. Klasik Türk Camilerinin mihrap önü kubbesi ve düz çatılı eyvanı ile doğuda sürunlar üzerine 6, batıda 4 paralel nef bir araya gelmiştir.

Aziziye Cami (Merkez): 1676'da Mustafa Paşa'nın yaptırdığı ilk yapı 1867'de yanınca, Abdülaziz ve annesi Pertevniyal Hatunun yardımlarıyla 1872'de günümüze ulaşan cami yaptırılmıştır.

İnce Minareli Cami ve Medrese (Merkez): Alaaddin Tepesinin batı eteğinde olan medrese 1260'da Selçuklu Veziri Sahip Ata tarafından yaptırılmıştır. Taç kapının görkemli görünüşüne karşın, yalın, süslemesiz bir yapıdır.

Selçuklu mimarisinin kuvvetini gösteren taş işlemeler, Fransız gotiğinden beri en asil sanatı göstermektedir.

İplikçi Cami ve Medresesi (Merkez): Alaaddin Tepesinin doğusunda, Alaaddin Caddesindedir. Medresenin vakfiyesinden ilk yapının II. Kılıçaslan döneminde vezir Şemseddin Altunbanın (Altıapa) yaptırdığı sanılmaktadır. (XII. yy sonu). Cami ve medrese Hacı Ebu Bekir tarafından 1332'de genişletip yenilenmiştir.

Firuze ve mor çinilerden geometrik geçme motifler ve firuze lacivert çinilerden kıvrık Rumilerden oluşan iki kuşakla çevrili mihrap bu türün Anadolu'daki en eski örneklerindendir. Yapı, eskiliği ve burada Mevlana Celaleddin Rumi'nin ders vermiş olması nedeniyle önemlidir.

Sahip Ata Külliyesi (Merkez): Son yıllardaki araştırmalar Sahip Ata Cami'nin aslında bugünkü çifte minareli cepheye kadar uzandığını ve ağaç direkler üzerine ahşap bir cami olduğunu göstermektedir. Selçuklu veziri Sahip Ata tarafından başlandığı ve mimar Kölük Bin Abdullah'ın eseri olduğu yazılıdır. Buna göre, Anadolu Selçuklularının bilinen en eski ağaç direkli camisi olmaktadır. 1283'de tamamlanan türbe ve hanikahla yapı, bir külliye haline gelmiştir. Bu yapıdan günümüze yalnız, şahane çini mozaik mihrap kalmıştır.

Lala Mustafa Paşa Külliyesi (Ilgın): Külliye; cami, imaret ve han olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Cami çarşı içinde geniş bir alanı kaplayan külliyenin bir bölümünü teşkil etmektedir.

1576 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan külliye bazı kaynaklarda Mimar Sinan'ın eserleri arasında geçmektedir.


Eşrefoğlu Cami (Beyşehir): Beyşehir İlçesi'nin kuzeyinde, İçeri Şehir Mahallesindedir. 1296-1299 yılları arasında yaptırılmış olup, Anadolu'daki ahşap camilerin en büyük ve orijinalidir.

Taş ve ağaç işlemeleri, kalem işleri, mozaik çini süslemeleri, Selçuklu sanatının son ve en olgun şekilde gelişmiş bir üslûp beraberliği içinde ahenkli bir bütün meydana getirmektedir.

Tümüyle firuze, lacivert ve mor çini mozaik kaplı mihrap 6 m yüksekliği, 5.50 m genişliğiyle çinili mihrapların en görkemli örneklerindendir. Yapı portalindeki zengin taş süslemeleri, iç mekanda yer verilen çinileri, taşıyıcıları ve minberdeki ahşap süslemeleriyle Beylikler Devri'nin (Eşrefoğlu Beyliği) zevkini yansıtmaktadır.

Nasreddin Hoca Türbesi (Akşehir): Akşehir'de kent surunun doğusunda, kendi adıyla anılan mezarlıktadır. Onarımlarla özgün biçimini yitiren yapıya günümüzdeki görünümünü 1905'te Akşehir kaymakamı Şükrü Bey kazandırmıştır. Eski yapıdan yalnızca ortadaki ana türbe kalmıştır. Mermer sandukanın baş ucunda gülmece ustasının yaşamını simgelemek üzere H. 683 (1284) olan ölüm tarihi, tersten 386 biçiminde yazılmıştır.

Sille Siyata Manastırı (Merkez): Konya il merkezinin 8 km kuzeybatısında, erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir merkezdir. Bu dönemde başta Akmanastır diğer adı ile Haglos Kharitan (St. Choritan) olmak üzere birçok manastır keşişler tarafından kayadan oyularak yapılmış olup, dünyada kurulan ilk manastırlar arasındadır.

Ak Manastır (Haglos Kharitan, Sille): Konya-Sille arasındadır. Kayaya oyulmuş odalarla onları çeviren yapıdan oluşan manastır M.S. 274'de Saint Horion adlı bir aziz adına yapılmıştır.

Haghia Eleni Kilisesi (Sille): Sille Bucağında, M.S. 327'de İmparator Konstantinus döneminde yapılmış olup, Anadolu'daki ilk Hıristiyan kiliselerindendir. Kilise, İsa, Meryem ve havarilerin resimleriyle süslüdür. Kilisenin iç kapısının üstünde yazılı tamir manzumesinden Mikail Arhonkolan ismine kurulduğu anlaşılan yapı, onarılmış ve boş olarak korunmaktadır.

Lystra (Hatun Saray-Meram): Konya'nın güney batısında Hatunsaray Kasabasına bir kilometre mesafede karayolunun sağ tarafında yaklaşık 400 m içerde Zolkara denilen yerdedir.

Lystra Roma imparatoru Agustus devrinde (M.Ö. 6) Nykaoline bölgesinin koloni şehirleri arasına katılmış, daha sonra Hıristiyanlık döneminde önemli bir piskoposluk merkezi olmuştur. Tarsus'tan Yalvaç'a (Antiocheia) gelen St. Paul burada barınamayarak Barnabas ile birlikte Lystraya gelerek burada vaazlar vermiştir. Birinci yılda 12 havariden biri olan Artemus, Lystra piskoposu olmuştur. Günümüzde de Lystra ören yerinde iskan izleri görülmektedir.

tufan47
10-26-2007, 13:46
http://img205.imageshack.us/img205/3817/hbvturbesi2006ki5.jpg



Hacı Bektaş


Nevşehir-Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir'e 45 km uzaklıkta olan Hacı Bektaş, ilçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Hellenistik ve Roma Dönemi'ne ait ele geçen eserler, Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Hacı Bektaş yakınlarındaki Karaburna köyü yakınlarında Topada ve Sivasa'da olduğu gibi Geç Hitit Dönemi'ne ait Hitit hiyeroflifi ile yazılmış Karaburna kaya anıtı bulunmaktadır.

Hacı Bektaş-i Veli Ve Bektaşlık

Asıl adı Muhammed bin Musa olan ve doğum ölüm tarihi kesin belli olmayan Hacı Bektaş-ı Veli'nin 1209 - 1210 tarihlerinde doğup,1270 -1271 tarihlerinde öldüğü sanılmaktadır.Anlatılan menkıbelere göre Nişaburludur.Çocukluk ve gençliği Horasan'da geçmiş,Hoca Ahmet Yesevi Ocağında felsefe,sosyal ve müsbet ilimler öğrenmiştir.

Hacıbektaş, Selçukluların siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu,yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir dönemde Horasan'dan Anadolu'ya gelmiş;köy köy,şehir şehir gezerek Türk birliğinin sağlanması,Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için çaba harcamıştır.Eski adı Sulucakarahöyük bugünkü adıyla Hacıbektaş İlçesinde kurduğu okulda öğrenciler yetiştirmiş;Türk dili ve kültürünün yabancı etki ve yozlaşmalardan korunması için çalışmıştır.Onun hoşgörü ve insan sevgisine dayalı düşünce sistemi kısa sürede geniş halk kitlelerine ulaşarak benimsenmiştir. 'İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır', 'Kadınları okutunuz', 'Eline,diline ve beline sahip ol', 'Araştırma açık bir sınavdır', 'Her ne ararsan kendinde ara', 'Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız'.

Yukarıdaki özdeyişler Hacı Bektaş-ı Veli'nin felsefesini en güzel biçimde açıklamaktadır.Onun dünya görüşü 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile aynı anlayışı aksettirmektedir.


Gezilecek Yerler
Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Külliyesi, Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi) ve Hacı Bektaş Dergahının üçüncü bahçesindeki 2. Piri Hızır Balım Sultan için, Selçuklu Mimari tarzında yapılmış olan Balım Sultan Türbesi görülmelidir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Külliyesi
Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi)

tufan47
10-26-2007, 13:48
http://img180.imageshack.us/img180/9465/egdirkaleyi9xm1.jpg



Isparta ili sınırlarında yer alan Eğirdir, her mevsim ve günün her saatinde renk değiştiren Eğirdir Gölü, tapusu Eğirdir halkı tarafından Yüce Önder Atatürk'e verilen Can adası, Türk Silahlı kuvvetlerinin Dağ Komando Okulu, dünyada eşine az rastlanan Kasnak Meşesi ve Sığla Ormanları, Türkiye'nin en önde gelen Kemik Hastalıkları Hastanesi, elması ve sadece Eğridir'de görülen Apollon Kelebeği ile tarih ve doğa zengini bir ilçedir.
Gezilecek Yerler
Eğirdir Kalesi: Eğirdir ilçesinde göle doğru uzanan yarımada üzerinde iç ve dış kale vardır. Dış kalenin yalnız temelleri kalmıştır. İç kale ise bugün hala ayaktadır. Yarım adayı kuzey-güney doğrultusunda keser. M.Ö. 4. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma ve Bizans dönemlerinde çeşitli tamirler görmüştür. En son Hamitoğulları devrinde tamir görmüş ve Timur'un Eğirdir'i istilası sırasında tahrip edilmiştir.


Eğirdir Kervansarayı: Eğirdir ilçesi yeni mahallede bulunan kervansaray Konya-Antalya yolu üzerindedir. Avlu ve kapalı mekan olmak üzere iki kesimden meydana gelmiştir. Kervansaray 1237 yılında yapılmıştır. Bugün avluda birkaç yolcu odasının temel izleri kalmıştır.

Eğirdir Gölü: 517 km2 yüzölçümü ile Türkiye'nin 4. Büyük gölü olan Eğirdir Gölü deniz seviyesinden 1000 metre yükseklikte, Sultan Karakuş dağlarının arasında il alanının ortasında yer almaktadır. Kuzeyde kalan ve daha küçük olan kısmına Hoyran Gölü, güneyde kalan kısmına Eğirdir Gölü denilmektedir. Her iki bölüm Hoyran Boğazı ile birbirine bağlanır. Göl Eğirdir ilçesinin üzerinde bulunduğu yarım adanın bir uzantısı gibi iki küçük adadan biri Can Ada diğeri Yeşil Ada (Nis)'dır. Son zamanlardan suların azalmasıyla bu adalar Eğirdir'e bağlanmıştır.


Yeşilada: Eğirdir şehir merkezine 1.5 km. uzaklıkta olan Yeşilada, 9 hektar alan üzerinde taş temelli ahşap evleri, dar sokakları ve küçük balıkçı barınağı ile otantik özelliğini korumaktadır. Eskiden halk arasında NİS olarak bilinen Yeşilada, ev pansiyonculuğunun yaygınlığı ve balık lokantaları ile dikkat çeker. Adada ayrıca Hıristiyanlarca kutsal sayılan Ayastefanos kilisesi yer almaktadır.


Canada: Eğirdir ile Yeşilada arasında yer alan 7000 m2 büyüklüğünde sevimli bir adacıktır. Yapılaşma yoktur. Sadece piknik alanı olarak düzenlenmiştir. Ada Atatürk'ün Eğirdir'i ziyareti sırasında 1 Şubat 1933 tarihli Belediye Encümen Kararı ile kendisine hediye edilmiştir.

Antik Kentler

Prostanna Antik Kenti: Pisidia şehirlerindendir. Eğirdir sivrisinin arka tarafından Cami Yayla üzerindedir. Antik kentte sınır duvarları ve bazı bina temelleri vardır. Akropolis şehri 200 metre yükseklikte kurulmuştur. Sur duvarları içerisinde dikdörtgen şeklinde bir bina vardır. Bu bina bir tapınaktır.

Cami ve Türbeler

Hızırbey Camii: Eğridir'de bulunan camilerin en büyüğü olup, ilk defa Hızır bey tarafından yaptırılmıştır (1327-1328). Cami 1814 yılında çıkan bir yangında tamamen yanmış Yılanlıoğlu Şeyh Ali Ağanın önderliğinde yeniden yaptırılmıştır. 1820 yılında tekrar ibadete açılmıştır. Büyüklüğü tarihi kıymeti, minberi bakımından önemli bir değere sahiptir. Ayrıca kemer üzerindeki minaresiyle dünyada tek olduğu iddia edilmektedir.

Ağa Cami: İlçenin Ağa mahallesinde bulunan camii, 1413 yılında inşa edilmiştir. Minaresi 1777 yılında yapılan cami daha sonra onarılarak kiremitli hale getirilmiştir.

Yılanlıoğlu Cami: Yazla mahallesinde Şeyhülislam El Berdai türbesi yanında Yılanlıoğlu tarafından 1806 yılında taş minareli olarak yaptırılmıştır.

Ada Cami: Yeşilada (Nis Adası) içinde yer alan cami önce kilise olarak inşa edilmiş, II. Osman'ın 1618 yılında çıkardığı bir fermanla cami olarak ibadete açılmıştır. İlk adı Kız Kilisesidir.

Sinan Paşa Cami: Kapısı üzerindeki kitabede 1376 tarihinde yapıldığı kayıtlıdır. Buna göre caminin Isparta ve havalisinin Osmanlı idaresine geçmeden 6 yıl önce yapıldığı anlaşılmaktadır.

Baba Sultan Türbesi:Kapıdaki kitabeden anlaşıldığına göre 1358 yılında Hamidoğlu İlyas Bey zamanında İsa Bin Musa adındaki zat için yaptırılmıştır. Türbe içinde Baba Sultandan başka türbedarı olan Sureti Baba (Zorti Baba) ile Palor Baba adlarında iki kişinin mezarı daha vardır. Türbe ziyarete açıktır.

Medreseler

Dündar Bey Medresesi: 1237 yılında Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında han olarak yapılmış, 1301 yılında Hamidoğlu Dündar Bey tarafından medrese haline getirilmiştir. Medrese iki katlı olup, ortada avlu yer alır ve 30 hücresi vardır. Medresenin girişinde büyük bir taş kapı vardır. Kapının etrafı Selçuklu karakterlerinden geometrik şekillerde süslenmiştir.

Kiliseler

Ayastefanos Kilisesi: Eğirdir ilçesinin Yeşilada mahallesinde yer alır. 19. Yüzyılda inşa edilmiştir. Eğirdir Belediyesince 1993 yılında restorasyon çalışmaları başlatılmış olup, çalışmalar sürdürülmektedir. Eskiden Rum asıllı Hıristiyan Hacı adaylarının Kudüs'e gitmeden önce yolları üzerinde bulunan Ayastefanos Kilisesini ziyaret ettikleri ve burada ayinler düzenledikleri belirtilmektedir.

Aya Giorgios Kilisesi: Eğirdir ilçesi Barla bucağında dağın yamacında yer alır. Kilisenin duvarlarının bir kısmı hala ayaktadır.

Kovada Gölü Milli Parkı'nı görmeden,
Adada balık yemeden,
Gölde yüzmeden,
Yamaç paraşütü, sörf, trekking yapmadan... Dönmeyin.

tufan47
10-26-2007, 13:50
http://img507.imageshack.us/img507/4638/hattusaaslanlikapiax3hm9.jpg


Günümüzden 5 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanan Boğazkale'de, ilk organize devleti kuran Hititlerin, ilk başkenti Hattuşa bulunmaktadır. Hattuşa Anadolu'nun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ülkemizdeki 9 değerden biridir.

Hitit uygarlığı en az Mısır Uygarlığı kadar eski ve zengin bir uygarlıktır. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Antlaşması metin tabletleri Boğazkale'de bulunmuştur. Ayrıca, Hattuşa'nın en büyük ve etkileyici kutsal mekanı, şehrin dışında yeralan, yüksek kayalar arasında saklanmış Yazılıkaya Kaya Tapınağı'dır. Tapınak'ta 90'tan fazla tanrı, tanrıça, hayvan ve hayal ürünü yaratıklar kaya yüzeyine işlenmiştir.

Boğazkale İlçesi , Sungurlu İlçesine bağlı bir bucak merkezi iken ; 1987 yılında yörenin turistik durumu dikkate alınarak ilçeye dönüştürülmüş ve Çorum'a bağlanmıştır.İlçe olmadan önce ; Boğazköy ismini taşıyan yerleşim yeri, Çorum İlinin 82 km güneybatısındadır.

Hattuşa ve Yazılıkaya'nın keşfi 1834 yılında olmuştur.1835-1894 yılları arasında çeşitli yabancı arkeologlar tarafından ferdi çalışmalar yapılmış ; 1904 yılından itibaren ise Alman Doğu Kültürleri Araştırma Merkezi tarafından kazı çalışmaları başlatılmıştır.1939 yılından bu yana da kazılar, aralıksız olarak devam etmektedir.

Boğazkale; Hattuşa ve Yazılıkaya ören yerleri 02.10.1998 tarihinde Milli Park olarak ilan edilmiştir.



Tarihçe:Boğazkale, Hitit uygarlığının başkenti Hattuşa'ın bulunduğu şehirdir. İlk yerleşim Kalkolitik çağda başlamış; ilk Tunç çağında Hattiler'in sonra Asur ticaret kolonilerinin mekanı olan Hattuşaş, Hititler döneminde başkent olmuştur. Böylece ilçenin gerçek tarihi, M.Ö.2000 yıllarında başlamış olur. Kentin asıl merkezini Büyük Kale teşkil eder. Büyük Mabet'in bulunduğu yer ise aşağı şehir bölgesidir. Yazılıkaya Açık Mabedi de Hitit uygarlığının en önemli bölgeleridir. Burada ele geçirilen tabletler, tarihe ışık tutmaktadır.

Hititlerden sonra bölgeye Frigler, Medler, Galatlar, Romalılar, Bizanslar hakim olmuştur.

1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra 1075 yılında Melik Ahmet Gazi komutasındaki Danişmendli ordusu tarafından Çorum Bölgesi'nin fethiyle buralara da Türk göçleri başlar. 16. yüzyılda Türkmen boylarından Maraşlı Dulkadiroğullarından bir grup önce Hattuşaş / Boğazköy'ün 3 km kuzeyindeki Yekbas'a yerleştirilirken, 17. yüzyılın sonunda buradan Eski Hitit başkentinin eteğine taşınırlar.

Hattuşaş 1986 yılında UNESCO'nun "Dünya Kültür Mirası" listesine alınınca yörenin turistik durumu dikkate alınarak harekete geçilmiştir. Boğazköy adıyla Sungurlu'ya bağlı bir bucak iken adı Boğazkale'ye çevrilerek 1987 yılında Çorum'a bağlı bir ilçe haline getirilmiştir. Çorum, binlerce yıldır çeşitli uygarlıkların yan yana ve üst üste oluşturduğu yerli Anadolu kültür geleneğini devam ettiren illerin başında gelir.Maddi kültür belgelerinin zenginliği açısından adeta bir açık hava müzesi görünümünde olan Çorum yöresi 1830'lu yıllardan itibaren Avrupalı gezginlerin, bir çok yerli ve yabancı bilim adamlarının ilgi odağı haline gelmiştir.

GEZİLECEK YERLER

Hattuşa ve Yazılıkaya ören yerlerini tanıtmadan önce, Hitit tarihine göz atılmalıdır.

Boğazkale - Hattuşa

Boğazköy ( Hattuşa ) Örenyeri, Çorum ilinin 82 km güneybatısında yer almakta olup, Ankara'ya uzaklığı ise 200 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy ( Hattusa ) örenyeri ; Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır.Şehir kuzeye doğru açık olup, kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir.

Hattuşa 1986 yılından beri , Türkiye'de UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış dokuz noktadan biridir. Ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren yine UNESCO'nun "Dünya Belleği Listesi"nde yer almaktadır.

Hattuşa'nın keşfi 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından yapılmış ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu buluş aslında yalnızca Hattuşa'nın keşfi değil, tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da algılanabilir.1893-94'de Ernest Chantre'nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa'yı ziyaret eder. Muze-i Humayun müdürü Osman Hamdi Bey, 1906'da müzesi adına Makridi'nin sorumluluğunda Boğazköy kazılarını başlatmış, zamanın çivi yazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler'i de kazı heyetine alarak, burasının Hitit Başkenti Hattuşa olduğunu tespit ederler. 1931-1939 yılları arasında ve 2.Dünya savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952'de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.

Antik Kapadokya bölgesinin kuzey sınırına yakın bir yerde bulunan ve arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılıp restore edilen ve açık hava müzesi niteliğindeki ziyaret edilebilen Hititlerin başkenti Hattuşa-Boğazköy'deki kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Park'ın temelini oluşturmaktadır. Yüz yıldır sürdürülen kazı ve araştırmalar Hattuşa-Boğazköy çevresindeki en erken yerleşmenin Kalkolotik çağda (M.Ö. 6000) olduğunu ortaya koymuştur. Eski Tunç Çağında da sürekli yerleşmenin görüldüğü Hattuşa'da bu dönemi Asur Ticaret Koloni devri izler. Yazılı belgelere göre M.Ö. 2. binin başlarında Kuşar'lı Anitta Hattuşa Kralı Pijusti'yi yenip şehri tahrip eder ve şehri lanetler. Anitta'nın lanetine rağmen şehir M.Ö. 1600/1650 yıllarında Hitit Kralı 1. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Hititlerin M.Ö.1200'de şehri çeşitli nedenlerle terk etmesiyle burada Erken Demir Çağı (Karanlık Çağ) başlar. Bu dönemi M.Ö. 9.yüzyılda Frig Çağı daha sonra Helenistik, Galat ve Roma/Bizans çağları takip eder.

Hitit imparatorluk döneminde, yani M.Ö. 14. ve 13. yy'da şehir yaklaşık 6 km uzunluğunda bir surla çevrilmiştir. Daha geç bir imar evresinde bu surların önüne ikinci bir duvar daha örülerek, kent daha sıkı bir savunmaya alınmıştır. Bu yeni sur üzerinde bulunan, anıtsal şehir kapılarının çoğu günümüze kadar oldukça sağlam durumda gelmiştir. Güney batıda, dış yüzünde aslan yontuları bulunan Aslanlı Kapı'yla , iç yüzünde, silahlı tanrının görkemli şekikde betimlendiği Kral Kapı, bunların en önemlileridir. Kentin güney ucundaki Yer Kapı'nın da özel bir rolü olmalıdır. Burada 30 m yüksekliğinde, 80 m genişliğinde bir toprak set oluşturulmuştur. Bu set üzerinden geçen kent surunun ortalarında Sfenksli Kapı yer alır. Tam bu kapının altında, Hattuşa'nın bugün içinden geçilebilen tek poterni vardır. 71 m uzunluğunda ve 3 metre yüksekliğindeki poternden geçilerek sur dışına çıkılmaktadır.

Şehirde ayakta kalmış, izlenebilen yapıların büyük bölümü, surlar gibi, M.Ö. 13 yy'dan kalmadır.Kraliyet yapılarının yer aldığı Büyükkale'de direkli galerilerleçevrili avlular, konutlar, depo binaları ve büyük bir kabul salonuyla, büyük bir saraya ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.

Hitit metinlerinde sık sık " Hattuşa Ülkesinin bin tanrısından" söz edilmektedir. Kuşkusuz bu tanrıların çoğu imparatorluk ve kült (dini)başkenti Hattuşa'da kendilerine bir tapınım yeri edinebilmişlerdir.Başkent Hattuşa'da bu güne kadar 31 yapı, tapınak olarak tanımlanmıştır. Hattuşa'nın en büyük dini yapısı olan Büyük Tapınak, Aşağı şehirdeki konutların ortasında tek tapınak olarak yükselir. İki kült odası olduğu için tapınak, imparatorluğun tanrılarının en büyükleri olan Hava Tanrısı ile Arinna'nın Güneş Tanrıçasına adanmış olmalıdır.

Hattuşa'da son yıllarda yapılan kazıların ağırlık noktasını şehrin, hatta Hitit Devletinin ekonomisine ışık tutan kazılar oluşturmuştur. İmparatorluk döneminde, M.Ö. 13 yy'da kentin kuzeydoğusunda yükselen Büyükkaya sırtında çok büyük boyutlarda, sayıları 11'i bulan yer altı siloları bulunmuştur.

Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 1200 yıllarından hemen sonra yıkılmasıyla Anadolu Tunç Çağları da sona erer. Bununla beraber, Hattuşa şehrinin arazisinin yerleşim tarihi devam eder. M.Ö. 12 yy'ın başlarında, Erken Demir Çağına tarihlenen yeni yerleşme, Frig etkilerini yansıtan bir taşra kasabasına dönüşüp büyümeye başlaması, ancak M.Ö. 8.yy'da gerçekleşir.Yerleşim Pers döneminde de devam etmiştir.Helen/Galat ve Roma / Bizans'a ait yerleşme ve tahkimat izleri de görülmektedir. Bir Türkmen aşireti'nin 16 yy'da burada yerleşmesiyle bugünkü Boğazkale kurulmuştur.Eski adı Boğazköy olan bu yerleşme, Hititler'in başkentine de adını vermiştir.


Boğazkale - Yazılıkaya

Hattuşa-Boğazköy'ün 1.5 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Hattuşa'nın en büyük ve etkileyici olan kutsal mekanı, şehrin biraz dışında yer alan, yüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya tapınağıdır.Tapınak'ta 90'dan fazla tanrı, tanrıça,hayvan ve hayal ürünü yaratıklar kaya yüzeyine işlenmiştir.

Tanrı ve tanrıça dizileri olasılıkla, imparatorluk pantconunun baş tanrıları olan Hava Tanrısı ve Güneş Tanrıçası'nın maiyetini oluşturuyordu. Bu yorum sonucunda; Yazılıkaya "Yeni yıl şenlikleri evi" olarak tanımlanabilir.

Hitit kült metinlerine göre yeni yıl ve ilkbahar törenlerinde bir araya gelen tüm tanrılar ''Hava Tanrısı'nın Evi'nde'' toplanırlardı. Bu şenlikte kentin diğer tüm tapınak-larından tanrı heykellerinin törensel bir alayla Yazılıkaya'ya taşınmış olabileceği düşünülmektedir.

Yazılıkaya A Odası'nda kayaya işlenmiş kabartma figürlerin özel bir düzeni ve tertibi vardır. Burada sol kaya yüzeyinde ikisi dışında yalnız tanrılar, buna karşın sağ tarafta da yalnız tanrıçalar betimlenmiştir. Ana sahnede Hava Tanrısı ile eşi Güneş tanrıçası ve ortak çocuklarının karşılaşması tasvir edilmiştir. Ana sahnenin karşısındaki duvarda daha büyük boyutlarda büyük Kral lll/lV. Tudhalia betimlenmiştir. Kral Güneş Tanrısı'nın törensel kıyafetinde, elinde egemenlik sembolü olan ucu kıvrık asa tutar durumda, iki tepe üzerinde tasvir edilmiştir. Bu kutsal alanın bu kral tarafından yaptırıldığı, ya da son şeklini ebedileştirmek istediği sanılmaktadır.

B odasındaki kabartmalar ana odadaki gibi kuşaklar halinde değildir; yan duvarlara dört bağımsız figür işlenmiştir. A odası'nın başlangıcında tanrılar geçidinde de tasvir edilen ve orak biçimli kılıç taşıyan On İki Tanrı ve ''Kılıç Tanrısı'' Nergal, öbür dünya ile ilişki kuran yer altı tanrıları anlamında olmalıdır. Büyük Kral lll/lV. Tudhalia'nın koruyucu tanrısı olan Şarruma, krala sarılmış ve ona yol gösteren bir durumda tasvir edilmiştir. Büyük Kral lll/lV. Tudhalia'nın hiyeroglifle yazılı ismi, B odasının sağ duvarının ön tarafında bir defa daha yer almaktadır. Hemen yakının da ise bir heykel kaidesi olabilecek taş blok durmaktadır. Olasılıkla burada kralın bir heykeli bulunuyordu. Çünkü Tudhalia'nın oğlu ll. Şuppiluliuma'nın babası için anılacağı bir yer, bir "Ebedi Hegur" yaptırdığı ve içine heykelini koydurduğu çivi yazılı bir tablette anlatılmaktadır.

Boğazkale ve yakın çevresindeki ören yerlerini gezip, Hitit Uygarlığını tanımadan,
Çorum Leblebisi almadan,... Dönmeyin

tufan47
10-26-2007, 13:51
http://img205.imageshack.us/img205/5255/ishakpasasarayi01no0.jpg



Ağrının en eski ilçesidir. Doğubayazıt Ovasının güneydoğusuna kurulmuştur. Yüzölçümü 2425 kilometre karedir.

İSHAK PAŞA SARAYI
Dogubeyazıt'ın 7 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt'ın kayalıkları üzerindedir.
İshak Paşa Sarayı, Saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Top kapı Sarayından sonra ikinci teşkilatlı saray sistemine sahiptir. Aynı zamanda yörenin en büyük tarihi eseri ve en çok gezilen turistik yeridir. Son devirde yapılan sarayların en ünlüsüdür. Doğubeyazıt ilçesinin 5 km. doğusunda bir yamacın tepesinde kurulan saray Osmanlı İmparatorluğunun Lale devrinde yapılmış son büyük anıt yapısıdır. Harem dairesi Topkapı sarayı örnek alınarak yapılmıştır. Saray binasının oturduğu zemin vadi yakasında olduğundan kayalık ve sarptır. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Bununla saray çevreye bağlanır ve saraya giriş çıkış buradan sağlanır. İshak Paşa sarayının oturduğu bölge arazi olarak doğudan batıya doğru inildikçe kademe kademe alçalır. Bu nedenle de sarayı belli bir eksene yerleştirmek için kuzey ve güney batı yönlerinde dolgular. yüksek teraslı duvarlar ve bodrumlar yapılmıştır.Siyah yontma taşlarla alttan yukarıya doğru düzgün bir meyille örülen terasların yüksekliği 15 metreyi bulur. Sarayın planında Türk Saraylar Geleneği esas alınmıştır. Kapladığı alan 7600 m2 dir. Yapımının 99 yıl sürdüğü söylenmektedir. Bin teşkilatı iç içe iki avlu etrafın da toplanmış birinci avlu etrafında bulanan yapılar büyük tahribata uğradığından ayakta bulunan bölümleri restore edilmiştir. Böylece sarayın “U” şeklindeki iki avlusundan birincisinin yalnız çevre duvarları, ikincisinin ise karşılıklı olmak üzere odaları ve yıkılan temelleri bulunmaktadır. Sarayın mimarisinde Osmanlı Fars ve Selçuklu medeniyetlerinin ortak etkisi gözlenmektedir.

tufan47
10-26-2007, 13:52
http://img137.imageshack.us/img137/2557/tatvangh5.jpg



Bitlis
Bitlis, Kaleleri ve Türk İslam eserleriyle önemli bir ildir.

BELLİ BAŞLI GEZİLECEK YERLERİ

MÜZELER
İlin tek müzesi Ahlat'tadır. Müze; yaklaşık 200 dönümlük alan üzerinde kurulu bulunan tarihi 'Selçuklu Mezarlığı'nın bitişiğinde yer almaktadır. Müzede; Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait arkeolojik ve etnografik tarihi eserler sergilenmektedir.

TÜRBELER
Küfrevi Türbesi (Bitlis)
Emir Bayındır Kümbeti (Ahlat)
Çifte Kümbet (Ahlat)
Emir Ali Kümbeti (Ahlat)
Usta Şagirt Kümbeti (Ahlat)
Şeyh Babo (Üryan Baba) Türbesi (Bitlis)
Abdurrahman Gazi Türbesi (Ahlat)

KALELER
Bitlis Kalesi
Tatvan Kalesi
Ahlat Sahil Kalesi
Adilcevaz Sahil Kalesi

MEDRESELER
İhlasiye Medresesi
Nuhiye Medresesi
Şerefiye Medresesi
Yusufiye Medresesi

KAPLICALAR
Fay hattı üzerinde bulunan Bitlis merkez ve çevresinde sayısız kaplıcaya rastlanır.
Güroymak (Çukur) Kaplıcası
Ilıcak (Germav) Kaplıcası
Nemrut Dağı Kaplıcası
Alemdar Kaplıcası
Köprü Altı Kaplıcası
Çim Çölmüğü Kaplıcası
Arap Köprüsü Kaplıcası
Yılan Dirilten Kaplıcası
Acı Su Kaplıcası

tufan47
10-26-2007, 14:08
http://img516.imageshack.us/img516/4217/antep082zcwj3.jpg



Gaziantep
Gaziantep ili, tarihi coğrafya bakımından Kuzey Suriye-Anadolu ve doğu-batı arasında kültürel, askeri ve ticari yollarının üzerinde ve kavşak noktasında yer aldığından, bölge bugünkü Türkiye'nin jeopolitik durumu gibi bir konuma sahiptir. Bu nedenle, tarihin hemen tüm çağlarının kültürlerini yaşamış olduğundan Gaziantep ili içindeki höyük sayısı da 250'den fazladır.

Bölgede Hurri, Hitit imparatorluk, Geç Hitit, Asur, Pers, Hellenistik ve Roma çağları da oldukça hareketli ve yoğun yaşanmış, Bizans ile birlikte İslami dönemler ve özellikle ortaçağdaki Haçlı seferleri sırasında jeopolitik konumundan dolayı bölge, çok önemli tarihi olaylara sahne olmuştur.

Zeugma
Belkıs / Zeugma , Gaziantep'in Nizip ilçesinin 10 km. doğusunda , Fırat Nehri kenarında aynı adı taşıyan köyde yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır.

Büyük İskender'in genarellerinden Selevkos Nikator | M.Ö. 300'de Belkıs / Zeugma'nın ilk yerleşimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkıs / Zeugma , M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu'nun topraklarına katılır, ismi ise geçit ve köprü anlamına gelen Zeugma olarak değiştirilir. M.S. 256 yılında Sasani kralı Sapur | Belkıs / Zeugma'yı ele geçirerek kenti yakıp yıkar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtiş***** ulaşamaz. Belkıs / Zeugma ; M.S. 4.yüzyılda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyıllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmiştir. M.S. 7. yüzyılda Arap akınları neticesinde Belkıs / Zeugma terk edilir. Daha sonraları M.S.10. ve 12. yüzyıllar arasında küçük bir Abbasi yerleşimi bölgede yer alır ve M.S. 17. yüzyıl da ise Belkıs köyü kurulur. Belkıs / Zeugma , Kommagene Krallığı'nın dört önemli kentinden birisidir.

Yesemek
Gaziantep Müze Müdürlüğü'ne bağlı olarak faaliyet gösteren Yesemek Açık Hava Müzesi, İslahiye ilçesinin güneydoğusundaki yamacın üzerinde yer alır. Bu yamaç “Karatepe Sırtı” adı ile tanınmakta olup, Kurt Dağı'nın güney uzantısını teşkil etmektedir. Müze'nin İslahiye ilçesine uzaklığı 23 km. Gaziantep'e uzaklığı ise 113 km. olup yolu asfalttır. Ulaşım İslahiye ilçesinden olduğu gibi Hatay'a bağlı Akbez yolu ayrımından Kilis iline giden yolla da sağlanmaktadır. Müze; yayınlara “Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi” olarak geçmiştir. Arazi menekşemsi gri renkte, dolarit diye de tanımlanan bazalt taşlardan oluşmaktadır. Bazalt taşlar gayet sert ve çok ince gözenekli olup son derece kalitelidir.
Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi taşların ocaktan kesilmesi yontu taslaklarının hazırlanması ve tamamlanmasına kadarki evrelerin teker teker örnekleri ile görülebileceği dünyada eşi başka bir benzeri olmayan heykel okulu niteliğindedir.

O dönemde bu büyüklükte bir sahayı kaplayan atölyeye ve atölyede meslek icra eden heykeltraş sayısına, günümüzde meydana gelen teknolojik ve sanatsal gelişmeye rağmen ulaşmak mümkün olamamıştır. Bu da o dönemde burada yaşayan insan topluluklarının sanata verdiği önemin büyüklüğünü göstermektedir.

Gezi Turları

Dülükbaba Turu: İl merkezine 4 km. uzaklıkta bulunan Orman İşletme Müdürlüğüne ait Dülükbaba orman içi dinlenme yeri, doğa yürüyüşü yapmaya, kamp yapmaya, pikniğe elverişli ve günübirlik gidilip dinlenilebilen bir yerdir.

Yesemek Turu: İslahiye ilçesine 24 km. uzaklıkta bulunan ve dünyanın ilk Açıkhava Heykel atölyesi olarak bilinen Yesemek'e günübirlik gezi yapılabilir. Yesemek Açık Hava Müzesi'nin karşısında bulunan Tahta Köprü Barajının kıyısında piknik yapılabilir.

Birecik Turu: Fırat nehrinin kıyısında bulunan Şanlıurfa'nın Birecik ilçesine nesilleri tükenmekte olan ve çoğalmak için koruma altına alınan kelaynak kuşlarını görmek için gidilebilir. Efsaneye göre Nuh'un gemisi Ağrı dağına oturunca üç çift kuş salıvermiştir. Bu kuşlardan bir çifti de Kelaynak kuşlarıdır. ayrıca Fırat kenarında piknik yapmak, yüzmek ve Birecik'te bulunan restaurantlarda yemek yemek,yüzmek ve dinlenmek için tura çıkılabilir. Birecik'in Gaziantep'e uzaklığı 67 km.dir.

Rumkale Turu: Gaziantep'in Yavuzeli ilçesinin Kasaba köyünde bulunan ve Fırat nehri ile Merziman çayının birleştiği yerde görkemli duruşu ile insanları büyüleyen Rumkale'yi gezmek, Fırat ve Merziman çayı kıyısında doğayla iç içe su çağıltıları arasında dinlenmek, piknik yapmak için günübirlik tura gidilebilir.

GAP Turu: Öncelikle dünyanın en büyük, sulama ve elektirik üretimine yönelik projelerinden biri olan GAP'a gezme, görme, teknik bilgi alma ve dinlenme amaçlı günübirlik veya konaklamalı olarak tura çıkılabilir.

Belkıs Turu: Gaziantep'e 60 km. uzaklıktaki, Nizip sınırları içerisinde bulunan, tarihte kendi adına para bastıran Zeugma(Belkıs) şehri harabereleri günübirlik gezilebilir. Fırat kenarında yeşillikler arasında piknik yapma imkanı mevcuttur.

Şanlıurfa Turu: Şanlıurfa turu dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak bilinmektedir. Hz. Eyüp ve Hz. İbrahim peygamberlerin yaşamış oldukları yer olarak bilinen Harran'da ilk İslam Üniversitesinin oluşu tarih ve ilmin derinliklerini ispatlamaktadır. Şanlıurfa'nın Peygamberler şehri olması, Hz. İbrahim'in dergah denilen kutsal yerde dünyaya gelmesi, Nemrut'un tahtına payima etmesi, tek tanrı fikrinin ilk kez burada ortaya atılması, ayrıca şehrin ortasında bulunan Balıklıgöl'ün açıkhava akvaryumu görünümü vermesi, sabır timsali olan Eyüp Peygamberin 7 yıl çile çektiği mağaranın burada olması, Harran evleri ve daha birçok özelliğiyle Şanlıurfa'ya günübirlik veya 1-2 günlük konaklamalı tur düzenlenebilir. ayrıca münferiden de gezilip görülebilir.

Hatay-Harbiye Turu: İlin merkezi olan Antakya, Akdeniz'e 30 km. uzaklıkta si nehri üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Eşsiz bir güzelliği olan harbiye, çağlayanlar bölgesi olup, piknik yapılabilen, yeme-içme tesisleri olan ve yemekleri ile ünlü olan şirin bir yerdir. St. Pierre Kilisesi Habib-i Neccar dağı üzerinde doğal bir mağaradır. Hıristiyanlar "Hıristiyan" ismini ilk defa burada almişlardır. ayrıca burası Hıristiyanlar tarafından Hac yeri ilan edilmiştir. Hatay Arkeoloji müzesi mozaik üzerine dünyanın ilkinci büyük müzesidir. Hatay!a 1-2 günlük tura gidilebilir.

Sofdağı Yaylası Turu: Güneydoğu Torosların uzantısı olan Sofdağlarının üzerinde bulunan Sofdağı yaylası Gaziantep'e 32 km. uzaklıktadır. Yaylada hava çok temiz olup Sofdağı'ndan şehre uzaktan ve tepeden bakmanın zevki bambaşkadır. Yaylada buz gibi tatlı su kaynakları ve pınarlar bulunmaktadır. İnsanların doğayla başbaşa, gürültüsüz, kuş sesleri ve su cağıltıları arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapılabileceği ideal bir yerdir. Sofdağı yaylasına günübirlik veya hafta sonu tura gidilebilir.

Hızır Yaylası Turu: İklimin verdiği özellikleher mevsim yeşillikler içinde bulunan hızır yaylası, İslahiye ilçesi Altınüzüm beldesinin 20 km. batısında Amanos dağlarının tepesinde bulunmaktadır. Rengarenk kır çiçekler ilkbahar dağ laleleri, büyüleyici güzellikte manzaraları yanında buz gibi suları, pırıl pırıl güneşi ve bol oksijenli tertemiz havası ile insanların doğayla baş başa gürültüsüz, kuş sesleri ve su cağıltıları arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapabileceği ideal bir yerdir.

tufan47
10-26-2007, 14:09
http://img516.imageshack.us/img516/9372/urfabalikligol1cu4.jpg



Şanlıurfa


Şanlıurfa tarihte dünya kültür ve medeniyetinin merkezi kabul edilen ve arkeoloji literatüründe "Bereketli Hilal" olarak adlandırılan bölge üzerinde yer almaktadır.

Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntular, şehir merkezindeki Balıklıgöl civarının günümüz*den 11.000 yıl önce Neolitik Çağ insanları tarafın*dan iskan edildiğini kanıtlamıştır. Bu çağ, Anadolu'da mimarlık sanatının başlangıcı sayıl*maktadır.

Mimarlık tarihi bu kadar eskilere dayanan Şanlıurfa, günümüzde de mimari eserlerinin zen*ginliği bakımından Anadolu'nun önde gelen illeri arasında yer almakta ve bu özelliğinden dolayı "Müze Şehir" adıyla tanınmaktadır.

Şanlıurfa, dinler tarihi ve inanç turizmi yönüyle de dünya kültüründe önemli bir yere sahiptir. İl merkezi yakınındaki Göbekli Tepe'de yapılan arke*olojik kazılarda, ilkel dinlere ait olan ve günümüz*den 11.000 yıl öncesine tarihlenen dünyanın en eski tapınakları bulunmuş ve Şanlıurfa'nın inanan insan*ların dünyadaki en eski merkezi olduğu anlaşılmıştır.

Şanlıurfa, “Mozaikler Şehri” dir. İl genelinde, bir müzeye sığmayacak kadar, mozaik potansiyeli vardır. Şimdiye kadar 100 den fazla mozaik keşfedilmiştir. Urfa'ya ait mozaiklerin bir kısmı kayıp, bir kısmı meraklı kişilerin koleksiyonunda, kayda geçenler ise Şanlıurfa ve İstanbul Ayasofya Müzelerinde sergilenmektedir.

tufan47
10-26-2007, 14:10
http://img507.imageshack.us/img507/978/edremitdr8.jpg


Ege'nin kuzeyinde zeytinyağı ve temiz havasıyla meşhur Balıkesir'in Edremit İlçesi, adını kaplıcalarıyla da duyurmaya başladı. Bostancı bölgesinin termal turizm bölgesi ilan edilmesinden sonra oksijen bakımından İsviçre Alpleri'nden sonra ikinci sırada olan Edremit, tabii güzellikleri, şifalı kaplıcaları ve plajlarıyla da turizmcilerin iştahını kabartmaya başladı. Entur Edremit Kaplıcaları, şifalı sularının yanı sıra güler yüzlü hizmet anlayışıyla bölge turizmine büyük destek sağlıyor. Günü birlik hizmetin yanı sıra 15 günlük devreler halinde devre mülk sistemiyle pazarlanarak hizmet veren kaplıca tesisinde kür merkezi, fizik tedavi merkezi, aletli jimnastik salonu, çocuk oyun alanları ve kapalı yüzme havuzu, konferans salonu, kafe, kafeterya, restoran bulunuyor.

Balıkesir'in Havran İlçesi'ne bağlı Çamdibi Köyü'nde muhtarlığın işlettiği kaplıca da ilgi görüyor. Aynı bölgede 66 odalı Adramis Termal Otel de hizmet veriyor. Kaplıca sularının bağırsak tembellikleri, safra kesesi ve pankreas bezi salgılarının düzensizliği, romatizmal hastalıklar, damar hastalıkları ve esansiyel tansiyon yüksekliği, yaralanma ve ameliyat sonrası eklem ve adale fonksiyonlarının geri kazandırılması, sebebi farklı ve kısmi ve tam felçler, siyatik, kol ve boyun ağrılarına sebep olan sinir baskılarına iyi geldiği ifade ediliyor. Edremit'e 8 kilometre mesafede bulunan Güre Beldesi'nde belediye tarafından işletilen kaplıcalar ise kış boyu doluluğuyla dikkat çekiyor.

Edremit Belediye Başkanı Yunus Bozbey, yılın 12 ayında tatil imkanı sağlayan Edremit'te son olarak Bostancı bölgesinin termal turizm bölgesi ilan edildiğini, ilçenin adını kaplıcalarıyla da duyurmaya başlamasının sevindirici olduğunu kaydetti.


TERMAL CENNETİ EDREMİT KÖRFEZİ



Kent yaş*****n sorunlarından kurtulmak ve dinlenmek için yapacağınız bir tatil programında en iyi alternatif termal kaplıcalar...
Güzelleşmek, genç kalmak, sağlıklı olmak, stresten uzak yaşamak, bedenle zihni mümkün olduğunca dinlendirmek. Tüm bunlar çağımız insanının şiddetle ihtiyaç duyduğu unsurlar. Kaplıcalar ve termal tesisler ise bu ihtiyaçların en kolay karşılığını bulduğunu yerler. Termaller, arkeolojik bulgulara göre yaklaşık 10 bin yıldır tedavi ve terapi amacıyla insanlığın hizmetinde. Termaller, romatizmadan ağrılı metabolizmal hastalıklara, kalp, kan dolaşımı ve damar sorunlarından eklem kireçlenmelerine, sinirsel hastalıklardan, sindirim ve deri hastalıklarına kadar bir çok tedavide olumlu sonuç verebiliyor. Bu anlamda termal turizm, üçüncü kuşak tabir edilen orta yaş üstü yerli ve yabancı turistler için de potansiyel sağlık kaynağı.
Edremit Körfezi bir termal cenneti...
Körfezde turizm, deniz ve dağ turizminin yanısıra termal turizme de dayanmaktadır.
Edremit Körfezi, jeotermal kaynaklar bakımından çok zengin ve önceki dönemlerden beri kullanılan kaplıcalara sahiptir. Edremit’in jeotermalle ısınmaya başlaması ve yakın bir zamanda ilçenin tüm mahallelerinin jeotermal rahatlığını yaşayacak olması sıcak su kaynakları bakımından ne kadar şanslı olduğumuzun bir

tufan47
10-26-2007, 14:13
http://img155.imageshack.us/img155/7813/ayvalkax2.jpg




Adalar Hakkında

Ayvalık koyu 22 küçük adayı barındırır. Cunda dışında hiçbirinde yerleşim yoktur. Ara sıra balıkçılar mola verirler. Motorlarla bu adalara geziler düzenlenir. İnce kumlu, uzun plajı ile Altınova Ayvalık-Ören arasındadır. Yazlık tatil sitelerinin yoğunluğu hemen göze çarpar. Ayvalık zeytin kokuyor, İmbatla gelen deniz kokuyor, bir de yosun kokuyor. Sokakları, evleri, ibadethaneleri ile de tarih ve kültür kokuyor.
>BR> Ayvalık’tan göçenlerin burayı hiç unutamamaları boşuna değil. Görünce anlıyorsunuz. Önde bir güzel yapı, arkasında bir çan kulesi ve yanında yükselen minare. Hepsi bir fotoğraf karesinin içine sığıvermiş. Böyle ne çok fotoğraf çekilebiliyor Ayvalık’ta. Çok aramaya gerek yok, sağınıza solunuza bakmanız, biraz da ayrıntılar ile ilgilenmeniz yeterli.


Cunda

Ayvalık’ın karşı tarafındaki adaya Cumhuriyet öncesinde Rumlar "Kokuluada" anlamında Moshinos, Türkler Cunda diyorlardı. Adaya sonradan işgalcilere direnen Ali Bey’in adı verildi. Ada 1964 yılında bir köprü ile Ayvalık’a bağlandı. (Belediye otobüsü ve dolmuşlar da çalışıyor ama yazın dolmuş motorları ile gitmek daha güzel.) Bizce Cunda’ya akşama doğru gidilmeli ki akşam yemeği de orada yenmeli. Ada eskiden deniz ürünleri ve şarap üretilen yerdi. Otomobille gidenler girişte park etmeliler. Zaten bir avuç yer ve daracık sokaklarda yürümek çok keyifli. Sahildeki yüksek tavanlı Taş Kahve’ye girmeyi unutmayın. Adanın etrafı çam ve zeytin ağaçları ile donanmış. Yollardaki arı kovanları kimseyi ürkütmesin, hiç bir zarar vermezler insana. Adanın etrafında otomobille dolaşılabilir ama akşam serinliğinde yaya dolaşmanın tadını vermez. Küçük tepelere çıkıp güneşin son ışıklarının vurduğu adaları, koyları seyretmekten de mahrum kalırsınız.

Adada sekiz manastır bulunduğu biliniyor. "Ayışığı" anlamına gelen Ayios Dimitrios Ta Selina adanın kuzey yönünde, kara uzantısında özgün yapısı ile dikkati çekiyor.

Günün son ışıkları denize düşerken adanın balıkçı lokantalarından birini beğenin. İsterseniz oturmadan önce "Papalina var mı?" diye sorun. Papalina adanın özel balığıdır ve eski meyhanelerin vazgeçilmez rakı mezesidir. Şimdilerde fiyatı düşük diye kimi meyhaneler de bulundurmuyor, kimileri de "yok", diyor. (Meyhaneye Ayvalık’ın içinde gidecekseniz Tenekeciler Sokağı’nı bulacaksınız.) Balık her yerde olduğu gibi burada da azaldı. Yazın kalabalığı da bindirince fiyatlar iyice yükseliyor. Bütün Ege’de olduğu gibi burada da balıkları görerek seçin ve önceden fiyatlarını sorun. Müşteri çokluğuna göre biraz pazarlık etmeniz de mümkün. Çipuranın çiftlikte yetiştirilenini istemezseniz denizden tutulanı pek kalmadı, sinarit de kalmadı. Levrek arasıra çıkıyor ve çok pahalı... Levrek için piyangoculardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bir numara seçip tombalada size çıkarsa lokantaya verip pişirtirsiniz ve şansınızın armağanı ile mükkellef bir ziyafet çekersiniz. Mezgit’in bir türü olan ve Ayvalıklıların bakalaros dedikleri balıktan güzel bir buğulama deneyebilirsiniz. Ahtapot her zaman bulunabilir. Aslında bir çorba balığı olan ıskorpitin buğulaması da bulunabiliyor. Sofranızda Ege’nin ot mezelerini unutmayın. Değişik ekşi tadıyla radika her zaman bulunur ama diğerleri bir görünüp bir kaybolur. Hindiba, turp otu, arapsaçı, istifno gibi Ege otlarından yapılan yemek ve mezeleri sorun ve bulursanız istemeyi unutmayın. ( Adlarından anlaşılacağı gibi bir kısım otlar, balıklar ve mezeler Rumca adları ile bilinmeyi sürdürüyor. ) Bakladan yapılan fava da dereotuyla ve halis zeytinyağıyla süslenip gelmeli sofranızda. Fiyatına aldırmazsanız ıstakoz dahil "lüks" deniz ürünlerini bulabilirsiniz. Ayvalık bir zeytin ve zeytinyağı memleketi olsa da siz tavada kızaracak balık istemişseniz, zeytinyağında istediğinizi özellikle belirtin. Tuhaf ama en güzel zeytinyağının üretildiği yörelerde lokantalar çoğu zaman çiçek yağı kullanıyorlar. Sorarsanız "hafif oluyor," diyorlar ama işin aslı öyle değil, çiçek yağı daha ucuz da ondan.


Tımarhane Adası

Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol bir köymüş Ayvalık. Halkın yüzde 90’ı içki içen, delisi de bol bir köy. İşte bu yıllarda içkinin dozunu fazla kaçıranları, adanın yakınlarındaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler, tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.
Ayvalık’ta rüzgar ve meyhaneler şimdi de bol. Ama yüzyıllar öncesinin psikoterapi merkezi Tımarhane adası günümüzde delilere değil, yeşil doğası ve tertemiz sahili ile turistlere ev sahipliği yapıyor.
Çamlık koyunun sonunda, Şeytan Sofrası’nın eteklerinde ve yarımadanın ucunda yer alan Tımarhane adası yalnızca adıyla değil, tepede bulunan ilginç yapılı kayalarıyla da dikkati çekiyor. Girintili, çıkıntılı ve hemen dibindeki manastırı bir ahtapot gibi sarmış kayalar, rüzgarda garip uğultular ve sesler çıkarıyor, adeta ıslık çalıyor.
Adada görülen tek yapı küçük taş manastır. Birkaç kemerli pencere yuvası ve arkasında bir koridoru bulunan bu bakımsız manastır, günümüzde ağıl olarak kullanılıyor. Bölgeye hakim olan taş manastırdan Ayvalık Alibey Adası, Tavuk Adası ve Çamlık koyunun manzarasını seyretmek oldukça dinlendirici. Özellikle Ege’den esen rüzgar, yürüyüşe ve tırmanmaya meraklı doğaseverlere uygun bir ortam oluşturuyor. Rumların "Agia Paraskevi" dedikleri Çamlık koyundaki Sarımsak yarımadasının devamı olan Tımarhane adasına, Türkler "Taşlı Manastır" da derlermiş. 70 yıl öncesine kadar psikoterapi merkezi ve çiftlik binalarının da bulunduğu Tımarhane adası, Cunda adasına giden turistlerin mutlaka uğramaları gereken bir doğa harikası. Yöredeki bir diğer ilginç doğal güzellik ise Dalyan boğazı mevkiinin bir başka kıyısında yer alan "Deliklitaş". Ortasındaki delik nedeniyle bu adı alan katran rengindeki Deliklitaş, Çamlık koyunun sığ bölümünde, kumdan oluşan bir dilin ucunda bulunuyor. Tekneyle giderseniz karaya oturmamaya dikkat etmelisiniz. Koyun içinde bir de balık üretme çiftliği yer alıyor.

tufan47
10-26-2007, 14:14
http://img484.imageshack.us/img484/6991/cumalikizikqm3.jpg




Osmanlı sivil mimarisinin en görkemli köy yerleşimini günümüze ulaştıran Cumalıkızık, son yıllarda ülkemiz yanında tüm dünyada da tanınmaya başlamıştır. O kültür varlıkları yanında doğal varlıklarca da zengindir.

Tarihçe:Osmanlıların Bursa'da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180'i halen kullanılan, bazılarında ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev ile Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze taşımaktadır.

Cumalıkızık yerleşiminin güneydoğusunda Uludağ eteklerindeki Ihlamurcu mevkiinde Bizans devrine ait bir kilise kalıntısı 1969 yılında tespit edilmiştir, Kilise kalıntısının yüzeyde rastlanan bazı mimari parçaları Bursa Arkeoloji Müzesi'nde saklanmaktadır. Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği kuruluşundan kısa zaman sonra bölgeye hakim olmayı başarmış, 1326 yılında Bursa'yı, 1331 yılında İznik'i fethederek yörede varlığını kesin olarak kabul ettirmiştir. Böylece Osmanlı halkının bu topraklara yerleşerek kentler ve köyler oluşturması sağlanmıştır. Cumalıkızık vakıf köyü olarak kurulmuştur ve bu özelliğini yerleşim dokusu konut mimarisi, yaşam biçimine yansıtmıştır.Uludağ'ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine bu konumlarından dolayı ''kızık'' adı verilmiştir. Köylerin birbirlerinden ayrılması için de dereye yakın olanına Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinden topluca gidilerek cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık adları verilmiştir.

İklim:Kışlar genel olarak çok yağışlı,yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.

Gezilecek Yerler
Cumalıkızık Evleri

Cumalıkızık evleri genelde üç katlıdır; birbirine akraba olan ailelerin birlikte, tam bir işbirliği ve uyum içinde yaşamlarını sürdürdüğü bilinmektedir. Cumalıkızık, 270 evden oluşmakta, ancak günümüzde 180 ev kullanılmaktadır.

Evler yapılırken aile mahremiyetine son derece özen gösterilmiştir. Evlerin dış kısımlarında zemin ve birinci katlar ile avlular, sokak döşemesine uygun moloz taş ve ahşap hatıllı duvarlarla örülmüştür. Üst kat ahşap taşıyıcı hımış dolgu, üstü alaturka kiremitli kırma çatılıdır. Sokaktan ev içinin görülmesi mümkün değildir. Pencereler üst katlarda kafesli veya cumbalıdır. Cumalıkızık evlerinde genelde iki türlü plan uygulanmıştır. Bunlardan birincisi etrafı moloz taşlarla yüksek şekilde örülmüş bir duvarla çevrili dış avludur. Buradan eve giriş kapısına ve hayat kısmına geçilir.

Evin girişi, böylece sokakla doğrudan ilişkili değildir, ikinci tip evlerde ise dış avlu yoktur. Sokaktan kapı yardımı ile doğrudan hayat kısmına girilir. Dış kapı üzerinde dikey konulan ağaç hatıllarla ızgaralanmış, camsız bir aydınlatma ve havalandırma boşluğu yer alır. Hayat bölümünden iç avluya, ahıra, depolara ve merdivenlere geçilir. Evlerin ana giriş kapıları çift kanatlıdır. Genellikle ceviz ağacından yapılan bu kanatlar dövme demir kuşaklar ve iri başlı çivilerle bağlanmıştır. Kapı kulpları ve tokmak da dövme demirdendir. Kapıların çift kanatlı yapılışı elde edilen ürünün ve tarım araçlarının kolaylıkla içeriye taşınmasını sağlamaya yöneliktir.



Gerek dış avludan ve gerekse doğrudan sokaktan girilen hayat kısmı, üst katı taşıyan sağlam ahşap direklerle çevirilidir. Zemini yassı ve geniş taşlarla döşelidir. Hayat bölümü Cumalıkızık evlerinde en çok kullanılan mekandır. Elde edilen ürünler burada geçici olarak depolanır, ayrılır, bakımı yapılır. Kestaneler dikenli kılıflarından burada ayıklanır. Düğün dernekler burada yapılır. Kış aylarında ısıtmayı sağlayacak malzeme de burada kendisine ayrılan bölümde usta ellerce düzenli şekilde istiflenir. Hayat bölümünün yüksekliği fazla ise bir asma kat yapılarak, burada uzun süre korunacak malzeme depolanır.



Hayattan geçilen iç avludaki fırınlarda ekmekler, börekler ve çörekler pişirilir. Şaraphane denilen ahşap teknelerde üzümler sıkılır, kazanlarda pekmezler kaynatılır. Çamaşırlar burada yıkanır ve kurutulur. Küçük baş hayvanların kümesi buradadır. Birçok işlerin yapıldığı zemin kısmında, depolar, mutfak, tuvalet, ahır, kümes, ocak ve fırın yer alır. Kat yüksekliği az olan birinci kat, kışlık bölümdür. Burada yatak odaları, oturma odaları, banyo ve ocak yer alır.

İkinci kat yazlık kısımdır. Burada da değişik tip sofalara sıralanmış odalar, eyvan, seki ve sedirler yer alır. Üst katta sokağa uzanan en özenli yer baş odadır. Bu odalar ile hayat arasında eyvanlar yer alır. Birinci ve ikinci katlardan hayata doğru yapılan çıkmaların üzerine oturtulan köşk odalar ayrı özellik taşır. Ev döşemeleri kirişler ve bunların üzerine çakılmış kaplama tahtaları ile sağlanmıştır.

Evlerin ısınması ocaklarla sağlanmıştır. Bu ocakların son derece güzel işlenmiş olanları vardır.

Çatının üzeri alaturka kiremitlerle kaplıdır. Çatılar genellikle dört meyilli, bazen iki meyillidir. Saçaklar oldukça dışa çıkıktır.

Cumalıkızık evlerinde kullanılan yapı malzemesi başta moloz taş olmak üzere, ağaç ve kerpiçtir. Duvarlarda bağdadi arasında kerpiç ve çamur sıva görülür. Evler sarı, beyaz, mor ve mavi renklerle badana edilmiştir. Genellikle ahşap bölümler boyasız bırakılmıştır. Köyün kuzeyinde Deliçay kıyısında bu gün defin yapılmayan Koca Mezarlıkta köyün geçmişini vurgulayan bir çok Osmanlı devri mezar taşı görülmektedir. Köydeki ahşap revaklı cami uzaktan dikkati çeker. Burada görülen ahşap direkler, başlıklar, kemerler ve kalem işleri son derece mükemmeldir.

Camiler

Cumalıkızık Cami: Kitabesi bulunmadığından yapılış tarihi, yapanı ve yaptıranı hakkında bilgi bulunmamaktadır. Caminin üç yüz yıl önce yapıldığı anlatılmakla birlikte günümüzdeki izlere bakılarak H.1335 M.1916 tarihinde ciddi bir onarım geçirmiştir. 1950-1955 yıllarında günümüzdeki gibi doğu batı uzantısında genişletilmiştir. Ahşap tavanı değiştirilmiş, orijinal mihrabı güneybatıda bulunmasına rağmen kapatılarak bugünkü mihrap yapılmıştır.

Hamam ve Çeşmeler

Cumalıkızık Hamamı: Hamamın güney doğusundaki kapıdan soyunma bölümüne girilir. Buradaki diğer kapıdan külhan (ateşlik) kısmına geçilir. Burası kuzey güney uzantılı, dikdörtgen planlı, beşik tonozlu su deposuna bağlanmaktadır. Ateşlik kısmında tuğla örgülü bir niş yer almaktadır.

Hamamın ılıklık, sıcaklık, su deposu ve traşlık bölümleri orijinal olup, soyunma, külhan ve tuvalet kısımları sonradan yapılmıştır.

Zekiye Hatun Çeşmesi: Caminin doğu cephesindeki çift merdivenin altındaki 2,10 metre genişliğinde, 1,60 metre derinliğinde ve 1,85 metre yüksekliğindeki beşik tonozlu nişin içindedir.

Beyaz mermerden yapılmış 1,10 metre genişliği, 0,53 metre yüksekliği ve 0,12 metre kalınlığındaki ayna taşının yanları plasterli, üstü silmelidir. Köşeler yarım kemerli ve bir satırlık Osmanlıca kitabesinde “Sahhibül hayrat vel hasenat Zekiye Hatun vakfıdır. Sene 1316 (1917) “ yazılıdır.

Diğer Gezilecek Yerler

Anıt Çınarlar: Köyün girişinde Eğrek mahallesindeki meydanda iki tane çınar karşılar. Bunlardan daha genç olanın gövde çevresi 4 metredir. Gövdede çarpmalardan oluşan yumrular yoğundur. Bilhassa kamyon kasalarının sürttüğü yerlerde derin izler kalmıştır.

Gövde iki ana dala ayrılmakta, bunlardan dokuz kol ayrılmaktadır. Rüzgar, kar bazı dallarının kıvrılmasına neden olmuştur.Genç görünüşü, gür dal ve yapraklarıyla Cumalıkızık’ın bol suyuyla beslenmektedir.

Diğer çınarın gövde çevresi 6 metredir. Gövde üzerinde oluşan urlar ve dikili hatlar dikkat çekmektedir.Gövdesi iki ana kola ayrıldıktan sonra on iki dalla genişleyip yükselmektedir. Bazı dalları yağan yoğun karın ağırlığını taşıyamayıp kırılmıştır. Bir genç dalı kalın dala dayanıp, yapışarak gelişmiştir.

Bu çınarda genç, gür ve bol suyla beslenmekte olduğunu belgeleyen koyu yeşil iri yapraklıdır.

Ağaçların gövde çevreleri açılarak beyaz çayır taşlarıyla sınırlanmıştır.
Müzeler
Cumalıkızık Etnoğrafya Müzesi Ve Sanat Evi: Köyün geçmişine ait çeşitli eşyalar halk tarafından bağışlanarak XVIII.,XIX. Ve XX. Yüzyıla ait güzel bir koleksiyon oluşturulmuştur.

Salondaki eserler girişin solundan başlayarak merdiven kısmına kadar duvarlara dayalı cemakanlı vitrinler ile bir orta vitrinde sergilenmektedir.

Müzenin bahçesinde, sundurma ile örtülü kısımda at arabaları, şaraphane ''üzüm çiğneme teknesi'', dibek taşı, yalak, sütun başlığı bulunmaktadır. Ostotek teknesi ve başlığın köyün 2 km. güneyindeki ''Karancak'' mevkiinden getirildiği öğrenilmiştir.

Müzede ev eşyaları, aydınlatma ve ısıtma araçları, mutfak eşyaları, tarım aletleri, silahlar, teknik araçlar, av malzemeleri, binek ve taşıma arUlaşım
Bursa'nın doğusunda, Ankara karayolunun 10. kilometresinden güneye Uludağ yamaçlarına giden yol 3 km sonra, Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini günümüze kadar, koruyan Cumalıkızık yerleşimine ulaşır. Cumalıkızık'a, Bursa Santral garajdan minibüs ve belediye otobüsleri aracılığıyla yaklaşık yarım saatte ulaşılabilmektedir.
açları bulunmaktadır

tufan47
10-26-2007, 14:16
http://img484.imageshack.us/img484/8358/abanted7.jpg



Abant, Bolu'ya 32 km uzaklıkta. Ankara ve İstanbul'u birbirine bağlayan uluslararası E-5 kara yolunun Bolu Dağı mevkiinden sapıldığında Abant Yolu başlıyor. İstanbul'dan otoyolu kullanarak çıkanlar Kaynaşlı yol ayrımına kadar gelebiliyor, daha sonra ücretli otoyoldan ayrılıp tek yönlü yol ile Bolu Dağını tırmanarak Abant sapağına ulaşıyorlar. İki yanı ağaçlarla kaplı 21 km'lik yolun sonunda Abant Gölü Milli Park giriş gişesi var. Eğer özel aracınızla geldiyseniz ve Büyük Abant Oteline gidiyorsanız sola, gölün çevresini aracınızla dolaşacaksanız girişten itibaren sağ yönü takip ediyorsunuz. Kıyı boyunca geniş yerlerde park yaparak mola verebilirsiniz. Otobüs ile Bolu'ya geliyorsanız, kentten Abant'a minibüs seferleri var. Abant yolu ,mevsim şartları ne olursa olsun sürekli açık tutuluyor.
Göl çevresinde kiralık atlara binmek isteyenler mesafeye göre 3-5 veya 20 milyon TL ödüyorlar.
Abant'a yapacağınız gezi için tecrübeli elemanlar rehberliğinde tur düzenleyen Nes Travel seyahat acentasını terçih edebilirsiniz.
Dört mevsimde dört ayrı doğal güzellik: Abant...
Denizden 1328 metre yükseklikte, çevresi çam ormanlarıyla kaplı bir tatlısu gölü. Tertemiz havası, doğal güzelliğiyle büyük kentlerin kargaşasından alabildiğine uzak, gönlünüzce soluklanabileceğiniz bir cennet. Ünü tüm Türkiye'ye hatta yurtdışına bile yayılmış olan ve dört mevsimde dört ayrı doğa güzelliği sergileyen Abant Gölü yeşilin üstüne beyazlarını giymeden önce sararan yaprakların gölgesinde sonbaharı bir başka yaşıyor. Kışkırtıcı güzelliğiyle doğasever gezginleri etkisi altına alıp, kendine hayran bırakıyor.
Doğa tutkunu genç serüvenciler, trekkingçiler, en kısa tatilleri bile değerlendirenler zaten Abant'ın yolunu gözleri kapalı biliyorlar.
İki üç günlük doyumsuz bir tatil düşleyenler!.. Yılı karınca misali çalışıp çabalamakla geçirmiş, ama bugünlerde bulduğu tatil fırsatını nasıl değerlendireyim diye düşünen işkolikler!.. Nikah masasından yeni kalkmış, balayı için adres arayan çiçeği burnunda yeni evliler!.. Evlilik yıldönümlerini kutlamak isteyen gönlü genç yaşlı çiftler!.. Hafta sonları can sıkıntısından şikayet edenler!..Toplantılarını Abant'a kaydırıp iş ve tatili birlikte yaşamak isteyen kuruluşlar… Kışın çocukları kar ve kızak tutkunu anne babalar!.. Abant tatil severlere her mevsim çeşitli alternatifler sunuyor.
Ulaşımın çok kolay olduğu Abant Gölü ve çevresi, kışın karlarla örtülü ormanlarıyla, sonbaharda sararan, kızaran bitkilerin renk cümbüşü altında yenilen nefis lezzetteki ızgaraları ve alabalıklarıyla, tertemiz dağ havasıyla çarpıcı güzellikler sergiliyor.
Abant, denizden 1328 metre yükseklikte, toprak kaymaları sonucu oluşmuş bir tatlısu gölü. 1.28 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. En derin yeri 18 metre.
Her yanı ormanlarla kaplı. Hoş kokularıyla çam, köknar, kayın ağaçları çoğunlukta. 6.5 kilometre tutan göl çevresinde tur atmanın keyfi ise bambaşka. Kıyıları nilüfer çiçekleri ile kaplı yer yer sazlıklarla çevrili göl'ün konukları temiz dağ havasını soluyarak huzurlu yürüyüşler yapabiliyor, arzu edenler çevresini bisikletle turluyorlar. Gölün büyük bölümünde kiralık atlarla dolaşma veya faytonlarla nal sesleri eşliğinde gezilere çıkma, ters ışıklarda fotoğraf çekmek, gibi zevkler de bulunuyor. Her noktasından, her açıdan başka türlü görünen gölün en güzel ve tamamını görebilme zevki ise Mudurnu yolu başlangıcındaki tepede yaşanıyor.
Lezzetli alabalıkların bulunduğu ve olta balıkçılığı zevkinin dört dörtlük tadıldığı Abant Göl çevresi, bitki ve hayvan türleri açısından oldukça zengin. Kuşlar, sincaplar, su samurları bir yana, bölgede bir de geyik üretme çiftliği bulunuyor.
Çevrede dolaşmanın, koşu yapmanın sonrasında ailece kendin pişir kendin ye tarzı ağaç masalarda, toprağa basarak açık hava piknikleri yapmanın tadına ise doyum olmuyor.
Göl yüzeyinin kış mevsiminde donmadığı zamanlarda gölde su bisikleti ve sandalla gezme olanağı da bulunuyor.
Kışın atların çektiği kızaklarla göl turu yapılırken, yılın her ayında kır gazinolarında, kafelerde kahve veya çay içip dinlenebiliyor ya da yemek ihtiyacı karşılanabiliyor.
Göl alanı yolu boyunca ve girişte yöre sakinleri kurdukları tezgahlarda, yörenin kendine özgü tarhana, erişte, yağlı peynir, tereyağı, çam balı ve çeşitli meyveler gibi köy ürünlerini satıyorlar. Bunlara dağ havasının ayrılmaz parçası sucuk-ekmek satıcıları da ekleniyor. Bir çoğu Mudurnu köylerinden gelerek getirdikleri özellikle cevizler, kestaneler, patatesler, kuşburnu ve alıç isimli kolye misali ipe dizili dağ yemişleri alıcı buluyor.
Abant Otel işletmecileri, 35 yıldır doğanın bekçiliğini yaptıklarını, müşterilerine konforlu bir dağ oteli hizmeti verdiklerini belirtiyorlar. Otellerde yüzme havuzu, sauna, çocuklar ve büyükler için oyun salonları, barlar, restorantlar, TV odaları, spor üniteleri bulunuyor. Abant, kongre turizmine ve spor takımlarına da kamp için hizmet veriyor.
Dünyanın sayılı tatil merkezlerinden biri haline gelmesi planlanıyor. Abant'ta Orman Bakanlığı Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü tarafından hazırlatılan çalışmalarda Ekolojik dengenin sağlanması, kirliliğin önlenmesi, Abant yakınlarında bulunan Çepni Yaylası Çaltepe doruğunda 3 pistli kayak merkezi yapımı, Abant göl çevresinde dolaşım amaçlı raylı sistem kurulması, bisiklet yol ilavesi, gölü çevreleyen alanda bulunan elektrik direklerinin yer altına alınmasıyla görüntü kirliliğinin kaldırılması, sekiz ayrı yere seyir terası kurulması ve bunlar arasında bağlantı sağlayan patika yol yapımı bulunuyor.
NE YENİR?
Bolu Dağı yol boyunca, et ızgara türü lokantalar ve restoranlarla dolu, adımbaşı ocakbaşı keyfi yaşanıyor. Yol üzerindeki yoğun trafiğin getirdiği bereket Bolu tüneli hizmete girene dek devam edeceğe benziyor. Abant yolunda işporta satıcıları, sucukçulara sıkça rastlanıyor. Bolu Dağı mevkii Koru Otel'in restoranında özel special koru kebap, şiş veya tavuk ile yapılıp üzerine kaşar eritiliyor ve bakır kapaklı sahanda üstü kapalı sunuluyor. Bıldırcın ızgara, kaşar peynirli domates çorbası, kaymaklı ekmek kadayıfı en çok siparişi verilenler! Açık büfe kahvaltı çok zengin çeşitler içeriyor. Otobüs şirketlerinin mola yerleri bir başka alternatifiniz olabilir. Koru Market dağ çileği, reçeller, bal, Abaza, dil, tulum, köy, beyaz, kaşar peynir çeşitleri, Bolu tereyağı, Mudurnu'nun Saray Helvası, çeşitli hediyelikler alabileceğiniz zengin bir market. Ayrıca, içersine çeşitli baharatlar ilave edilmiş olan vitamin deposu çökelek alınabiliyor. İnce kıyılan çökelek içine kıyılmış taze soğan, domates, yeşil biber, maydanoz, nane ilavesiyle üzerine zeytinyağı dökülerek sabah kahvaltınıza çeşit katabilir, yemekler yanına salata olarak sunabilir, lahmacun gibi açılmış hamurun üzerine sürerek fırında pişirebilirsiniz. Keçiboynuzu (Harnup Pekmezi) alabileceğiniz bir başka lezzet kavanozu. Kolestrolü düşürüp, güce güç katan, tansiyonu düzenleyip, kalbi takviye eden, kan yapıcı, dişleri besleyici, kemikleri geliştirici, bağırsakları çalıştırıcı doğal şeker içeren pekmezin sade veya tahinle ya da yoğurtla karıştırılarak yendiği belirtiliyor. Andız pekmezi ise bronşit, öksürük, sarılık, kaşıntı, egzama, mide bulantısı, akciğer, karaciğere faydalı olduğu ibaresi ile aynı rafta sunuyor. Andız ağacı veya andız diye isimlendirilen ağacın kökünden yapılan pekmez sade olarak günde üç tatlı kaşığı olarak veya eşit oranda süzme bal ile karıştırılarak tüketiliyor. Marketin ilgi çeken bir başka çeşidi de Deniz Yosunu. Balığın yanında vazgeçilmez olan bitki türü suya konup tuzu alındıktan sonra üzerine limon sıkılarak zeytinyağı, pul biber ilavesiyle yeniyor. Vücuttaki iyot eksikliğini giderip guatr hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Abant Yolu üzerinde Abant Alabalık Restoran ve Tesisleri, Nadir Karaçay tarafından işletiliyor. İçkisiz restoranda Tereyağlı alabalık, Bıldırcın tereyağlı, mevsim salatası, yöresel baklava, zeytinyağlı mezeler, sucuk ve turşusu yenebiliyor. Restorant bahçesinde evcil ve bazı kümes hayvanları görülebiliyor, salıncak, çocuk parkı oyun araçları bulunuyor.
Tesis her gün açık. Abant yolu 20. km.Tel no:0.(374) 224 51 60
Göl kenarında ise çeşitli seçimler yapabileceğiniz restoranlar, kafeler ve zengin çeşitli açık büfe otel restoranları seçenekler arasında yer alıyor.
NEREDE KALINIR?
Abant'ta iki büyük otel var. Büyük Abant Oteli. 95 odası ve 190 yatağı ile hizmet veriyor. Diğeri son yıllarda yapılan Abant Palace. 171 odalı ve 350 yatak kapasiteli. Her iki otel de tüm konukların ihtiyaçları karşılayacak üniteler bulunuyor.

tufan47
10-26-2007, 14:18
http://img459.imageshack.us/img459/508/adrasanri1.jpg



NASIL GİDİLİR?
Gerek Kaş, gerekse Antalya yönünden gelenler, Olympos, Çavuş tabelasından deniz yönüne uzanan biraz virajlı ve çam ağaçlı 22 km'lik asfalt yola giriyorlar. Adrasan'ın (Çavuşköy) Antalya'ya uzaklığı 95 km. Adrasan'dan Olympos'a gitmek isteyenler, Çavuşköy cami yanından geçip, antik kent yön tabelalarını takip etmeliler. Girişteki ağaçların altındaki gölgelik bölümler, araç bırakacağınız park sahalarını oluşturuyor. Kent girişi ücretli. Adrasan Deresine gidiş için Adrasan koyuna girmeden önce karşılaşacağınız çınar ağacından sola dönerek kısa bir süre yol almanız yeterli oluyor.
İstanbul'dan yola çıkanlar, Bilecik'e kadar rahat bir yolculuk yapabilirler. Bilecik-Bozüyük (Burası çevre yolu ister!) bölümünde, İstanbul'u Antalya'ya bağlayan yolun nasıl böyle dar, böyle virajlı ve sollama riski taşıyarak bugüne kadar kaldığını merak edebilirsiniz. Başta sebze-meyve kamyonları, sanayi yükü taşıyan ağır vasıtaların ve tehlikeli madde taşıyan uzun tankerlerin arkasına tesbih tanesi gibi dizilen araçların uzun konvoylar oluşturmasına seyirci kalan ilgilileri, turizmden beklentisi olanları ben de her geçişimde çok ayıplıyorum. Sürücüler yanlış sollama yapmayıp, haliyle umulmadık yerlere tuzak kuran trafik ekiplerine karşı dikkatli olmalılar. Meskun sahalar, Burdur geçişi ve Antalya girişi de hız kontrolü açısından aynı dikkati gerektiriyor.
Güneye uzanan son nokta: Adrasan
Akdeniz bölgesinin haritasını gözünüzün önüne getirin. Antalya'dan Kaş'a doğru en uç çıkıntı, yani güneye uzanan son nokta, "Gelidonya Burnu"na gidiyoruz. Bu bölgede coğrafi konum itibariyle güneş denizden doğup, denizde batıyor. Yine burada kontak kapatıyor ve kendinizi Akdeniz'in boncuk mavisi sularına bırakıyorsunuz.

Adrasan, Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı ve 1996 yılında belde olmuş. Çevresi çam ağaçları ile kaplı ilginç bir koya sahip. Karadan denize ters rüzgarlar alıyor ve bu yüzden rüzgar gücünün egemen olduğu geçmiş yıllarda yelkenliler bu koya giremeyip medeniyet izlerini Olympos, Phaselis, Antalya limanlarına taşımışlar. Adrasan ismi Rumca'dan geliyor ve belde yeni adıyla Çavuşköy olarak da tanınıyor. Sırtını Beydağları'na dayamış olan koyun zemini kum ve denizi sığ çevresi ise karayolu olmayan birbirinden ilginç doğal güzelliklerle dolu. Su sporlarına meraklı olanlar için de, eşi bulunmaz bir parkur niteliği taşıyor. Deniz suyu sıcaklığı yüksek ve sezonu uzun yörede, özellikle berrak ve 29 metreye yakın sualtı görüş mesafesine sahip deniz, balıkadam ve sualtı fotoğrafçıları için yeterli şartları oluşturuyor.
Adrasan Koyu, Deresi ve Çevresi
Tarifi zor bir atmosfer ayrılmak istemeyeceğiniz bir ortam. Gerçek dinlenmenin tam adresi Adrasan. Antalya, zaten turistlerin olmuş, bir kalabalık, bir sıcak, bir telaş kent içinde yoğrulurken Adrasan Antalya'nın 100 km uzağında huzur, sakinlik, vaat ediyor.
Antalya - Kaş yolu üzerinden ayrılıyor denize doğru 22 km lik yolu kullanarak Adrasan'a iniyoruz. Belde girişine yaklaşırken karşımıza çıkan çınar ağacı pek dikkat çekmese de sola Adrasan Deresi paralelinde denize yaklaşırken bambaşka bir dünya ile tanışıyoruz. Yola gündüz çıkanlar eğer hava karardıktan sonra yöreye ulaşıyorlarsa bu daha da şaşırtıcı oluyor.
Derenin yol tarafında araç trafiği, otopark imkanı için kullanılırken İstanbul Boğaz köprüsüne benzeyen sistemle kurulmuş olan asma köprüler tesislerin bulunduğu karşı yakaya geçme imkanı sağlıyor. Gerek köprülerin gerekse tesislerin dizaynını gösterir şekilde dizilmiş şerit ampuller farklı bir atmosfer yaratıyor. Denize doğru aktığı belli olmayan Adrasan Deresi içine kurulmuş özel loca teraslar ve çevresinde yüzen ve bir türlü doymak bilmeyen ördekler, kazlar şaşırtıcı bir güzellik sergiliyor. Özel hava akımına sahip dere boyunca esintili hava doğal klima görevi görüp nemi dağıtarak serinlik sağlıyor. Ocak Şubat aylarında yağışların etkisiyle derenin su seviyesi yükseliyor. Bunun dışında kalan zaman içinde ılık bir kış geçirmek isteyen yerli yabancı turistler değişken ve zindelik veren taze havanın keyfini sürüyorlar. Uzun bir yaz mevsimi olan Adrasan'da anıtlaşmış çınar ağaçları gölgesinde konaklayan tatilciler zamanın büyük bölümünü bahçe, teras ve Adrasan'ın 100 adım uzaklıktaki ünlü kumsalı ve denizinde geçiriyorlar. Kumluca ilçesine bağlı Adrasan'ın 2 km'lik kumsalı boyunca koyun sol başı Dere Mevkii olarak anılıyor. Tahtalı Dağları'ndan doğan kaynak suyu bünyesinde levrek, kefal gibi balıklar da barındırıyor. Koyun sağ başı ise otellerin pansiyonların bulunduğu hatta ikinci sokağın da açıldığı yoğun bölüm olarak da dikkat çekiyor. Çevreye ve yürüyüşe meraklı olanlar için trekking alanları bulunuyor. orman yolunu tercih edenler denize bakarak yürüyor. Bu yol iki saatlik bir normal yürüyüşle Sazak Koyu'na götürüyor. İkinci seçenek de Adrasan Koyu'ndan Gelidonya Burnu'na yürünebiliyor. Bu güzergahta Mavikent Kesebaşı'na ulaşılıyor. Gelidonya Deniz Feneri'ne gitmek isteyenler belli bir noktaya kadar araç yoluna da sahip olan hat üzerinde, daha sonra zeytin ağaçları arasında rampa yukarı doğal ortamda yürüyüşlerini tamamlıyorlar. Mavikent-Gelidonya arasında denizin en haşin anında bile en sakin sığınak yeri olarak ünlenen kumsalı ve plajı ile cazibesini koruyan Oturak Koyu görülebiliyor. Oturak Koyu'ndan yakınlarında Karaöz Mahallesi ile karşılaşanlar Ankaralıların mekanı olarak bilinen 200'e yakın villanın süslediği günübirlik piknik alanlarına sahip bir başka özel koya giriyorlar. Karaöz'ün devamında sahili takip ederek Papaz İskelesi adlı koy çam ağaçları gölgesinde bir başka günübirlik piknik alanı olarak hizmet veriyor. Diğer yandan obaların da yer aldığı Antalya'nın en büyük kıyı şeridi olan Mavikent'te Finike'ye kadar ulaşan 25 km'lik kumsal istikbal vaadediyor. Adrasan'da düzenlenen faaliyetler arasında dalgıç okuluna kayıt alan öğrenciler, tatile gelenler dalış kursları alabiliyor. Hergün grup dalışları Üçadalar mevkii ile Pırasalıada ve Suluada mevkii'nde 25-30 metrede gerçekleştiriliyor ve öğrenciler kurs sonunda dalış sertifikalarına kavuşuyorlar.
Papaz Koyu'na yanaşan tekneler tuttukları balıkları Reis Balıkçılık irmasına teslim ederken diğer amatör balıkçılar da kayalık mevkiilerde zıpkınla veya oltayla balık iri balıklar yakalayabiliyorlar.
Bölgede Musa Dağı'nın zirvesinde 170 dönüm üzerine kurulu ilk Olympos, Fethiye-Antalya Lykia yolu üzerinde 2,5 saatlik yürüyüşle görülebiliyor. Harabeler arasında sarnıçlar, kent giriş kapısı, küçük tiyatrosu, güney tepesinde ikişer katlı villalar, kemer kalıntıları, kazı çalışmalarıyla gün ışığına çıkmayı bekliyor. Olympos denizi gören tepenin diğer yüzü Adrasan Ovasını seyrediyor. Avusturyalı arkeologların buluntularına göre taşlar üzerinde yazılı olan Teo Olympos "Tanrı için Olympos" anlamına geldiği belirtiliyor. Yıkılan taşlardan geriye "OLYM" harflerini gösteren oyma taşlar görülebiliyor. Çeşitli baskınlar sonucu Olympos'tan sürülen Olymposlular bugünkü Olympos'a gelmişler. Bu nedenle günümüzdeki Olympos bu isimle anılırken gerçek Olympos'un Musa Dağı tepesinde olduğu belirtiliyor. Adrayanos döneminde gözcülük amacı için yapılmış iki kale günümüzde de varlığını sürdürüyor.
Yörede ki yayla'da yaşayan yörük köylüleri kendi ürettikleri tulum peyniri, tereyağı, kokulu portakal balı ve köy yumurtasını çevredeki turistik tesislere vererek değerlendiriyorlar.
Tekne turları
Adrasan'dan günübirlik tekne turlarına katılanlar için, iki seçenek bulunuyor. Bunlardan birincisi 3300 yıl önce batıp Amerikalı deniz bilimcisi George Bas'ın üzerinde çalıştığı Fenike batığının bulunduğu Gelidonya Burnu ve Beş adalar yönüne. Diğeri ise bu turun tam aksi yönüne yapılan Sazak, Porto Ceneviz koyları turu.
Önce birincisine, Gelidonya Burnu tarafındaki Suluada'ya gidiyoruz. Sabah 10:00 gibi Adrasan sahilinden kalkan ve kişi başına 15 milyon ödenen yemekli tam gün gezilerden birine katıldım. İlk durak Suluada. Küçük bir ada olmasına karşın, adanın içinden yaz-kış soğuk olan bir su çıkıyor. Böbrek hastaları için taş düşürmede ve kum dökmede faydalı olduğu söyleniyor. Akdeniz foklarının (Ayı balığı da deniyor) barınağı olan adada, balıkçılar daha çok kışın koloni halinde yaşayan fokları gördüklerini anlatıyorlar. Yol boyunca yunuslar uzaklarda da olsa, teknedekilere eşlik ettiklerini gösteriyorlar. Yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonrası, Suluada'nın uzak tarafına geçip küçük beyaz çakıl taşlarından oluşan cam göbeği renkli plaja demir atılıyor. Gün içinde 3-4 teknenin yanaştığı bu plajda, kendinizi doğanın natürel dokusu içinde buluyorsunuz. Şnorkel ve gözlükle deniz dibine dalıp merakınızı gideriyor, tekneden sahile, sahilden tekneye defalarca yüzüp temiz havanın etkisiyle iştahınızın açıldığını görüyorsunuz. Öğlen saatlerinde tekne mürettebatı mangalları yakmaya başlıyor. Balık, tavuk, et ızgara, cız-bız kokuları birbirine karışıyor. Ekmekler kesiliyor, mevsim salataları yapılıp, limonlar bölünüyor, altın sarısı renkli patatesler kızartılıyor. İşte tam bu sırada tuz oranı hayli yüksek denizden nasibini almış, baterinin cam derisi gibi gergin, bronzlaşmış teninizle denizden çıkıp teknenin gölgelik bir yerinde serinliyorsunuz. Ortaya konan yemeklerden tabağınıza alıyor ve soğuk içeceklerle hafif hafif beşik gibi tatlı tatlı sallanan teknede yemeye başlıyorsunuz. Benim bindiğim teknenin müzik yayını yapan hoparlörlerinden bilmem kaçıncı baharını yaşayan "Gal kaplanı" Tom Jones'un "best"leri duyuluyordu. Kesinlikle 5 yıldızlı restoranlarda bulamayacağınız bu keyif sırasında, bir an gözlerinizi kapayıp gerçek tatilin bu olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Yemek sonunda kalan ekmek kırıntılarını denize attığınızda toplanan yüzlerce balık, denizi akvaryuma çevirmeye yetiyor. Öğleden sonraki dinlenme ve yüzme molalarında, sahildeki kumluk bölgelerde kızgın kum kürüne girme imkanı da var. Plajdan demir alıp Suluada'nın soluna paralel ilerleyen tekneler, adanın su seviyesinde kayıkların geçebileceği bir tünele geliyorlar. Doğanın bu şaşırtıcı sürprizi, denizin kaya ile ilişkisini gözler önüne seriyor. Denizin durgun zamanında adanın arka yüzüne yanaşanlar, suyun kaynağına ulaşıyor ve kaynağın çevresindeki kayalıklara isimlerini yazmayı ihmal etmiyorlar.
Suluada'nın tam karşısında ise bir başka mola yeri, "Kelleci koyu" bulunuyor. Yatların sıkça ziyaret ettiği bu koyda da kayalardan süzülen tatlı su kaynaklarını görmek mümkün. İri taneli kum plajdan denize girilip buradaki molada teknelerde kesilen, soğutulmuş karpuzlar yeniyor. Saat 18:00'e doğru dönüşe geçilirken arzu üzerine Adrasan koy ağzındaki son deniz banyosu molasıyla geziye son veriliyor. Tuzlu suyun kavurucu etkisi, gölgede bile denizden yansıyan ışıklar ve ılık esen rüzgar nedeniyle bir günde yanabildiğiniz ya da en azından kızardığınız bu gezilerin ikinci seçeneğinde, yine Adrasan'dan çıkılıyor. Ancak bu kez Antalya yönüne sapılıyor. İlk durak yöre halkından bile pek az kişinin bildiği çok ilginç bir fiyord. Denizin "S" çizerek içeri haliç yaptığı bu bölüme, "Gemleyik" deniliyor. Kaçamak yapmak ve saklanmak için ideal olan bu doğa harikasının hemen yanı başında, hoş bir plaj bulunuyor. Aynı bölgede bir de küçük teknelerin dönebileceği büyüklükte mavi fosforlu bir mağara yer alıyor. Su altından karşı bölüme geçit veren bu mağaradan yaklaşık 40 dakikalık bir yolculukla, bu defa Sazak koyuna geliyorsunuz. Teknelerin uyuduğu doğal bir liman olan bu koya "Balayı koyu" da deniyor. Yarımadanın diğer tarafında bulunan koyun ismi ise "Porto Ceneviz". Bu yöne yapılan turlarda yine deniz banyoları, yemek molaları verilip doğanın tüm cömertliğini içinizde hissediyor, Adrasan'a dönerek tekne bağlıyorsunuz.
Adrasan'ın kapalı koyu, geniş ve uzun bir kumsala sahip. Her yerinden denize girme imkanı var. Koyun karşısındaki Musa Dağı'na bağlı Eliğ, tepesi çökmüş bir deveyi andıran silueti ile ilgi çekiyor. Koyun başında Markız tepesi yer alıyor. Adrasan koyunun her iki tarafından çıkılan orman içi yükseklikler, koyun ne kadar estetik olduğu konusunda fikir sağlayacak güzellikler sergiliyor. Çevre gezilerine meraklı olanlar için Olympos antik kenti, sönmeyen ateşiyle mitolojik dağdaki Yanartaş, en yakın gezi yerleri. Çıralı, Kaş, Demre, Myra, Patara, Xantos, Phaselis ve Antalya ise diğer uğrak yerleriniz olabilir.
Gelidonya Feneri
Kumluca ilçesi taşlık Burnu'nda bulunan fener, Türkiye kıyılarının en yüksek feneri olup, 227 m yükseklikte ve denizden 3 km içerde yanıp sönmektedir. Ayak basılmayacak kadar sivri kayalıklar üzerine inşa edildiğinden ulaşım oldukça zordır. Fenere elektrik ulaştırılamadığından günümüz teknolojisinde hala elle kurularak çalıştırılmaktadır. Bu masalsı fener Akdeniz'deki görevine denizcilere hizmet vererek devam etmektedir.
NE YENİR?
Günübirlik tekne turlarına katılanlara verilen yemekleri yazının başında da belirtmiştim. Adrasan Koyu üzerinde yer alan konaklama tesisleri ve restoranlar yöreye has deniz ürünlerini, ızgara çeşitlerini ve soğuk sıcak mezelerini deniz manzarası eşliği ile konuklarını ağırlıyorlar. Adrasan Deresi üzerinde yer alan tesislerden biri olan Lykia Edrassa ise konuklarına hem restoranda hem de dere üzerine kurduğu teraslarda zengin mönüsüyle ender bulunan taze balıkları sunuyor.

Adrasan çevresi ve adalar balıkların yuvalanacağı kayalık bölümler ve zengin meralar ile kaplı olunca Akdeniz'in derin su balıkları grida, lahos, sinarit, akya, trança, minarin gibi çeşitlere bu bölgede sıkça rastlanıyor. Balıkçıların ağlarına takılan balıklar restoranlara getirilip şoka, buza girmeden tüketiliyor. Adrasan koyu ve Adrasan deresi boyunca yemek yenecek bir çok restoran arasında Lykia Edassa oteli restoranı deniz ürünlerinin değişik pişirim şekilleri ile haklı şöhrete sahip. Restoranda yemekler kadar, kahvaltılar da keyifli ortamlarda, hafif müzik eşliğinde, ördekler arasında, iştahla yeniyor. Taş fırın pidesi ve köy tereyağı, tulum peyniri, aroması yüksek portakal balı, köy yumurtalı, tarla domatesli kahvaltılar konukların beğenisini kazanıyor. Yörenin kaynak suyu ise, tadı, içim rahatlığı, yumuşaklığı, hafifliği ile kendinden söz ettiriyor. İçme suyu merakı olanlar Bey Dağlarındaki Arykana antik kent kaynaklı "Çağlar" marka pet şişelerdeki suyunu, Adrasan, Kumluca, Finike'deki marketlerde bulabilirler. Yolu Kumluca tarafı ve Karaöz den geçenler, seralarda yetiştirilen ve (bir zamanlar İtalya'dan ithal edilen) közlemelik, kırmızı renkli, lezzetli, etli şalvar biberleri yerinden alabilirler. Gidiş ve dönüşte yolu Afyon'dan geçenler "Cumhuriyet Tesisleri"nde, sucuklu yumurta ve yöreye özgü vişneli ekmek kadayıfı yiyebilir ya da Afyon lokumu gibi hediyelik ağız tatlarını paket yaptırabilirler.
Antalya-Lara yolundan geçenler, ikinci kavşakta Narenciye ve seracılık araştırma enstitüsüne Pazar günü dahil ne zaman uğrarlarsa uğrasınlar; karpuz, patlıcan, bergamut, altıntop, turunç gibi özel yetiştirilip katkısız olarak hazırlanan leziz reçel çeşitlerinden alabilirler

NEREDE KALINIR?
Yerli köy halkının turizmle uğraştığı ender yerlerden biri olan Adrasan sahilinde ve iç kısımlarda, çeşitli otel ve kamp alanları bulunuyor.
Adrasan Deresi üzerinde Lykia Edrassa konaklama tesisi yer alıyor. 32 yataklı, bar ve restoranı ile hizmet veren tesis doğanın ortasında gerçek bir dinlenme vaad ediyor. Beton binaların aksine 2 ve 4'er kişilik yalıtımlı ahşap, klimalı, banyolu bungolav tipi ünitelerden oluşan tesiste huzur içinde kalanlar, kahvaltı ve yemeklerini açık, kapalı mekanlarıyla restorantın dere kenarı veya üzerine kurulu teraslarında yiyebiliyorlar. Tesisin denize uzaklığı ise sadece 100 adım.

tufan47
10-26-2007, 14:20
http://img155.imageshack.us/img155/2333/afyonzi9.jpg




Afyonkarahisar denildiğinde ilk aklan gelenler kaymak ya da sucuktur. Oysa meraları, temiz havası, açık hava müzesi görünümündeki doğası, zengin tarihi, mermerleri, kalesi, maden sodası, kaymağı, vişneli ekmek kadayıfı ve tabii insana hayat veren kaplıcaları var. Yani burada hayat var!

Afyonkarahisar doğadan torpilli. Son olarak bir de Cumhurbaşkanı çıkaran Afyonkarahisar'a şöyle bir bakacak olursanız yok yok! Sıkılmazsanız sayayım. İlk akla gelen sucuk. Çünkü etrafta mera çok, hava temiz, etler leziz, sucuklar da öyle. İşi biliyorlar. Kentin çevresinde ise doğa adeta açıkhava müzesi... Mermer ocakları da var. İnanılmaz renkte, güzellikte damarlara sahip mermerler dilim dilim kesilmiş, pahalı banyoları süslemeye hazırlanıyorlar.

Ya Afyon çiçekleri... Kaymak onda, keçe onda, vişneli ekmek kadayıfı onda. Tepede kalesi var, maden sodası, kaplıcası... Afyonkarahisar evleri, Ulu camisi, müzesi, zafer anıtı, lokumu... Ulu önder Atatürk Afyonkarahisar'ın ilçeleri Şuhut ve Bolvodin'de çalışıp, bugün Antalya kavşağı olarak bilinen yerde Başkomutan Milli Parkı'nda hareket emrini vermiş: "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz" demiş. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, peri bacaları, mağaralar, kaya kütle şekiller ve akıllara durgunluk verecek oluşumlar burada da var. Niye Ürgüp, Göreme gibi tanınmıyor? Çünkü bilinmiyor, çünkü yolu bozuk, her otomobil gidemiyor. 4x4 yolu.

Aslanlıkaya, Aslantaş ve İhsaniye'den biraz ilerdeki Üçler kayası, dudak uçuklatır cinsten. Neden daha önce gelmemişim, yazıklar olsun bana diye dövündüm. Köyde gençler var ve kahvede turist görünce "Gezdirelim mi?" diye soruyorlar. Orhan Tepe'nin rehberliğinde yola çıktık. O kanıksamış, kayaları görünce "Bizim burada bunlardan çok var..." deyip geçiyor. Oysa ben dağ-tepe dolaşıp yıllardır Türkiye'nin ilginç kaya yapısı envanterini çıkarıyorum. Ayazini köyünü sonra gezeceğiz, önce hedef Gazlıgöl kaplıcası diyerek yola çıktım. Çocuk sahibi olmak için adakta bulunan, çocuğu olunca kurban kesermiş. Koltuk değneklerini atıp yürüyerek giden, yılan gibi deri değiştirip tertemiz bir ciltle dönenlerin çok olduğunu söylüyorlar. Köyün ortasında bir şadırvan var. Bir çeşmesi soğuk, diğeri sıcak akıyor, suyu içiliyor. Bildiğimiz Kızılay sodasının sıcağını düşünün, böbrek taşlarına iyi geliyor. Özellikle de taşları şua tedavisi ile kırdırıp dökmeye gelenler, fayda görüyor. Etrafta çeşitli havuzlar, bir restoran, Ali Baba'nın mütevazı lokantası, bir de pideci var. Otele yerleştim. Tok karnına havuza girilmez derler. Bir çoban salata bir yoğurt yiyip, attım kendimi suya. Tüm gün süren şoför yorgunluğunu anında aldı götürdü. Mağmadan ısınıp gelen iyonlu, mineralli sıcak su dolaşımı, metabolizmayı canlandırdı. Bu suda hayat var!

Tarihçesi
Efsaneye göre Kral Midas'ın tüm yalvarış ve yakarışlarının sonunda, bir kız çocuğu olmuş. Ne var ki, genç kızlık döneminde tüm vücudunu yaralar sarmış ve hiçbir hekimin iyileştiremediği hastalık yüzünden ağrılara, acılara dayanamayıp yollara düşmüş, dağ tepe dolaşır olmuş. Kral Midas da biricik kızını kollamaları için, peşine gözcüler yollamış. Afyonkarahisar il sınırları içinde şimdi Gazlıgöl'ün bulunduğu yeşillik bölümde su içmek için duran genç kız, yaz aylarının sıcağının etkisiyle, bataklığa aldırmadan koşmuş. Suyu kana kana içmiş ve kendini çamurlu suya bırakmış. Ağrıları hafiflemiş ve günlerin yorgunluğu ile oracıkta uyuyakalmış. Uyandığında ise ağrı ve sızılarının yok olduğunu fark etmiş. O suyun yanında bir hafta kalmış ve iyileşerek saraya geri dönmüş. Kızını merak edip gece gündüz yas tutan Kral Midas, iyileşen kızını tekrar görünce çok sevinmiş ve iyileştiren hekimin adını söylemesini, onu hekimbaşı yapacağını söylemiş. Genç kız kendisini iyileştirenin hekim değil, sıcak su olduğunu söyleyince, Kral Midas sıcak suyun bulunduğu yere bir hamam yapılmasını emretmiş. Bu kaplıcanın, Frigyalılar zamanından bu yana kullanıldığı belirtiliyor.
Kimyasal sınıflandırması bikarbonat, sodyum, karbondioksit ve hidrojen sülfürü olarak yapılan Gazlıgöl kaplıca suyunun içinde; klorür, iyodür, bromür, florür, sülfat, nitrat, nitrit, hidrofosfat, karbonat, bikarbonat ve hidroarsenat gibi iyonlarla, gazlar bulunuyor. Kaplıcanın sıcaklığı ise 64 derece.

Şifa özellikleri
Gazlıgöl kaplıcasında içme ve banyo tedavilerinden başka, suyun bulunduğu kapalı ortamlarda oluşan nemli ve buharlı havayı solumak da tedavi edici özellik taşıyor. Genellikle romatizmal hastalıklar, dolaşım sistemi sendromları adı altında, karaciğer, safrakesesi, mide, bağırsak ağrıları, nevralji, nevrit, saboreik deri hastalıklarında etkili olan kaplıca suyu, kür uygulandığında fayda sağlıyor. Kaplıcada beş adet umumi havuzlu hamam bulunuyor. Biri tarihi ve şifalı içme suyu, diğeri cilt hamamı olarak özel kaynak suyuna sahip. Kalan üç hamamda ise sondaj suyu ve içilebilir şifalı su bulunuyor.

Kaplıcadan yararlanmanın 10 altın kuralı:
1- Kaplıca tedavisi öncesi doktor kontrolü yapılmalı.
2- Kaplıca kürü en az 15, en çok 20 banyo olmalı.
3- Günde sadece bir banyo alınmalı.
4- Banyo suyunun ısısı 37-38 dereceyi geçmemeli.
5- Banyoda kalış süresi 15 dakikayı aşmamalı.
6- Banyo sonrasında 45 dakika yatıp dinlenilmeli.
7- Tok karnına banyoya girilmemeli ve en uygun zaman olan sabah tercih edilmeli.
8- Kaplıca kürü süresince ağır, etli, hamur ve yağlı yememeli. Bol meyve, taze sebze, ızgara, haşlama ve az yağlı yemeli.
9- Kaplıca dışındaki zamanlarda yürüyüş ve egzersiz yapılmalı.
10- En iyi program doktorun tavsiyesini uygulamak olmalı.
Not: Sağlık amaçlı gelenlere, tedavinin etkisini azaltmamak için suyun vücudun üzerinde kalması öneriliyor. Bu nedenle fazla sabunlanmaması tavsiye ediliyor. M.Ö. 3000 yılından günümüze kadar 5000 yıldır yerleşim merkezi olan Gazlıgöl kaplıcası, asıl önemini M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda Frigler zamanında Frig kralı Midas'ın cilt hastalığına yakalanan kızının iyileşmesiyle kazanmış. Kaplıcanın 10 km doğusunda Ayazini, Bayramaliler, Demirli, Üçlerkayası köyleri ile Döğer Belediyesi'nin bulunduğu kesimlerdeki doğal kaya oluşumlar hayranlık uyandırıyor. Kaya kütleleri üzerinde eşi benzeri görülmeyen Frig dönemi tanrıça figürleri Aslankaya, Kapıkaya, Maltaş açık hava kaya tapınakları, Aslantaş ve Yılantaş kaya mezarları ilgi çekiyor.

Ayazini
Afyonkarahisar'dan 28 km uzaklıkta Eskişehir devlet karayolundan 4 km kadar doğuda dere yatağının iki yanında yer alan bir kasaba Ayazini. Bölge jeolojik yapı olarak tüf kayalık. Yani yanardağ lavlarından oluşmuş yüzey aşınımıyla, kumlu, mikalı toprak araziyi kaplamış. Seydiler köyünden başlayıp, Döğer bucağına kadar uzanan bu doğal kuşak, Peri Bacaları ile kaplanmış. Hititler'den günümüze gelen tarih birikimi, Ayazini köyünde görülebiliyor. Roma, Bizans dönemlerinde Metropolis (Büyük şehir) adını alan dini merkezde, kaya oluşumları içinde oyularak yapılmış büyük kilise, mezar odaları ve kaleye rastlanıyor. Birbirine bağlantılı çok katlı kaya oyma yapılara en güzel örnek, Ayazini köyü içinde yer alan "Avdalaz Kalesi".

Oyma kilise
Ayazini stilinde muntazam planlı oldukça büyük ölçekli oyma kilisede, hamam tipinde ve yıkılmış 6 direk var. Kemer biçimli kilisenin planını çıkaran Amerikalı arkeologlar bir yana, ziyaretçiler de köyü sık sık geziyorlar. Aydınlatma amacıyla kullanılan meşalelerin isiyle simsiyah bir görünüm sergileyen tavan kubbeleri ve kemerlerde, haç kabartma ve yazılara rastlanıyor. Dünyada örneğine sadece Konya, Mersin ve Ayazini'nde rastlanan kilisenin ses akustiği ise tek kelimeyle muhteşem. Ayazini köyünde kaya oyma mezar odaları ve kaya kütleleri ilgi çekerken, son 3 yıldır 21 Mayıs tarihinde Ayazini turizm şenlikleri yapılıyor ve büyük ilgi görüyor.
NASIL GİDİLİR?
İstanbul'dan çıkanlar otoyol ile Adapazarı'nın Bilecik ayrımını kullanarak Bilecik'e, sonra da trafik yükünü kaldırmakta zorluk çeken Bilecik-Bozüyük bölümünü geçip Kütahya çevreyolundan Afyonkarahisar'a ulaşabilirler. Afyonkarahisar kavşağından kent merkezi girişinde, sağınızda Kolaylı Elf akaryakıt istasyonu ve marketi var. İstanbul'dan doldurduğunuz depoyu, bu bölümde yinelemek gerekiyor. Kent merkezinden Seyitgazi-Eskişehir karayolunun 25. km'sinde Gazlıgöl yer alıyor. Tren yolunu atlayıp kaplıcaya ulaşabilirsiniz. Devamında İhsaniye ve Üçkayalar köyü bulunuyor. Ancak tabela yok ve kaya kütleleri isimlendirilmemiş. Döğer yolu üzerinde Aslankaya görülüyor. Eskişehir yoluna Gazlıgöl'den dönüp çıkanlar, bu kez karşı yönde 4 km içeri girip, Ayazini'ne ulaşıyorlar. Ayazini içi asfalt, Avdalas Kalesi yolu ile ulaşım sağlanıyor. Yine aynı yola çıkıp Eskişehir yönünde ilerlerken, solda Göyniş Vadisi (Frigya vadisi) tabelası ile karşılaşacaksınız. Aslantaş anıtı, Yılantaş anıtı ve Maltaş anıtı, 2'şer km uzaklıkta yerlerini alıyorlar. Bozuk olan yol asfaltlanmış. İstanbul'dan trenle 7 ekspres sefer var. İstasyon Gazlıgöl'ün önünde olduğu için 10 adımda kaplıcaya ulaşabiliyorsunuz.
NE YENİR?
Afyonkarahisar'dan geçip de sucuk almamak olmaz. İlk akla gelen marka ise Cumhuriyet sucukları. Eğer dönüşte almayı düşünüyorsanız, Antalya kavşağındaki Cumhuriyet Tesisleri'nde mola verip sucuklu yumurta sipariş edin. Domates, biber ilaveli ve tadı leziz. Üzerine de vişneli, kayısılı, şeftalili ya da sade, manda sütünden yapılmış kaymaklı ekmek kadayıfı yiyebilirsiniz. Cumhuriyet Tesisleri'nin Basın Halkla İlişkiler Müdürü Semra Çelikaslan, dededen kalma meslek dalı sucuk için yurdun her yerinden sipariş aldıklarını söylüyor. Afyon'a özgü bir tatlı türü olan vişneli ekmek kadayıfının hediyelik olarak götürüldüğünü ve ünlü Afyonkarahisar kaymağının Akçin köyünden alındığını belirtiyor. Afyonkarahisar İkbal Lokantası tencere yemekleri ile ünlü. Gazlıgöl kaplıcalarının villalarında ise barbekülü balkonlar, mutfakta buzdolabı ve her türlü eşya mevcut.
NEREDE KALINIR?
Gazlıgöl kaplıcası, Afyonkarahisar Belediyesi'nin işletmesi olan ve yıl boyu açık 9 villadan oluşuyor. Birinci katta koca bir havuz var. Sıcak ve soğuk suyun karıştığı bu havuz 40 dakikada doluyor. Tavana kadar mermer olan bu katta ayrıca televizyonlu bir dinlenme odası, mutfak, wc ve saç kurutma bölümü yer alıyor. İkinci katta kaloriferli, balkonlu, wc'li kapıları çam doğrama oldukça şık odalar bulunuyor. Rezervasyon 1 Ocak'ta başlıyor. Yüzde 50'si peşin alınan villanın günlük kira ödeniyor. Havuzu istediğiniz gibi termal suyla doldurabilirsiniz. Ancak su bekleyince özelliğini kaybediyor ve boşaltıp yeniden doldurmanız gerekiyor. Steril ortam huzur veriyor ve yararını görenlerin sayısı çok olduğundan yer bulmak zor. Aşağıdaki telefon ve fakstan Hasan Kaptan'la bağlantı kurabilirsiniz.

tufan47
10-26-2007, 14:22
http://img155.imageshack.us/img155/7742/avape3.jpg



Bir huzur sığınağı: Ağva
Doğa kusursuz, hava temiz, balıklar leziz... Üstelik ulaşımı artık daha kolay. İstanbul'un yanıbaşındaki Ağva, ailece gidip huzur bulacağınız hoş sürprizlerle dolu. Bir başka doğa harikası olan Şile'nin komşusu olan Ağva'da, balığın her çeşidini nefis manzaralar eşliğinde yiyerek midenize ve gözlerinize ziyafet sunabilirsiniz.
Batı Karadeniz sahilinde yer alan Ağva sonbahardan belki de en az etkilenen yöre. Zamana, iklime meydan okuyan Karadeniz'in tipik özelliği denize dik inen kayaların anıtlaşmış olması. Yemyeşil vadilerin, sık bitki dokusunun yanı sıra fındık ve yaprağını dökmeyen ağaçların da sıkça rastlandığı bölgede hüzüne yer yok. Burası yeşilin bol olduğu, sessizliği dinleyip, keyifli yemekler yiyebileceğiniz bir çeşit huzur sığınağı. Güzergahınız üzerinde ise tekrar tekrar gelmeyi gerektirecek keyif ve tad alacağınız güzellikler, sürprizler ve pastoral lezzetler var. İstanbul'dan yola çıktığınız Şile'de balıkçı barınağına bakarak bölgeye hakim yamaçtaki kafelerin birinde demli bir çay molası verdiniz veya gemicilerin dostu Şile Feneri eteğinde yer alan "Kavala Parkı" banklarında oturdunuz... Daha sonra sahil yoluna devamla Kandıra yönüne Akçakese, Kabakoz gibi köyleri geçip Ağva'ya ulaştınız.

Alüvyonlar üzerinde
Ağva İzmit'in Çal Tepesi'nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya, alüvyonlar üzerine kurulmuş. Eski zamanlarda Ceneviz ve Venedikliler'in kolonisi olan yerleşim bölgesi, 50 metre eninde 2.5 kilometre uzunluğunda kumsala sahip. Haziran sonunda başlayıp ekim ayı sonuna dek süren deniz sezonunun yanı sıra Ağva, yıl boyunca gidilebilecek bir tatil yöresi. Köye girişte ilk dikkatinizi çeken, balıkçı teknelerinin çokluğu ve kıyı şeridi boyunca bir sonraki güne ağlarını onararak hazırlık yapan balıkçılar. Nostaljik bir balıkçı köyüne girdiğinizi çok geçmeden anlıyor ve kendinize yemek yiyecek bir bahçe, denize yakın veya çayların üzerine kurulu lokantalardan birini seçiyorsunuz. Kimene, Liman, Tahir, Merkez ve diğerleri... Hepsi de birbirinden cazip su üstü terasları, sahil masaları ile donatılmış. Ocaklardan gelen kokular ise iç açıcı, iştah kabartıcı. Balıkların geçiş yollarına, kayalıklara bırakılan ağlardan veya Trol'den çıkıp buz şokuna girmeden tüketilen balıklar mönülerin ilk sıralarında yer alıyor. Gerek ağ gerek Trol balıkçılığında mevsim itibariyle palamut ve lüfer şimdilerde en bol çeşitler. Mevsimin yaz ayları boyunca gösterdiği değişkenlik nedeniyle dibe kaçan palamut ve arkasından gelen lüferin boğaza girmekte biraz geciktiğini balık akınının ekime, kasıma sarktığını belirtilen balıkçılar, ağlardan Kalkan balığının da çıkmaya başladığını söylüyorlar. Dere kenarında oturup karın doyurmak aynaya bakarak yemek yemek gibi birşey... Ne tarafa aktığı belli olmayan durgun suyun yüzeyini arasıra geçen teknelerin çıkardığı dalgalar bozse da, çokgeçmeden su yüzeyindeki yansıma içinde Sazan Turna, Kefal gibi balıkların geçişini görebiliyorsunuz. Yemek sonrası kalan birkaç lokmayı suya attığınızda tatlısu balıkları varlıklarını daha da iyi belli ediyorlar. Kıvrık boyunlu tepeli gri balıkçıl kuşlarının da zaman zaman ziyaret ettiği derede kiralık sandalla geziye çıkmak bir başka keyif. Kah su kaplumbağalarının, kah kurbağaların suya dalışları arasında kürek sesi dinleyerek alacağınız yol süresince dinlendiğinizi çok belirgin şekilde hissedeceksiniz.
Göksu Deresi üzerinde hizmet veren konaklama tesisleri ve restaurantlardan kiralanan tekne, kano ve deniz bisikletleriyle ziyaretçiler tatil günlerini değerlendiriyorlar.

Gelin Kayası
Eğer hava, dereden çıkıp denize açılmaya uygunsa, üşenmeyin motorlu bir tekne tutup kıyıyı takip ederek bu defa bir başka pastoral lezzeti keşfe çıkın. Rotanızı Ağva Feneri'nden Karadeniz'in Kerpe tarafına çevirip yol alırken daha ilk dakikalarda gördükleriniz karşısında "'Acaba ben İrlanda sahillerinde, Norveç fiyodlarında mıyım?" diye düşünebilirsiniz. Çünkü, burası Karadeniz ve usta heykeltraşları bile hayrete düşüren bir işçilik var. Bir nevi açıkhava müzesi olan kıyılarda rüzgarla elele verip sabırla uğraşan, kayaları dantel gibi oyarak mağaralar, adalar, anıtlar yaratan dalgalar yıllar sonra ortaya çıkan bu oluşumları acımasızca bozarak içine çekip hazmediyor. Bu bakımdan sahil şeridi üzerinde zamanla değişimlere de rastlanıyor. Fakat dalgalara ve yıllara göğüs geren öyle bir anıt kaya varki, denizden olsun karadan olsun her açıdan bambaşka bir güzelliğe sahip. İlginç öykülü kaya bulunduğu koya adeta gözcülük yapıyor. Beyaz renkli kaya "Gelin Kayası" adıyla anılıyor ve denizden bakınca bembeyaz duvaklı bir geline benziyor. Ne yazık ki Karadeniz'in hırçın dalgalarına dayanamayan Gelin Kayası'nın baş kısmı geçtiğimiz günlerde koparak Ağvalıları üzdü.

Saklı Göl
Kıyı şeridi insanı şaşkına çeviren biçimlerle devam ederken biz bu defa da haritalarda görülmeyen, pek de kimsenin bilmediği gözlerden uzak doğanın içinde saklı bir göle gidiyoruz. Ağva'yı, Kadıköy ve Pınarlı gibi köyleri geçip son evden sola saparsanız, toprak yolda traktörlerin yumuşak zeminde bıraktığı derin tekerlek izleri nedeniyle çukurlu bir yol göreceksiniz. Burada 5 dakikalık bir yürüyüşle tamamladığınız yolun bitiminde Saklı Göl'ü bulacaksınız! Gözlerimi kapayıp küçük bir fanteziye dalıyorum. "Keşke" diyorum, "göl kıyısında bir kır lokantası da olsa, göl veya deniz balıklarının yendiği... Keşke birkaç kayık da burda olsa, can yeleği takılıp kürek çekilen... Tıpkı Abant'ta olduğu gibi... Keşke haftasonları modelciler gelse, uzaktan kumandalı küçük teknelerini yüzdürseler... Yemyeşil çimlerde bisikletlere binseler, kros filan yapsalar... İstanbul'a yakın bir Abant daha kazansak planlı programlı, ama içini kirletmeden..."
NASIL GİDİLİR?
İstanbul'dan özel araçla yola çıkıyorsanız, 110 km. uzaklıkta yer alan Ağva'ya yaklaşık bir buçuk saatlik yolunuz var demektir. Şile yolunu uzun zamandır kullanmadıysanız virajları gözünüzde büyütmeyin. Son yapılan düzenlemelerle yenilenen yolun büyük bölümü bitirilmiş, çok da güzel olmuş. Neredeyse otoban kalitesinde... Mide bulandıran virajlardan arınmış yolda, araç kullanmak keyifli bir hale getirilmiş. Şile'den sonra ünlü feneri geçip Ağva-Kandıra sahil yolunu tercih ederseniz, has mimari dokunun gözlendiği ve araları beşer dakika alan birbirinden güzel köyler görebilirsiniz. Yol üzeri giderken tavukları ve güneş batışında dönen ağır adımlı inekleri görebilmek için aracınızla durabileceğiniz bir hızda seyredin.

Tekne turuna katılarak Kilimli Koyu'na gitmek isteyenler 25 Milyon, nehir boyu gezi yapanlar 20 Milyon TL. ödüyorlar. Ağva'nın 3,5 km. uzunluğundaki kum zeminli plajına araçla giriş için 5 Milyon TL. otopark ücreti ödeniyor. Bu ücretin içinde plajdan ve araç parkından yararlanılabiliyor.

Başta Şile ve Ağva olmak üzere Karadeniz kıyısında yer alan bir çok koy ve köyün denize girilebilir ekonomik tatil imkanı veriyor olması nedeniyle Karadeniz kıyılarının bu bölümünde yeni alternatifler tatilcilerin gözdesi olmaya başladı. Araçlarıyla koylara gelenler gün boyu piknik yaparak denizin tadını çıkarıyorlar. Özellikle hafta sonu Şile ve Ağva arasında yer alan, Akçakese, Kabakoz, Karacaköy gibi daha bir çok koya gelen ziyaretçilerin saat 15.00'den itibaren dönüşe geçmeleri ile yolda yer yer trafik yoğunluğu yaşanıyor. Geniş yolun keşişme noktalarında üst yol ve kavşaklara ihtiyaç duyuluyor.
Nes Travel tur acentası tecrübeli rehberler eşliğinde her hafta Ağva ve çevresine geziler düzenliyor. Grupla gidip bu eğlenceli gezilere katılmak için itibart kurabilirsiniz.

NE YENİR?
Yöreye has bölge balıkları, günlük tutulup buzlu şoka girmeden tüketiliyor. Yeşilçay kıyısında balık satılan tezgahlar da var. Restaurantlarda küllenmiş ocakta ağır ağır pişirilen ızgara ve tava veya odun ateşi fırında kiremitte yapılan balıklara defne yaprağı ve özel sos konuyor. Lüfer, palamut, çinekop gibi balıkların fiyatlarını hava ve o gün yakalanan miktar belirliyor. Tahir Restaurant'da diğer yiyeceklerden zeytinyağlı mezeler, salatalar müşterilerin beğenisine sunuluyor. Yemek için Şile'ye yaklaşırken yolun her iki tarafına kurulmuş kır lokantalarını tercih ederseniz bıldırcın, piliç, tandır kebap ve ızgara gibi çeşitler seçebilirsiniz
NEREDE KALINIR?
Ağva'da hafta sonu geçirmeye karar verdiyseniz ailece kalabileceğiniz bir çok konaklama tesisi bulunuyor.

tufan47
10-26-2007, 14:23
http://img98.imageshack.us/img98/7105/akakocaox4.jpg



Akçakoca,
Orta Anadolu'nun denize en yakın açılan kapısı...
Düzce'nin deniz kıyısı, Ankaralıların yıllar önce ki ilk tatil keşif yeri, Karadeniz'in doğal yapısı ile ilgi çeken şirin ilçesi
Denizi, kumu, gün batımı, sivil mimari örneği yapıları, dağ çileği, fındıkları ile hafızalarda iz bırakan Akçakoca, kilometrelerce uzanan plajları, yemyeşil bitki dokusu, tarihi kalesi, mağaraları, şelaleleri, yaylaları, güler yüzlü insanları, yöresel ağız tatları ile hayranlık uyandırıyor.

1950-55 yıllarında tatil merkezi olma özelliğini öne çıkarmaya başlayan ilçeye güzel bir yol ile giriyorsunuz.
İlçe merkezinde sizi, eşine benzerine rastlanmayacak mimaride modern bir cami karşılıyor. Görkemli yapı çevresi alışveriş merkezi olarak ilçenin odak noktası olurken çevre düzenlemesi, yeşil saha ve park alanları dikkat çekiyor. Son yıllarda yapılmış olan saat kulesi ve onu aynı meydanda oturup rahatça seyretme dinlenme imkânı sunan araba tekerlekli estetik banklar göz okşuyor. Meydandan sahil boyunca ilerliyor, kâh kağnı arabası tekerlekli banklarda oturup balıkçı barınağını seyrediyor, kâh dalgakıran üzerinde gezinti, yürüyüşlerine çıkarak Merkez Camii siluetli Akçakoca'yı bir de denizden seyredebiliyorsunuz. Sahil boyunca dikkat çeken bir başka özellik ise köylerde mısır koçanlarını saklamak, depolamak için yapılmış ahşap kulübelerin çeşitli örnekleri kafe olarak kullanılıyor olması. Etrafına açılan renk ahenk güneşlikler altında Karadeniz'in sahil kesimini zevkle seyredip, serinleticilerini veya çaylarını yudumlayanlar farklı bir yörede olduklarını hissediyorlar. Akçakoca'nın sahil boyunca uzanıp, kaliteli hizmet veren restoran ve mola yerlerinin bulunduğu, asırlık çınarların sıralandığı gölgeli cadde yazın turist yoğunluğunun artması nedeniyle araç trafiğine kapatılıp gezinti ve yürüyüş alanı olarak değerlendiriliyor. İlçede Osmangazi, Konuralp Bey, Akçakoca Bey, heykelleri dışında çeşitli simgesel anıtlar, çiçek havuzları ve kent mobilyaları görülüyor. Testilerden yapılmış bir kompleks, çiçekler arasında çeşitli aslan, tavşan gibi hayvan figürleri, fındık heykelleri, köylerde, kırsal alanlarda kullanılan çeşitli tarım araçları, arabalar, balkon tırabzanları, süslü köprücükler dikkat çekiyor. Bir zamanlar kumsal olup yapılan düzenleme ile kıyısına set çekilen, iskele yapılan balıkçı barınağı ise Karadeniz balıkçılarının canlı renklere olan düşkünlüğünü yansıtırcasına liman içini renklendiriyor. Gün boyu barınağa giriş çıkış yapan tekneler, ağlarını, onaran balıkçılar, Akçakoca'nın fotoğrafları çekmeye, tablosunu yapmaya özendiriyor. Sabahın erken saatlerinde güne başlayan Akçakoca'da sahi
l bankalarından birine oturup limanı seyre koyulduğunuz zaman balıkçılar, tekne reisleri hatta tüm liman içinde çalışanların büyük bir dayanışma içinde yardımsever olduğunu görüyorsunuz. Eğer o gün denize bir tekne inecekse veya karaya çıkarılacaksa her kez elinde ki işi bırakıp yardıma koşuyor. Adeta tek vücut olan barınak halkı yaptığı küçük bir toplantıyla iş bölümü yapıp başlıyorlar tekneyi kaydıracakları ağaç gövdelerini getirmeye, tekne altına dizilen yuvarlak gövdeli keresteler bir güzel yağlanıyor, tekne her iki yanından kalın halatlar sıkıca bağlanıyor, o halatlar çarklı makineye kilitleniyor. Tekneyi dik tutan, besleme görevli mertekler çekiliyor ve başlıyorlar tek komutla yüklenmeye. Tekne büyük, daha çok güç, el istiyor, düğümler zorlanıyor, burundan kalaslarla kaldıraç yapılıyor. Karadeniz insanının azmi, imanı karşısında daha fazla diretemeyen tekne, itiş kakış ve güç gösterisi arasında sulara kavuşuyor. Tabii bu kavuşma sırasında komutlar, sesler, espriler birbirine karışıyor. "boş koy, haydaaa, bırak gelsin, hoooppp, ip çözilıy, ip çözilıyyy!… Sahile açılan tüm sokaklar, açık hava kahveleri, butikler, hediyelik eşya dükkânları ile huzurlu bir çarşı görünümü sergilerken biz Akçakoca merkezinden ayrılıyor ve Batıya doğru 3 km yol alarak tarihi kaleye uzanıyoruz.

Tarihi Ceneviz Kalesi
Kalenin Batısı ve Doğusunda bulunan plajlar ve kale etrafında bulunan çay bahçesi sayesinde kale hiç yalnızlık çekmiyor. Konumu itibariyle yıl boyunca ziyaretçi akınına uğrayan kale moloz taşlarla bir burun üzerine inşa edilmiş. Kesin kanıt olmamakla beraber Cenevizliler tarafından yapıldığı söylenen kale günümüzde mesire yeri olarak kullanılıyor. Gerçekte Selçuklulardan kalma olan, Osmanlılar tarafından onarılmış, Cenevizlilere karşı kullanılmış diyenlerde bulunuyor. Giriş kapısı yanında bir kulesi olup, deniz tarafı duvarları yıkılmış olan kale içinde bir su sarnıcı yer alıyor. Çevresinde bulunan ağaçların her yıl biraz daha uzaması sonucu pek fazla görünen kısmı kalmayan kalenin içi ise, denizi, plajları tepeden görebilen bir tür seyir terası konumuna sahip. Çeşitli kademelere yerleştirilmiş olan masalara küçük patikalarla ulaşılıyor. Yaz aylarının sıcağında serin hava ile denizden gelen esintiyle, karayel rüzgârlarıyla serinleyip piknik yapabiliyorsunuz. Kale girişinde alkollü içki satışının yasak olduğunu belirten uyarı levhası da bulunuyor! Kalenin eteğinde yer alan geniş otopark alanına araçlarını park eden ziyaretçi ve piknikçiler gün boyu huzur içinde kale atmosferini yaşayabiliyorlar.
Kalenin sağı ve solunda iki küçük koy ve kumsallı plajlar yer alıyor. "Yalıyarlar" olarak isimlendirilen plaj, baklava misali kat kat dizilmiş kaya oluşumu ile dikkat çekiyor. Kıyı boyunca yer alan mağaralar barındırması nedeniyle fok kayaları olarak da adlandırılıyor. Diğer plaj ise daha uzun kumsalı, sahile gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak üniteleri ile rağbet görüyor. 30 km lik kıyı bandına sahip Akçakoca da Martı, Tersane, Bulaklı, Köy Hizmetleri, Değirmenağzı, Çınaraltı ve Çuhallı Çarşı plajları ilçe merkezi içinde oluşları nedeniyle daha fazla konuk ağırlarken, sakin yer arayanların tercihi ise Çayağzı, Kumpınar, Akaya Köyü, Edilli Ağzı Plajı, Melenağzı Köyü Plajı, Karaburun Köyü ve Plajları oluyor.


Sivil Mimari
Akçakoca merkezinden ve hastane arkasında bulunan rampadan yukarı çıkarak bu defa Yukarı Yeni Mahalleyi geziyoruz.
Çoğunluğu iki katlı olan evlerde belirgin özellik sıvasız cepheler oluyor. Ahşap karkaslar arasına kırmızı tuğla kullanımıyla duvarları örülen evler, sokak çıkmaları, ahşap cumbaları, bahçe içi konumları ve yerleşimleri ile beğeni toplarken aklınızı çeliyor. Öncelikle kafanızda daha tabloyu görür görmez bir beyin fırtınası başlıyor. Buranın Safranbolu'dan, Beypazarı'ndan, Mudurnu'dan, Taraklı'dan eksiği yok fazlası var demeye başlıyorsunuz, sonra her gördüğünüz ev başka projeler üretmenize neden olacak güzellikler sergiliyor. Bir defa kale içi evleri gibi içi içe yapılmamışlar, sonra hepsi bahçeli ve
içinde yaşayanların bakımı ve zevk sahibi oluşları nedeniyle çiçekleri coşmuş. Belli ki evleri saran asmalar, bahçelerden fışkıran orkideler, zambaklar, güller ve ismini bilmediğim tüm çiçekler burada bulunmaktan memnun ve mutlu. Ahşap kapıları, el dokuma perdeleri, köyün temiz havası, kokusu, sessizliği ve huzurlu oluşu, sakinlerin misafirperver ve yakın davranışları. Ah şurada birkaç ev butik otel olsa, şu bahçede oturup ağaç altında bir köy kahvaltısı yapsam, kitabımı okusam, ne deniz ararım, ne kent hayatı dedirtiyor. Her turist gibi makinenizi boynunuza takıp başlıyorsunuz ara sokaklara dolaşmaya. İçinizde yıllardır burada yaşamış gibi bir kanıksama başlıyor. Bazen bir kapı tokmağı, bazen çatı katına saklanmış minicik bir oda, bazen güler yüzlü bir çocuk film sarfiyatınızı artırıyor. Dallarında kırmızı küpe gibi sallanan meyveleriyle kiraz ağaçlarını, yerlere dökülen ballı dutları ve birçoğu meçhul akıbetini bekleyen terk edilmiş evleri gördükçe birbiri ardına ahh çekiyorsunuz. Denizden, uzak tatil yapılabileceğine kendinizi inandırıyorsunuz. Yapılacak tek şey bir yerden başlamak, önce bir tane örnek yapılsa sonra arkası mutlaka gelecek bu mutluluk yayılacaktır düşüncesiyle, aklınızı, gönlünüzü Yukarı Yeni Mahallede bıraka bıraka ayrılıyorsunuz. Buraya mutlaka tekrar geleceğim, sevdiğim birini getirip ona da göstereceğim demek geliyor içinizden. Akçakoca bittimi derseniz tabi ki hayır. Şimdi Biraz daha çapı genişletiyor bir başka mesire alanı olup içinden bir dere geçen anıtlaşmış çınar ağaçlarının etrafı şemsiye gibi kapattığı, neredeyse güneşli bir alanın kalmadığı Evliya Cami Mesire Yeri'ne. Mesire alanı içinde dere kenarına konmuş bir değirmen paleti suyun hızıyla dönüyor. Dere üstünde bir köprü, piknik masaları ahşap terasları olan bir kır lokantası, oyun bahçesi, salıncaklar falan filan. Mesire alanının uzak köşesinde eski çağlarda darphane olarak kullanılmış bir yapının kemerli odaları kalıntıları yer alırken, bir başka uç köşede son yıllarda yapılmış beton bir cami yer alıyor. Caminin tam arkasında ise "Eskici Secaaddin Türbesi" bulunuyor. Türbenin her iki başında bulunan işli mezar taşları arasında uzun iki uzun ağaç gövdeleri boyunca gökyüzüne yükseliyor. Mesire yerinin dini bölümü nedeniyle ziyaretcileri de ortama uyum gösteriyorlar.
Yeşille mavinin içi içe geçtiği Akçakoca sahilleri genellikle aşırı sıcaktan bunalanları ağırlarken, ilçede çeşitli aktivitelere katılma, gezilip görülmeye değer, birçok güzellik bulunuyor. İsteyenler orman içinde doğa yürüyüşleri yapabiliyor veya mağaraları görebiliyor.

Karaburun Köyü
Gözün alabildiğince uzanan geniş, bakir kumsallı plajlar, gerisinde kamp alanları, ekonomik fiyatlı kır lokantaları, gölgeli piknik alanları ilk dikkat çeken özellik olarak görünüyor. Bir zamanlar başta Alman turistler olmak üzere karavan ve çadır turizmin en gözde tatil yerlerinden biri olan Karaburun, günümüzde daha ziyade yerli turistlere hizmet veriyor. Köy meydanına gelince ortama çok çabuk alışıyor, her yeri bir çırpıda görebiliyorsunuz. Uzun boylu ağaçlar altında ki minik parkta dinlenme molası verirken, her iki yana uzanan kumsal denize girenleri ağırlıyor. Açıklarda insana dost yunus balıkları sırt yüzgeçlerini göstererek çeşitli oyunlar yaparken ilgi odağı olup, sahillerin güvenli olduğu konusunda mesaj veriyorlar. Kıyıdan itibaren 100 metre boyunca sığ olan deniz, dalga olsa bile yüzenleri olumsuz etkilemiyor. Geniş alanda kamp yerleri, diskotek, bar, çay bahçesi, iki içkili, bir içkisiz lokanta, gelişmiş olan ev pansiyonları ihtiyaçları karşılamaya yetiyor. Mayıs ayında başlayan mevsim Kasım ayına dek tatil izni veriyor. Karaburun sahilinde denize paralel devam ettiğimiz yolun sonunda Melenağzı Köyü ile karşılaşıyoruz. B.Melen Çayının denize kavuştuğu bu bölgede, balıkçı tekneleri canlı renkleriyle, toprak renkli çaya renk katıp süslüyorlar. Dokuz Değirmen köyünden başlayan rafting katılımcılarının bitiş noktası olan Melenağzı mevkiinde bulunan köprü, çayın her iki yanını ve çevreyi seyir için imkan verirken, piknik yapmaya elverişli alanlar, pansiyon ve bahçeler göz okşuyor. Yöre halkı fındıkçılıkla uğraşıyor ve balıkçılıkla geçinenler uygun yerlere bıraktıkları ağlara az da olsa kefal balıkları doluyor. Sihirlitur.com okurları için çevreyi gezmeye devam ediyoruz.

Yaylalar, Şelaleler, Mağaralar, Köyler ve Sürprizler
Coğrafi konumuna bakarsak Akçakoca kıyı bandının 15 km gerisinde Güney'de ki dağlık sahaya doğru yükselen bir platoya yerleşmiş olduğunu görüyoruz. Kaplandede, Orhan dağlarına doğru yükselen arazi yapısı Doğu'da Kızıltepe vadisinde 1486 metreye kadar ulaşıyor. Doğanın bonkör davrandığı yeşil orman denizi içinde yükselen tepelere doğru, Akçakoca bünyesinde saklı güzellikleri keşfe çıkıyoruz. Yolumuz üzerinde bulunan Paşalar Köyü, Edilli köyü ve diğer köylerdeki yaşanası güzellikteki evlerden ev beğeneceğiz, foto safari yapacağız.

Aktaş Şelalesi
Melenağzı dönüşü Melen Çayı paralelinde ilerleyip önce Uğurlu Köyüne, tipik evler, mısır saklanan bagenler arasından bir Abaza köyü olan Esma Hanım Köyüne ulaşıyoruz. Köy meydanında Melen Çayının bir kolu ile beslenen asırlık, gösterişli, şık bir çınar ağacı yer alıyor. Diğer evlerden farklı olarak ön taraflarında geniş bahçe bırakılmış olan estetik Abaza köy evleri dikkat çekiyor. Oldukça yüksek bir tepede yer alan Hemşin'den Melenin denize dökülüşünü seyredip yola devam ettiğimizde Aktaş Köyüne varılıyor. Araçtan inip bu defa Aktaş Şelalesinin dökülüşünü izlemek üzere orman içine inen patikadan yürüyüş başlıyor. Yol boyunca kaldirik ve kabalak bitkisiyle kaplı nem oranı yüksek orman yolunda üç küçük köprü geçilerek dere paralelinde ilerlerken kireç taşı gözenekli yapısıyla minik bir mağara, yosun tutmuş kayalar, yüksek dallarından sarkan sarmaşıklarıyla anıt ağaçlar, su sesine karışan görünmeyen orman kuşlarının korosu, balta girmemiş Amazon Ormanlarında olduğunuz hissi uyandırıyor. Şelalenin dökülüş yerine ulaştığınız anda 40-50 metrelik kambur bir kaya üzerinden gelen şelale suyu, dere olup yoluna devam edişini görüyorsunuz. Düz ve yüksek duvar görünümlü, doğal kayalardan oluşan çevreniz bitkilerle kaplı gökyüzünü görmenize çok küçük bir pencere bırakıyor. Şelalenin ışık aldığı saatlerin 11.00, 15.00 arası olduğunu anlıyor, kestane, meşe, kayın, ardıç ağaçları, eğrelti otu, karayemiş, orman gülleri eşliğinde dönüşe geçiyorsunuz. Enerjinizi ekonomik kullandıysanız indiğiniz zorlu yokuştan tırmanıyor, soluğu girişte bulunan çay ocaklı barakada alıyorsunuz. Çay bahçesi olarak hizmet veren kulübede tost benzeri yiyecekler, köy kahvaltı çeşitleri, Robinson hayatı yaşamak isteyenler için kamp sahası da bulunuyor. Medeniyetten uzak kalacak olanlar için, pat pat aracıyla kamp sahasına çıkmak isteyenler Rasim Aydın'ı 0535 789 03 54 no lu telefondan arıyorlar. 450 rakımlı Derebaşı çadır yerinden önce yeşil bir orman denizi, Akçakoca sahilleri, Alaplı, Zonguldak Ereğlisi, Karadeniz görülüyor. Rasim, bölgeye gelenlere rehberlik yapıyor, şelalenin üzerinde ki kademelerde yer alan göllere götürüyor, sarkıt dikitlerle süslü mağarayı gösteriyor, trekking yapmaya doyuruyor. Aktaş'dan ayrılıp bir başka şelale olan Sarıyayla'ya giderken yol kenarında bir su dikkat çekiyor.

Kız Kayası Suyu
Yükselen bir duvar görünümlü dik kayayı yosun sarmış. Yosunlar çimen yeşili renk tonlarında kendilerini okşayacak sevecek elleri bekler gibi duruyor, farklı bitki dokusu arasından dökülen damlalarla için için ağlıyormuş izlenimi yaratıyor. Kız Kayası Suyu olarak anılmasının nedeni ise yörede yaşayan ve evlenme çağına gelmiş kızların hayırlı bir koca bulmak için dilekte bulunduğu yer olarak inanılıp, suyundan içilmesi, ziyaret edilmesi. Yolun devamında Cingirt Mahallesi köy fırınlı üç katlı doğal evleri ile şirin görünüyor.
Şiirsel güzellikteki yayla köyleri bir biri ardına geçilirken yolumuz üzerinde Hemşin Köyü'nde vadide saklı bir ahşap cami ile karşılaşıyoruz. Merkez Eski Cami sık görünen bir tür malzemeden değil, hiç çivi kullanılmadan, birbirine geçme tekniği ile yapılmış, tamamında kestane ağacı kullanılmış. 130 yıldan fazla mazisi olan caminin minaresi, hutbesi, duvarları her yeri ahşap. Tavanlar el emeği oyma nakış gibi işlenmiş. Tabanı taş, mihrap bile taşa oyularak yapılmış. Restorasyon çalışmaları ödenek yokluğu nedeniyle ağır aksak yürüyor, şimdilik çürümüş olan minare, basamaklar, çatı onarılmış.

Aktaş ve Sarıyayla Şelalesi Yolunda Pat Pat Safari
Akçakoca merkezden çevre yoluna çıkıyor Cumayeri mesire ayrımında sağa yönelerek 4 km sonra Arabacı Köyüne geliyoruz. Yol burada da ikiye ayrılıyor sağ yol Aktaş şelalesine soldaki yol Sarıyayla şelalesine çıkıyor. Yerli bir Türk köyü olan Koçullu Köyü içinden geçerek tırmanmaya başlıyoruz. Akçakoca içme suyu arıtma tesisleri yanından yol devam ediyor. 12. km bulunan Sarıyayla Şelalesi yolu asfalt olarak devam ediyor 1000 rakım yüksekliğe ulaşıyor. Bir yayla köyü olan Sarıyayla sakinleri yöreye bahar aylarında çıkıyor kışın iniyorlar. Burada dizili ahşap evler geçildikten 500 metre sonra Şelaleye yürüyüş yapmak isteyenler için Çamlı geçit iniş patikası bulunuyor. Bu yolu trekking parkuru olarak değerlendirmek isteyen doğaseverler şelale yazan küçük tabelayı kaçırmamalılar. Yola araçla devam edenler, köprüden sonra sola şelaleye, sağdan devam edenler orman içi minik çağlayanlara ve mesire yerlerine gidebiliyorlar. Dere yatağında doğal alabalıklardan yakalama küçük mağaraları görme, çağlayan altında duş yapma imkânı bulunuyor. Şemsiye kadar geniş yapraklı kabalak bitkileri, sarı, mor kır çiçekleri süslüyor. Yerlerde kırmızı boncuklar gibi görünüp, kendi başına yetişen hormonsuz, dağ çilekleri yürüyüşünüzü renklendirip ağzınızı tatlandırıyor. Yüksek tepelerde Haziran ayında yavrulamaya gelen doğan, şahin gibi kuşların uçuşları görülüyor.

Şelaleye Pat Pat safari
Sarıyayla Köyü Yatakyeri Mahallesinden Şelale yatağına, köylüler son yılların müthiş icadı pat pat ile indiriyorlar. Fındık bahçeleri arasında süren yolculuk ilginç olduğu kadar zevkli bir yolculuk yapmanızı sağlıyor. Bir defa bu pat pat denilen icat biri geri, üçü takviye sekiz vitesli son derece kullanışlı bir araç. Neler yapıyor demektense neler yapmıyor sorusuna cevap vermek daha kolay. En zorlu koşullarda, en dik yokuşları inip çıkıyor, römork takılıyor, direksiyonlu ve gidonlu modelleri var, farlarıyla önünü aydınlatıp gecede çalışabiliyor,
10-15 kişi taşıyor, düz yolda 80 km hız yapabiliyor, isteyenler kasanın üstüne branda takıp kışında kullanıyor. Ürünleri taşıyor, odun kesiyor, tarla sürüyor, çapa yapıyor. Bitmedi ilaçlama, sulama da yapıyor. 12 beygir gücündeki kar tipi lastik kullanan pat patlarların arka tekerine zincir (kilit) takınca, 4x4 muamelesi görüyor. Tek kusuru plakası olmadığı için şehir içine giremiyor. Bu yasakları gösteren "pat pat mecburi istikamet", "pat pat girmez" gibi uyarı tabelalarına kent içinde rastlanıyor. Kasalı pat patlar 7 milyara kapışılıyor. Köylüler pat patlar için "Bizi hamallıktan kurtardı, ayağımız yerden kesti" diyorlar, haksız da değiller. Pat patları anlattıktan sonra, pat patlı rehber Şerif Çetin'in 0537 329 14 58 no lu numarasına bir telefon ediyorsunuz, sizi, ailenizi veya arkadaş grubunuzu alıp şelaleyi gezdiriyor. Sarıyayla köy muhtarı Hüseyin Baykan ile gitmek isterseniz bu defa 0536 550 97 13 veya 0(380) 623 32 30 no lu ev telefonuyla randevulaşıyorsunuz. Geziniz boyunca güvenliği bozacak, huzuru kaçıracak, sıkıntı yaratacak hiçbir şeyle karşılaşmıyorsunuz. Çıkışta tadını neredeyse unuttuğumuz halis ve soğuk köy ayranları bardaklarınıza dolduruluyor. Yaşanması gereken maceralı yolculuktan mutlu ayrılıyorsunuz.

Yayla Evleri
Gerek yayla evlerinde, köy evlerinde, gerekse bağ evlerinde Karadeniz insanının ince zevki görülüyor. Gösterişten uzak, amaca uygun, ihtiyaca göre şekillenen evler genellikle iki katlı, fakat zeminin uygunluğuna göre üç katlı olanlara da rastlanıyor. Neredeyse tamamında bagen denilip depo olarak kullanılan yerle teması kesilmiş kulübeler bulunuyor. Evlerin yapımında kullanılan kereste seçimine önem verilmiş, bilhassa dayanıklı oluşları nedeniyle kestane ağacı kullanılmış. 100 yaşına merdiven dayamış evlerin yapımı sırasında keresteler doğal bir fırınlanma çeşidi olan ve ağacın acı suyunu bırakması için kar altına yatırılmış. Bir iki yıl boyunca kar altında kalan kerestelere kar suyu ile dayanıklılık kazandırılıyor daha sonra güneş altında dönme, çatlama yapmıyor. Evin içine ahşap kokusu salarak evi yaşanılır hale getirip, uzun ömürlü olmasını sağlıyor.

Fakıllı Mağarası
Akçakoca'nın Fakıllı Köyünde bulunan Fakıllı Mağarasına gitmek için Çuhallı çarşısından, itfaiye ve cezaevi güzergâhını takip ederek çevre yolu köprüsü altından geçerek köy merkezine ulaşılıyor. Cami yanından ilerleyip kahveyi geçince aracı bırakıp sağ yokuşu gösteren amatör tabela doğrultusunda iniyorsunuz. Mağara girişinde sağ üst bölümde mağarayı aydınlatan şalter bulunuyor. Bunu yakıp 15 metrelik bir girişin ardından ıslak hatta su akan engebeli zeminde yürüyor, eğiliyor, bazen de ördek yürüyüşü yaparak galeriden galeriye geçiyorsunuz. 150 metresi gezilen mağarada bulunan sarkıt ve dikit oluşumlarıyla hayranlık topluyor. Beyaz oda denilen sütunların, bulunduğu oluşumlar ilgi çekiyor. 1500 metre gezi galerisi olup tamamı gezilemeyen mağaranın ilgililerin ilgisine ihtiyacı olduğu görülüyor! Mağarada astım problemi olanlar için bir bank bulunuyor. Buradaki nemli havayı bir süre teneffüs edenler mağara dışına çıktıklarında solunum rahatlığı kazanıyorlar. Çekim yapacak olanlar flaş ve sehpa getirmeliler. Alçak yerlerde başınızı vurmamaya ıslak taşlarda kayıp düşmemeye dikkat etmeliler.

Akçakoca'ya yakınlığı, şifalı suyu, yöresel köy ürünleri ile ünlü "Şifalı Su Orman İçi Dinlenme Yeri" Akçakoca geziniz boyunca bir başka uğrak yeriniz olabilir. (Geniş bilgi için Ne Yenir sayfasına bakınız)
Düzce Akçakoca yolu üzerinde bulunan Konuralp, gidiş veya dönüşünüzde görebileceğiniz antik tiyatrosu, atlı kapısı, müzesi, evleri ise bir başka alternatifiniz. (Konuralp için lütfen Düzce'yi tıklayınız)

Tarihi
Bölgede yapılan kazılar sonucu bulunan antik eserler M.Ö. 1200 yıllarında Trakya yolu ile Anadolu'ya geçen Trak Kabilelerine ait olduğu tahmin ediliyor. Romalılar ve Bizanslılar döneminde Diapolis adını taşıyan Akçakoca XIII. Asırda IV. ncü Haçlı seferleri sırasında Cenevizlilerin eline geçmiş. Osmanlıların Anadolu'ya gelmeleri ile başlayan dönemde ve Türklerin akınlarına dayanamayan Ceneviz ve Bizanslılar yöreyi terk etmek zorunda kalmışlar. Akçakoca'nın zapt edilmesi 1323 yılında Orhangazi'nin komutanlarından Akçakoca Bey tarafından gerçekleştirilmiş. 1692'ye kadar Bolu sancak beyliğine bağlı bir voyvodalık halinde idare edilen Akçakoca 23 Haziran 1934 tarihinde ilçe olmuş.
NASIL GİDİLİR?
Ankara ve İstanbul yönünden gelenler için Akçakoca geniş ve rahat yollarla kolay ulaşım sağlanıyor. Güzergâh boyunca aşırı hıza uygun olmayan iniş ve çıkışlara rastlanıyor. Akçakoca Düzce'ye 37 km lik asfalt yol ile bağlı. Yemyeşil tepeler arasında geniş ve ferah bir güzergâh olan yolun turizm mevsiminde artan trafiğine yüklü kamyon trafiği de ilave olunca, rampaları çıkmakta zorlanan kamyonlar, kendilerini sollamak için bekleyen araçlarla arkalarında birikimlere neden oluyorlar. Özellikle rampalarda yeni şerit ilaveleri yapılması gerekiyor ve konuyla ilgili alt yapı çalışmaları hızla devam ediyor. Akçakoca'nın, kent girişini anımsatan yolu tatil merkezine yakışan güzellikte. Çevre yolu estetik ve kullanışlı, yayla yolları bile araçla kullanılabilir düzgünlükte, çevre ilçelere, mesire yerlerine asfalt yollarla bağlanıyor. Akçakoca sahil boyunca uzanan çınarların gölgesinde uzanan yürüyüş bandı, yaz aylarında araç trafiğine kapatılıp, rahat ve güvenli bir gezi alanı olarak kullanıma sunuluyor

NE YENİR?
Hamsi Balık Lokantası
Akçakoca restoran ve lokantaları genellikle balıkçı barınağı çevresinde yer alıp, deniz manzaralı mekânlarında hizmet veriyorlar.
Bunlardan birisi de barınağın arkasında yer alan Ali Çubukçunun Hamsi Balık Lokantası. Yeni açılan içkisiz mekâna gelenler, kayalık sahil üstünde yemeklerini yerken bir yandan da etrafa dağılan gerçek deniz ve yoğun yosun kokusunu teneffüs ediyorlar. Kuvvetli dalgalar sonrası deniz dibinden kopan yosunlar kıyıda birikiyor, yoğun yosun kokusu iki üç gün boyunca kendini hissettiriyor. İlginç olan ise sipariş edilen balıklarda ve restoranda balık kokusuna rastlanmıyor! İşletmeci Ali Çubukçu, Türkiye'de sadece kendilerinin kullandığı ve kilosu 47 milyon TL den satılan has fındık yağında balık kızarttıklarını, her sipariş sonrası yağın dökülerek yenilendiğini belirtiyor. Altın sarısı rengine bürünüp yağ çekmeyen balıkların hafif olduğu, tabakta yağ izi bırakmadığı, tava şekline göre dizilip, börek gibi sunulduğu görülüyor. Yöre balıklarından olan mezgit, çinakop, barbunya, istavrit gibi çeşitler oldukça ekonomik olarak fiyatlanıyor. Balık ve çeşitli otlarla yapılmış salatalar sonrası Hamsi Balık Lokantasının ünlü helvası tadılıyor. Küp biçiminde kesilmiş ağır olmayan, yedikçe daha çok yeme arzusu uyandıran, fındıklı helva'dan arzu edenler, plastik ambalajlarda satılan paketlerden de satın alabiliyorlar.



Akçakoca'nın en güzel manzarasına sahip restoranlardan biri olan Kamelya, manzarası bir yana temiz, hızlı servisi, konuklarla ilgili personeli, gün batımının doyumsuz güzelliğinin seyredildiği geniş pencereleri bir de ses efektleri ile unutulmaz türden yemek yeme imkânı sunuyor. Şimdi diyebilirsiniz ki yemek, servis tamam da ses neyin nesi? Restoran konum olarak denizin kıyısında ve 10- 15 metre yüksekte, sahilde kayalar dar bir kumsal, bir de beyaz çakıllı kıyı bandı var. Siz yemek yerken dalgalar bir kıyıya vurup bir geri çekiliyor, beraberlerinde çakılları da, bir getirip bir götürüyor. Kısa süre sonra (Yani içine su katınca beyazlaşan içeceklerden bir iki duble içince) belki alışıp duymuyorsunuz ama, dalgacıkların çakıl taşlarıyla flörtünden doğan gizemli sesler, bir tür terapi gibi geliyor. Başka ses, müzik bile duymak istemiyorsunuz. Hoş bir taş şıkırtısı, dalga seslerine karışıp, masa arkadaşlarınızla beraber anı olarak hafızanızda iz bırakıyor. Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya çok gerilerde görünmez fon olurken, ufuk hattında güneş kızardıkça kızarıyor, yeri göğü boyuyor, eriyerek denize batıyor. Ortaya çıkan esrarengiz bir renk gökyüzünü kaplıyor, herkes bu şöleni seyrediyor, dalgakıran üzerinde en uç noktadan güneşi uğurlayanlar, geri yürüyüşe geçiyorlar.
Sofranıza klasik mezeler tepsi içinde geliyor, beğendiklerinizi bıraktırıyorsunuz. Beyaz peynir, domates, kavun, karpuz, şakşuka, Rus salatası, haydari, acılı ezme, mücver vs. Ara sıcak, soslu midye tava leziz, dinç yapraklı mevsim salatası iştah kabartıcı. Izgara et çeşitleri veya levrek, çipura gibi çiftlik balıkları ya da yöresel balıklar. Nedir onlar? Lüfer, çinakop, barbunya, istavrit, hamsi ızgara kıvamında pişirilmiş şekliyle sofranızda. Unutmadan, bir de masaya gelen mısır ekmeği var, kurabiye görünümlü, katıksız yenecek ve yazılacak kadar lezzetli. Yemek bitiminde bu defa Melengüce tatlısı karşınızda. Yöresel özellik taşıyan, Türklere ait, yufkadan yapılmış bu tatlı çeşidi içinde kaymak, ceviz içi, süt, buğday unu bulunuyor. Malzeme bir güzel yoğrulup, yağın içinde kavruluyor, üzerine şerbet dökülüyor. Etrafına mevsim meyveleri diziliyor, dahası bir kadeh içinde dondurma ile takviyeli biçimde servis ediliyor. Naneli likör ve de kahve ile yemeğe, cüzdanınız yorulmadan noktayı koyuyor ve Akçakoca sahilinde yenen bu akşam yemeği sonrasında bir aşağı, bir yukarı uyku öncesi hazım yürüyüşüne çıkabiliyorsunuz!

Kamelya Restoran (Cafe, Bar, Plaj, Çay

Akbey, Barınak, Canlı Alabalık, Çapa, Yeni Liman yörede ki diğer alternatiflerden bazıları.

Akçakoca sahilinde fark edilen bir başka tipik özellik ise köylerde sıkça görülen, yöresel mısır koçanlarını depolamada kullanılan ahşap barakalardan örnek alınarak yapılmış kafeler. Çevresi güneş şemsiyeleri ile renklendirilip hoş bir mekân da çay içme imkânı sunan mısır deposu görünümlü kafeler, Akçakoca'yı diğer tatil merkezlerinden ayıran özellik taşıyor. Birçoğunda Mancarlı Pide yiyebiliyorsunuz. Kullanılan malzeme, bir tür ıspanak gibi yapraklı olan sebze çeşidi pul biber, soğan ile kavrularak hamur içine konuyor, katlanıp kızartılıyor. (Gözleme gibi).
Çoğunlukla restoranlar, sipariş edilen yemekler hazırlanana kadar sofraya tereyağı, bal, mısır ekmeği servisi yapıyorlar.

Düzce ve diğer çevre ilçelerde olduğu gibi Akçakoca da dağ çileğinin lezzeti ve reçel yapımı halinde çevreye yayılan müthiş çilek kokusu ile ünlü. Düzce'den Akçakoca'ya gelirken yanından dolum tesisleri yanından geçilen Kabalak Suyu hafifliği, içimi ile beğenilen sulardan sayılıyor. Kirazlar hediye götürecek kadar albenili görünüyorlar.
Düzce ve çevresinde olduğu gibi Akçakoca da da Lazlar, Abazalar, Çerkezler, Hemşinler, Gürcüler gibi toplumlar bir arada yaşıyor. Hepsinin kendilerine has yöresel özellik taşıyan Çerkez tavuğu, Laz böreği, Mamusa, Lahana çorbası, gibi yemek türleri bulunuyor. Ortak yemeklerinde ise hamsi ve lahana çorbası başta geliyor.
Kara Lahana çorbası
Karalâhanalar ince ince doğranıp suya atılarak haşlanıyor. Bu sırada mısır unu dökülüp top top olmaması için sürekli karıştırılır. Bu karışım içine bir kaşık tereyağı veya kuyruk yağı ilave edilir. 6-8 saat öncesinden suda bekletilmiş barbunya fasulyesi ve sütlü mısır tanesi bir miktar eklenerek kaynatılır, içine acı biber turşusu kıyılıp iştahla kaşıklanır.

Şifalı Su!
Su içip şifa bulunur mu? Akçakoca'da bulunuyor. İlçeye Düzce'den gelirken 17. km de ki rampada günün her saatinde bir kalabalık göze çarpıyor. Yol kenarında kurulmuş bir tesisin önünde ki bir depodan tevzi edilen altı musluktan su akıyor, bu sulardan içebilmek için istisnasız tüm araçlar mola veriyor, içebildikleri kadar içenler beraberlerinde getirdikleri veya oradan satın aldıkları su bidonlarını dolduruyorlar. Su şöhretini şifalı olarak yapmış, mola yeri şifalı su olarak tanınıyor, otobüs sürücüleri burada su molası vermezler ise isyan çıkıyor, bidonlar, pet şişeler dolana dek bekleniyor. Bir bakıyorsunuz tırlar yanaşıyor, bir bakıyorsunuz, yüklü kamyonlar, 4x4 araçlar, motosikletler, hafta sonu izdiham yaşanıyor!
Bir bardak su içip notumu vereyim diye cam bardak elimde geldim çeşme başına bidonlar şırıl şırıl doluyor. Sabırsızlanıyorum ama çeşme başında su yüzünden kavga bile çıktığını duyduğum için sıramı bekliyorum, bidonun biri dolacak arada bardağımı uzatacağım çeşmeye. Bardak doldu önce rengine, sonra berraklığına baktım kusursuzdu. Sıcak elimle kavradığım bardağı soğutan suyun ısısını önce elimle sonrada içerken hissetim. Sert değildi, yudumlama sırasında yutkunma zorluğu yaşatmıyordu. Yumuşak suyun vardı bir hikmeti. Bunca bekleyen boşuna değildi. Hazmettiriyor, şişirmiyor, iştah açıyor, acıktırıyor, devamlı kullanıldığında böbrekte eğer varsa taş, kum döküyor, su için söylenenler arasındaydı. Yıllardır yaptığım gezilerde Türkiye'nin her yerinde bilindik bilinmedik pınarların binlercesinden su içmiştim, farkı fark edebiliyordum. Şifalı suyun içimi de bu suyla demlenen çayı da iyiydi. İşletmeci Nevzat Cingirt, şifalı suyun kireç oranının sıfır olduğunu bebekler, gelişmekte olan küçük çocuklar için makbul sayılmasa da yetişkinlerin bu suya bayıldıklarını söylüyor. İl sağlık Müdürlüğü tarafından 15 günlük periyodik bakımlarla tahlil yapıldığı, suyun sadece Düzce depreminde tedbir olarak 3 gün kapatıldığını, herhangi bir karışım, sızıntı olmadığı görülünce kullanıma tekrar açıldığını belirtiyor. Su hiç havayla temas etmeden, membasından itibaren gün yüzü görmeden, kapalı olarak geliyor, yaz, kış aynı ısıyı koruyor, bu nedenle hava almadığı için bakteri bulunmuyor.
Çeşme yanında yöresel ürünler bulunan satış reyonu yer alıyor. Dağ çileği ve böğürtlen reçeli, dut pekmezi, köy yumurtası, kestane balı, köy peynirleri, Abaza, keçi, isli, makarna üzerine garnitür olarak rendelenip dökülen keş peyniri, yerli kiraz, yerli armut, yerli erik, üzerinde lambri kaplı bir lokanta, arkasında değişken ve tertemiz bir hava akımına sahip piknik alanı yer alıyor. Buzdolabından görerek seçtiğiniz etleri kiloyla alıyor, çimler üzerine kurulmuş özel kamelyalarda mangalda pişirip bir güzel yiyorsunuz. Et yerine canlı alabalık havuzundan seçim yapmak da olası. Bahçenin içinde dekoratif görünümlü su değirmeni bulunuyor, çarkı döndükçe su sesiyle dinleniyorsunuz. Yemek için vakti olmayanlar, ince belli bardaklarla şifalı suyla yapılmış tavşankanı çayları yudumluyor. Hediyelik eşya tezgâhından sepetler, bahçe heykelleri, kiremit, toprak güveçler, beşik, tahta kaşık, oklava, sini, sofra, merdane gibi ağaç ürünler alıyorlar. Tesisin fırınında köy ekmeği de gözler önünde yapılıyor.
Şifalı Su tesisleri yıl boyunca açık, 24 saat aralıksız hizmet veriyor.

Ali Baba'nın Yeri
Karaburun'da hizmet veren mütevazı lokantalarından biri de "Ali Baba"
Lokanta kendi usulünce taş balık yapıyor, taş balık dedikleri yöresel kaya balığı. Ali Baba balıkları temizleyip tuzlu suda bir saat kadar bekletiyor. Nedeni ise Karadeniz'in tuz oranı düşük deniz suyu. Takviye edilmiş tuzlu suda bekleyen balıkların eti tuzu çekerse daha lezzet kazanıyor. Pişirim sırasında zeytinyağlı tavada bir yüzü kızaran mısır ununa bulanmış balıkların diğer yüzünü çevirdikten hemen sonra tavaya domates ve yeşilbiber koyuyor ve kızartma işlemi bitince balıklar tavada bulunan aynı domates ve biberlerle beraber servis ediliyor. (Laf aramızda fena da olmuyor). Aynı usulle çinakop, istavrit, lüfer, kefal, kalkan da yapıyor.
Pide çeşitleri, kuru fasulye pilav ile kamcıları memnun etmeye yetiyor. Doyurucu miktarda iki porsiyon taş balık, bir karışık salata, su, ekmek hepsi 15 milyon TL! Ali Baba'nın Yeri

NEREDE KALINIR?
Ankara'nın, İstanbul'un ön bahçesi konumunda ki Akçakoca turizm alanında ilk fark edilen tatil yörelerinden biri olarak çeşitli konaklama alternatifleri sunuyor.

tufan47
10-26-2007, 14:24
http://img155.imageshack.us/img155/4597/akyakacu3.jpg



Tatilcilerin gözdesi; ünlü Akyaka
Gökova Körfezi kıyısındaki Akyaka, sırtını, dimdik yükselen Sakartepe'ye dayandığı için soğuktan korunmuş, sakin, huzurlu, gürültüsüz bir tatil cenneti oluvermiş. Akyaka, bünyesinde gizlediği sayısız sürprizleriyle özellikle tatilcilerin gözdesi.
Muğla'dan ayrılıp Marmaris yönüne giderken Sakartepe çıkar önünüze. Ve gözünüze sığmayan manzarası ile Gökova körfeziyle karşılaşırsınız birdenbire. Artık, şöyle bir durup; hem soluklanıp mola verebilirsiniz, hem de doyumsuz panoramayı içinize sindire sindire seyredebilirsiniz. Sakartepe'nin eteğinde Akdeniz'in kalbi Gökova ile kucaklaşan yeryüzü cenneti Akyaka'ya gidiyoruz. Akyaka, bünyesinde gizlediği sayısız sürprizleriyle tatilci ailelelerin gözdesi.
Muğla'dan Marmaris yönüne gidişte Sakartepe'ye gelince Gökova körfezi, gözünüzün alabildiğine uzanır. Geniş ve çok şeritli rampa sizi döndüre döndüre indirdiğinde uçaktaymış gibi görünen manzarayı seyrederken 934 metre yüksekliktesiniz. Deniz seviyesine doğru inip, kavşağa yaklaşırken sağınızda "iskele" tabelası belki dikkatinizi çekmez bile. Öyle ya önünüzde ip gibi uzanan, araç kullanmanın en çok haz verdiği yollarımızdan biri olan Okaliptus ağaçlarının tünelinde Marmaris'e veya yanındaki yoldan Köyceğiz, Dalyan, Ekincik, Fethiye, Göçek gibi tatil merkezlerine gitmek var. İşte Sakar geçidi inişini bitirirken sağa ayrılan yolu takip ederseniz gerçek bir yeryüzü cennetine, bir çeşit huzur sığınağına ulaşırsınız. Burası Gökova sahilinde yer alan küçük, sevimli, hepsi birbirinden cazip alımlı, eğitici güzellikte evleriyle Akyaka köyü.
Mimarisi çok farklı Akyaka'da, beton apartman bitişik yapılaşma yok. Yörede evler, Muğla'nın Ula İlçesi'ndeki eski evler örnek alınarak inşa edilmiş. Mimari dokuya konaklama tesisleri de uyunca tümüyle harika bir köy oluşmuş. Şayet ev yaptırma projeniz varsa, sizi seçmekte kararsız bırakacak birçok örnekle karşılaşabilirsiniz. Yöre mimarisinin öncüsü; Türkiye'nin birçok yerinde eserler bırakan 1983 Uluslar arası Ağahan Mimarlık ödülünün sahibi Nail Çakırhan. Mimarlık eğitimi olmamasına karşın kendi yaptığı, geleneksel mimari özellikleri taşıyan eviyle bu ödülü alan Çakırhan, Ulalı yapı ustalarıyla çalışarak ahşap ağırlıklı diğer evlere de ruh ve can katmış.
NASIL GİDİLİR?
830 km'lik İstanbul-Muğla arası yaklaşık sekiz saat sürüyor. Muğla çevre yolundan sonra sakar geçidinden Gökova'ya inişte sağdan ayrılan iskele sapağı Akyaka köyüne devam ediyor. Otobüs yolculuğunu tercih edenler Fethiye seferleri ile Gökova'da benzin istasyonları önünde inerek taksi veya sık geçen Akyaka minibüsleri ile yoldan da görünen köye çok kısa sürede ulaşabilirler. En yakın havaalanı Dalaman ve Akyaka'ya uzaklığı 65 km.
NE YENİR?
Akyaka girişinde çeşitli restoranlar, pizzacı ve lokantalar, kampçılar için marketin yanında semt pazarı da kuruluyor. Dere kenarına giderseniz ağaçlar altında ahşap masalı bahçe restoranlarında deniz ürünleri et ve piliç ızgara yiyebilirsiniz. Deniz kenarında kafe restoran ve çay bahçeleri buluyor. Bir başka restoran Çınar plajına giden sahilde yer alıyor. Günlük balıklar içinde özellikle Lahos, etinin sıkı oluşu ve lezzetiyle damakta tat bırakıyor. Yücelen otelde konaklıyorsanız zengin açık büfe, hem göze hem mideye hitap ederken otelin ızgara köftesini özellikle öneriyoruz. Ünlü sabah kahvaltısı ise tek başına bir başka keyif. Muğla'dan geçişinizde yakınlarınıza alabileceğiniz en anlamlı hediye Marmaris çam balı olabilir.
Akyaka köyünde birçok pansiyon bulunuyor. Oteller arasında mimarisiyle dikkati çeken Yücelen Otel var. Nail Çakırhan imzalı Ula mimarisi örneği estetik otelde geniş bahçe binbir türlü çiçekle bezeli, botanik parkı görünümünde

tufan47
10-26-2007, 14:26
http://img484.imageshack.us/img484/373/alaatuz8.jpg



Olağanüstü coğrafyaya sahip Alaçatı halicinin konukları kuğular, artık uğramaz olmuş. Kamyonlar, vidanjörler vızır, vızır. Ya burunlar koku almıyor ya da Alaçatı'nın gelişmesi istenmiyor. Çeşme Çiftlikköy Pırlanta koyu plaj kumunun alındığı, Yeldeğirmenleri'nin menfaat uğruna yıkıldığı Çeşme'yi sevmem ama, Alaçatı hep ilgimi çekmişti. Özellikle de kumsala yapılan Süzer Oteli'yle, hafta sonu gece hayatını seven ve Bodrum'la yarışanların popüler uğrak yeri Sea-Side sahil disko barlarını geçip asfaltı bitirdikten sonra, Çark ve Piyale koyu sonrasında muhteşem kayaların yer aldığı emsalsiz koyda denize girmeye bayılırdım. Ne var ki, yazın süt beyazı renge bürünen kayalar eski şekillerini kaybetmiş, biraz tahrip olmuş ve atık suların biriktiği yerlere benzemiş. Venedik benzeri bir projesi olan Alaçatı'da dünyanın çeşitli yerlerinden gelen surf'çüler şimdilik tehlikeden habersiz 60-70 km hızla iki kıyı arası haliçte kanatlanıp uçuyorlar.Yunan mitolojisine göre, rüzgâr tanrısının yaşadığı yer olarak bilinen yerde yapılan surf'e döneceğim. Ama önce Alaçatı...

Alaçatı Mimarisi
Alaçatı'da ilk dikkati çeken mimari doku. "Alaçatı taşı" adı verilen ponza taşı görünümlü kesme taşlardan yapılan evler, kışın sıcak yazın da serin tutma özelliğine sahip. Çürük bir taş sayılmasına rağmen, havanın karbondioksidi ile birleşince, kalker oluşturup filtre görevi yapıyor. Beldenin zemini de bu taşlarla kaplı. Bir kısmı Rumlar'dan kalma eski Alaçatı evlerini restore edip yerleşmek, şu sıralar pek moda olmuş. Karabiber ağaçlarının sıralandığı yeni sokaklara dizili bahçeli villalar ise imrendirici güzellikte. Daldırma yöntemiyle üretilen Sakız ağaçları korusu, Yeldeğirmenleri, daracık sokaklar, kendine özgü, sakin ve sessiz. Bu sokaklarda yürüyenler için de, zevk veren bir huzur sığınağı. Alaçatı merkezden ayrılıp ilkbaharda sapsarı açan mimoza çiçekli yolu takip ederek, rüzgârın enerjiye dönüştüğü tepenin eteğindeki Alaçatı Surf Paradise'a geliyorum.

Sörf Cenneti
İki tepe arasında yükselip aşağı düşerken hız kazanan rüzgârla oluşan koridor, tam surf'çülerin istediği gibi. Denizden karaya kıyıya paralel esiyor ve dalga yapmıyor. Surf'ün denize kaçma riski kalmıyor. Surf'çülere psikolojik olarak öğrenmeyi çabuklaştırıp güvencede olduğunu hissettiriyor. Surf'çüler 50-70 km hız kazanırken; parkurun 200-300 metre sığ kum, aynı zamanda da boyu geçmeyen derinlikte olması, özellikle yeni başlayan surf board'undan düşenlere kolay kalkma imkanı veriyor. En kötüyü hep en önce düşünürüm. Merak bu ya çarpışma olmaz mı diye bir soru geliyor akla. Karşıdan gelenin, sağ eli önde olanın, rüzgâr altındakinin yol hakkı varmış. Çarpışma anında en son yapılacak şey malzemeyi bırakıp suya atlamak oluyormuş. 12 ay açık Alaçatı Surf Paradise Bar-Restoran Beach Club'ın surf hocası Kemal Demirasal, 8 yıldır surf hocalığı yaptığını söylüyor." Burada her türlü surf malzemesi var. İster satın al, ister kirala ya da getir emanete bırak.
Ders+hoca+malzemeden oluşan 5 günlük paket program 150 euro. Özel ders 45 Euro. Ayrıca kiralama, depo, yedek parça, sörf alım satım, ders servisleri veriliyor. 15 saat çalışarak, ıslanmadan, düşmeden öğreniyorsunuz. Mayoyla geliyorsunuz, herşey rüzgârdan aldığınız kuvveti surf dengesini oluşturarak board'a iletmek ve sonra da hızlanmaktan ibaret. Siz yeter ki yapmak isteyin..." diyorlar. En çok beğeni toplayan hareketler: Body drug, Agrial duck, W.skipper, spocky, gruby, loop, swayze, ismiyle anılan hareketler. Yine de sordum, "Surf nasıl yapılır, hocasın anlat bakalım..." diye. "Dünyanın en zor sorusunu sordun ağabey..." dedi Kemal Demirasal ve "İnternette başlangıç için 18 sayfa var. O da hem başlangıç, hem özet. Biz bunu 5 günde anlatıyoruz. Birkaç cümlede hiç birşey diyemem. İyisi mi sen beni seyret, sonra konuşalım..." diyerek board'un üstünde ben de denize uzanan taş iskelenin ucunda yerlerimizi aldık. Board'un tek noktada zaptedilmiş yelkeni nasıl ekseni etrafında dönüyor da dönüyorsa, Kemal de öyle şekilden şekile giriyor, direğe çıkıyor, denizde koşuyor. Fotoğraf çekimi uğruna sahildekilere seyirlik bir şov sunuyor. Kıyıya her gelişinde bir başka hareketle nefes kesip hayranlık topluyor. Surf'ü kay kay gibi kullanıyor. Günde 10 saat surf yaptığını belirterek, "Yelkene geçtiğim an beynimde hiç birşey kalmıyor. Sorunlar, problemler, dertler herşey ama hepsi unutuluyor. Bundan güzel meditasyon olamaz." diye ekliyor. Rüzgâra karşı zafer kazanmak doğa ile bire bir mücadeleye girmek, 60-70 km hızla denizin yüzeyinde uçmak, özgürlüğü yaşamak, zıplamak, refleksleri geliştirmek, oksijeni beyninde ciğerlerinde yüzünde hissetmek, doğal ortamda katkısız, motorsuz, ücretsiz rüzgârın içinde olmak, suya teğet geçmek... Bütün bunları düşündüm, gaza geldim, imrendim, doğrusu kanatlanıp uçmak istedim.Akşam olmuş, mehtap dolunaydan biraz eksik, suyun sek içilmediği saatlerde tepedeki yerini almıştı. Bahanem hazırdı: Meşhur sakızlı dondurma yemeye Çeşme'ye, gelinir.Alaçatı'nın kumlu ve kireçli toprağında yetişen tatlı ve sert kavunu çok ünlü. Yerken genzinizden yoğun kavun kokusu geliyor. Bir de yılbaşı kavunu var. Eylül ayında ipe asıp yere temas ettirmeden saklarsanız, çürümeden aylar sonra da yiyebiliyorsunuz. Alaçatılılar, bu yöntemle yeni mahsul kavun çıkana kadar bir önceki yılın kavununu saklıyorlar. Alaçatı'nın uzantısı Mersin liman mevkiinde, çipura çiftliği var. Buradan günlük taze balık alınabiliyor.
Süzer Otel, Çark Pansiyon, Herman Pansiyon, Büke Pansiyon konaklayabileceğiniz tesisler. Surf cennetine, plaja yakın 12 odalı Büke Pansiyon'a oda-kahvaltı. Özellikle hafta sonu rezervasyon şart.

tufan47
10-26-2007, 14:27
http://img98.imageshack.us/img98/6948/altnolukpl7.jpg



İster dağa çıkın, ister denize inin...
Bu defa havası, suyu ve şifalı otlarıyla sizi bambaşka bir cennete davet ediyoruz. Altınoluk ve Şahinderesi Kanyonu huzur ve sağlık arayanlar için ideal bir yer... İsterseniz Kazdağı'na çıkıp dağ havası alın, isterseniz kanyonda dolaşın, isterseniz de kanyona girin...

İsmini çevresinde bulunan Şahinderesi Kanyonu ve altın sarısı renkteki zeytinyağından alan Altınoluk eski ismi papazlık olan bir Rum köyü. Hem deniz, hem de dağ turizminin birlikte yaşanabildiği bölge bol oksijenli temiz havası ve dünya çapındaki zeytinyağıyla ünlü. Kazdağı eteğinde Edremit Körfezi'nin incisi durumundaki yerleşim bölgesine aşırı talep nedeniyle hayli konut yapılmış. Ancak kalabalık şehir merkezini bırakıp eşsiz güzellikteki yol tarafına bakarsanız kanyon girişi, dağ manzarası, şelale ve göletler göze, alabalık çiftlikleri ise damağınıza hitap edebilecek güzellikler sunuyor. Mayıs ayında zeytin, iğde, badem, ıhlamur, hanımeli, zambak ve kır çiçekleriyle baş döndürücü bir koku yaydıkları çiçek açma mevsimlerinde Yedigöller Milli Parkı'nı kıskandıracak güzelliğe bürünüyor. Özellikle 610 metre yükseklikte bulunan (Fidanlık mevkii) bozuk dağ yoluna rağmen tüm yorgunluğunuzu unutturacak güzellikte şelale ve doğa yapısına sahip.
Altınoluk yöre halkı etraftaki diğer köylere nazaran masada yemek yemeye intibak eden ilk köy olmuş. Altınoluklular Midilli Adası halkı ile son derece samimi temas halindelermiş. Hatta zamanın beylerinin karbeyazı gömlek yakaları kolalanmaya Midilli'ye gönderirlermiş. Yöre hanımlarının vazgeçilmez tutkularının başında ise takılar geliyormuş. Günümüzde Altınoluk aileler için tercih edilen yazlık tatil yerlerinin basında geliyor. Zengin çarşısı, cafe-bar ve çay bahçeleri şenlenirken akşam yemek sonrası başlayan piyasa gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor. Yürüyüş parkuru Altınoluk meydanı dondurmacı Vardar önünden sahil boyu ve Mendirek sonuna dek sürüyor. Plajlar ise hem ücretsiz hem de her yerden denize girme imkanı sağlıyor. Sezon sonu Eylül ayında uyuyan deniz, dipte gazete okuyacak kadar net görünüp berraklaşıyor.

Kaz Dağı Düden Yaylası
Mare&Monte tur'a katılan günübirlik veya konaklamalı kamp yapmak isteyen gruplarla eski Altınoluk yerleşim merkezi Çam Mahallesinden saat 10.00 da Kaz Dağına doğru dağ yoluna giriliyor.
Sırasıyla Küp Gediği, Sarısu, Üç Pınarlar, Karaçam, Kazak Pınarı, Şah Taşları sonrası Düden'e geliniyor. Tur rehberi güzergâh boyunca iki kez mola vererek hem gezi boyunca görülecek yerler, hem de Kaz Dağının mitolojik geçmişi hakkında aydınlatıcı bilgi veriyor. Düden mevkii, kapalı ev ekonomisinin geçerli olduğu yıllarda, dağın iki yamacında oturan insanlar senenin belirli zamanlarında mallarını ihtiyaç doğrultusunda takas yoluyla değiştirdikleri yer olarak biliniyor. Türkmenlerin konargöçer olarak yaşadığı, yaz aylarında oba kurup kamp yaptığı ve günümüzde Milli Park sınırları içinde olan bölgede "Milli Park Kamp Alanı" tahsis edilmiş. Kapalı korunak, duş, wc, mutfak, çamaşır yıkama yeri, alabalık yaşatma
havuzu, çeşme, çadır yerleri, hamaklar, salıncaklar bulunuyor. Altınoluk - Düden arası yer yer engebeli toprak olan dağ yolunda 4x4 türü dağ araçlarıyla ulaşım sağlanıyor. Düden Yaylası, Anadolu yükseltileri arasında cüce sayılmasına rağmen deniz seviyesi sıfır noktasından 1250 metreye 26 km gibi kısa mesafede ani çıkılması nedeniyle ilgi çekiyor. Yazın en sıcak aylarında bile serin olan yaylada rüzgâr sesi ile nefis botanik kokusu buram buram hissediliyor. Endemik bitkiler, dağ laleleri, mevsiminde kelebekler, tüm doğal ortam fotoğraf severleri mutlu etmeye yetiyor. Yol boyunca tur yolcuları bazen yaban hayatın sürprizlerinden ayı, domuz, karaca görme şansı bulabiliyorlar. Dağın ilk 500 metre yükseltileri zeytin ağaçları, 650 metre kızılçamlarla Akdeniz orman tipi görülebiliyor. 4 mevsim yaşanan dağın Kuzey yamacında ise karasal iklim nedeniyle kızılçam bulunmuyor. Mayıs sonu Eylül sonuna dek tur düzenlenen turlarda Düden Mevkiinde mola için soluklananlar yemek siparişlerini verip Küçük Düden Mevkide 15 dakikalık bir yürüyüş yaparak burada ki koyun ağılında süt sağma, peynir yapımı gibi yöresel üretimleri görüyor, acıkmış olarak Düden kamp alanına dönüyorlar. Tavada pişirilmiş alabalıklar, henüz açılan hamurlarla yapılan gözlemeler, salata ve meyveler, buz gibi
pınarlarda soğutulmuş biralar, meşrubatlar büyük iştahla yenip içiliyor. Yemek, dağın pınar sularından demlenen çaylar, kahvelerle tamamlanıyor. Sürenin durumuna göre Şahin dere kanyonu Gücük Burun'dan kanyonun muhteşem ve tüyler ürpertici, görkemli manzarası seyrediliyor. Bol bol anı fotoğrafları çekiliyor. Son etapta dağın zemin sularında ki tertemiz göletlerde yüzüp safarinin tozu atılıyor. Akşam 18.00 de doğanın natürel kalbinden ayrılıp Altınoluk'a dönen grup yeniden betona yenik düşmüş sahillere ve trafiğin içine girerken bir başka geziye katılmak üzere vedalaşıp ayrılıyorlar.


Acentenin Hasanboğuldu, Sutüven Şelalesi, Tahtakuşlar Etnografya Galerisi, Başdeğirmen Şelalesi, Adatepe, Yeşilyurt, Zeus Atları, Ayı Dere, Bozcaada, Kuşadası, Gökçeada, Assos, Truva, Gelibolu Yarımadası Milli Parkı, Kaz Dağı Zığındere gibi çeşitli yerlere turları bulunuyor.


Şahinderesi Kanyonu
Altınoluk'u oksijen çadırına dönüştüren etkenlerin başında Şahinderesi Kanyonu geliyor. Bölgede hava değişimini sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı, dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor. Karşılıklı hava sirkülasyonunu sağlayan 27 kilometre uzunluğundaki kanyonun yüksekliği 600 metre. Açık U şekilli aralığı 700 metre civarında. Çevresi şifalı bitki ve otlarla bezeli olan Şahinderesi Kanyonu'na Orman İşletme Müdürlüğü'nden izin alınarak giriliyor. Rehbersiz gezmenin oldukça zor olduğu Şahinderesi Kanyonu'nda 25 kilometrelik bozuk toprak yol daha ziyade Jeep türü araçlara geçit veriyor. Mare Monte Oteli'nden Erinç Ersöz'ün kurduğu seyahat acentasının dağa düzenlediği turlar grubunun arzusuna göre şekillenip tam gün sürüyor.

Kanyonda bekleyen sürprizler
Şahinkale'nin kuzeyine gitmek için Avcılar Köyü'nden orman yoluna giriliyor. Ormana giriş izninizi görevli bekçiye gösterip köprü başından Kışla Dağı'na varılıyor. Yol üzerinde çok soğuk, kireçsiz vücut üzerinde çarçabuk kuruyan suya sahip gölcükler bulunuyor. Bunlardan biri olan Dereçatı mevkiinde yüzebilirsiz. Bu nedenle yola çıkmadan önce mayo ve havlunuzu yanınızda bulundurun. Su ve kuş sesinden başka ses duyulmayan bölgede pınar suları hayli bol. "Dereçatı suyu" çiçek ve kekik kokularını da beraberinde getirip, yosunlu kayaların kalbinden akıyor. Biraz ilerideki pınar ise nane otları arasından aktığı için "Naneli pınar" ismiyle anılıyor. Kanyonda ilerleyen Gücük Burun, Ağlayan Çam, Kestane Deresi, Yörük Pınarı, Selvili Mezarlık, Ayı Kapıları, Damla isimli etapları geçip kabaran iştahınızla Altınoluk'a dönebilirsiniz.

Şifalı otlar
Birçok hastalığın tedavisinde başrolü üstlenen otların tüm çeşitlerini Kazdağı'nda bulmak mümkün. Bitki ve otlara meraklılar eczacı ve doktorların aradığı isim ise; dağın neresinde, ne zaman ne yetiştiğini çok iyi bilen İbrahim Arısoy. Hiç oturulmamış bir evi seramikle döşetip bitki ve ot kurutan İbrahim Arısoy'un Tel:(0-266) Dağın otları arasında çarpıntıyı önleyen Melisa geliyor. Stresi yok edip, kalbe ve taniyona iyi geldiği söylenenler arasında.
Kandil Çayı: Bademcik ve boğaz hastalıklarına,
Papatya, nane: Nezle ve sinizüte Isırgan otu: Çayı, tohumu havanda dövülüp bal ile karışımlarda kullanılarak tüketiliyor.
Karabaldır otu: Prostat ve basura iyi geldiği söyleniyor.
Üç çeşidi bulunan kekik otu şeker hastalığına ve her derde deva olduğuna inanılıyor. Milli park sınırları içinde her türlü ot ve bitki toplamak yasaklandığı için meraklılar sadece fotoğraf çekmekle yetiniyorlar.

Kayalar
Kaz Dağı'ndaki karların erimesiyle debisi iyice artan sular , dereler ve şelaleler oluşturuyor. Kanyonun kalbi sayılan ve 70 derecelik açıya sahip dik yamaçları, granit kayaları aşındırıp zımparalanmış kaya şekilleri yaz sonunda suların azalmasıyla ortaya çıkıyor. Bu görüntü ise pastoral fotoğraf meraklılarına görsel bir ziyafet çekiyor
Altınoluk'a İstanbul'dan Bursa-Balıkesir-Havran üzerinden gidebileceğiniz gibi, Tekirdağ-Çanakkale yolunu da tercih edebilirsiniz. Bu yol manzarası güzel trafiği az ve 450 kilometre. İstanbul-Kınalı arası otoyolu kullananlar Tekirdağ'dan Keşan'a sonra da Gelibolu'ya gelecekler. Buradan Lapseki'ye veya Eceabat'tan Çanakkale'ye karşıya geçmek için Feribotlar vardır.
Altınoluk daha ziyade yazlıkçıların istilasına uğramış bir yer. Ege ve güney sahilleri gibi beş yıldlzlı otelleri ve tatil köyleri çok yok. Bu yüzden dış turizme de henüz açılmamış.

tufan47
10-26-2007, 14:29
http://img98.imageshack.us/img98/6198/amasrafw9.jpg




Uyuyan prenses: Amasra
M.Ö. 12 yüzyılda kurulduğu söylenen Amasra, adını Pers prensesi Amastris'ten alıyor. Amastris'in kendi adına kurduğu bu yeni şehir, eşsiz güzellikteki sahili, iki koyu ve iki adasıyla güneydeki tatil merkezlerini aratmıyor. Eski çağlarda uyuyan bir prensese benzetilen Amasra'dayız.

Kente yaklaşırken çarpıcı bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Enteresan bir coğrafya, Karadeniz'in birçok sahil kentine parmak ısırtacak bir güzellik karşılıyor sizi. Keyifli bir tatil vaat eden, bir bakışa sığmayan bu görüntü insanı heyecanlandırıyor. Öyle ki, "İyi ki gelmişim, burada çok şey yapılabilir!.." diyorsunuz. Ve bu yüzden ayrılırken, hüzünleniyorsunuz... Batı Karadeniz'in şirin ilçesi Amasra'dayız. Bir zamanların gözde tatil beldesi yeniden turizmde moda olmanın mutluluğunu yaşıyor. Tur otobüsleri, özel araçla gelen aileler... Karadeniz masmavi göl gibi durgun, dalgasız, geri kalan her yer yemyeşil.

Tarihçesi
Fatih Sultan Mehmet'in "Bakacak Tepesi"nden ovaya doğru şöyle bir bakıp "Lala Lala Çeşm-i Cihan bu mu ola" dediği bu şirin tatil merkezinin yer aldığı yarımadanın, iki koyu ve iki adası bulunuyor. Adalardan birine kayıkla ulaşılırken, diğerine tek gözlü Roma yapısı bir kemerle geçiliyor. M.Ö. 3. yüzyıla kadar Sesamos adıyla bilinen kenti ilk olarak Hititler veya Gasgaslar'ın M.Ö. 12 yüzyılda kurdukları söyleniyor. Şimşir ağacı ihracatı yapan kent, Pers İmparatorluğu etkisine girmiş. Persli prenses Amastris, kendi adına yeni bir şehir kurmuş, bağımsız kraliçelik yapmış. Daha sonraları kent Pontuslar'ın, Romalı ve Cenovalılar'ın eline geçmiş. 1200'lerde kale ve kiliseleriyle ünlenmiş. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet Amasra'yı fethetmiş. Bir kiliseyi camiye çevirmiş. O dönemlerde "Uyuyan Prenses"e benzetilen Amasra, Osmanlılar döneminde kadılık merkezi olmuş.
Kent; Anadolu'da bir benzeri görülmeyen Kuş Kayası anıtı, muhtemelen Roma eyalet Meclis Sarayı olarak inşa edilen "Bedesten", Roma imparatoru Claudius döneminde yapılan tek gözlü Roma Köprüsü, kilise temelleri kalan Tavşan Adası, 9. yüzyılda yapılan kale içindeki Fatih Camii, İç Kale Mecsidi, hamam, tiyatro ve mağaralarıyla bugün de ilgi çekiyor.

Amasra'da neler yapılır?
Tarihi dokuyu yansıtan Amasra'da sokaklar, binalar temiz bir görünüm sergiliyor. Tüm Karadeniz sahilinde sık sık rastlandığı gibi, kısa boylu süs köpekleri var. Öncelikle söylemekte yarar var, yaz kış akşamları serin oluyor. Limandan tekne kiralayıp çevre gezilerine çıkabilirsiniz. Örneğin Bedri Reis ile 45 dakikalık tur kirası 4-5 milyon lirayı ödeyerek, mendirekten dönüp Venedik misali köprü altındaki tünelden geçip küçük limana ulaşınca kraliçenin denize girdiği yer olarak bilinen doğal havuzu ve Direkli mevkii önündeki havuzun kayalara oyulmuş basamaklarını görebilirsiniz. Gri, beyaz, siyah tavşanların yaşadığı Tavşan Adası'na çıkabilir, mağaralara bakıp, kale ve sur duvarlarını fotoğraflayıp denizden Amasra'yı seyredebilirsiniz. Geziye katılanların birçoğu büyük tekne tutup, göbek atıp oynayarak gidip dönüyorlar. Belli ki yolculuk keyifli. Çay bahçeleri, cafe-bar ve bol ağaçlı sahil parkı seyir terasları var. Güneş batışının en güzel izlendiği yerde yöre halkı "Güneş denize kırmızı elma" gibi batar diyor. Gün boyu mendirekte en şık kıyafetleri ile arz-ı endam eden genç kızlar, akşam olunca güneşi en içten söyledikleri şarkılarla uğurluyorlar. Limandaki mendirek su sporu için durgun bir deniz sağlarken, adeta bir podyum görevi de görüyor. Aracını park edip üzerindeki elektriği yürüyüşle atanlar, bisiklete binenler, balık tutup köpeğini gezdirenler, yelken yarışlarını, tekneleri çekirdek yiyerek seyredenler, temiz hava alıp hazım yürüyüşüne çıkanlar ve benim gibi manzaraların ve mendireğin üzerine yapılan resimleri fotoğraflayan her yaştan insanlar. Köprü bağlantılı adaya geçip evleri görmek, Küçük Liman'ı tepeden gören seyir teraslarında yalnızlığı yaşamak, restore edilen kiliseden bozma camiyi görmek Amasra'da yapabileceklerinizden bazıları. Bir de müze var. Geçen yıldan bu yana restorasyon çalışmaları nedeniyle 2001'e kadar kapalı. İçinde Roma, Bizans, Osmanlı dönemi gözyaşı, koku şişeleri, pişmiş topraktan kap ve çömlekler, mutfak eşyaları, mezar taşları, lahitler, amforalar, mermer yılanlı Stel sağlık tanrısı, heykel ve etnoğrafik eserler yeni müzecilik anlayışıyla, yeniden sergilenmeyi bekliyorlar. Sıra geldi alışverişe... En sona sakladım... Buyrun Amasra'nın en ünlü sokağı "Çekiciler Çarşısı'na. El tezgahlarında ileri geri çekerek tahtayı, ağacı şekillendirirlermiş. "Çekiciler" ismi oradan geliyor. Çarşıda her türlü ağaç işi eşya satılıyor, birkaçını sayacağım. Dik duran yayık fıçısı, dekoratif bir bastonluk ve şemsiyelik olmuş. Tahta salata tabakları, gemiden otomobile tahta oyuncaklar, maketler, biblolar, gazetelik, ekmeklik, sehpa, sandalye, tabure, aynalık, şimşir kaşıklar, hasır eşyalar ve tahta takılar. Mustafa Tercan ve eşi, bu takı işini geliştirmişler. Çevredeki Akasya ve patlak ağaçlarının tohumlarından kolye, bilezik, küpe yapıyorlar. Kıskandıracak güzellikteki takıların takımı 3 milyon. Ceviz kabuğundan helikopter, deniz minaresinden kalyon, vernikli iskorpit balığı kafasından biblolar, kalp şeklinde ve üzerinde bir kaplumbağa olan "dilek sofrası" biblosu, İtalya'ya bile ihraç ediliyor.
NASIL GİDİLİR?
İstanbul'dan otoban çıkışı yaptıysanız, Bolu'yu geçip Yeniçağa'dan ayrılıp sola Devrek üzerinden Çaycuma, Bartın ve Amasra'ya ulaşabilirsiniz. Bu birinci seçenek. 431 km'lik Bolu ve Gerede'yi geçip Eskipazar Karabük üzerinden Safranbolu'yu görerek, Bartın-Amasra yapabilirsiniz. Bu da ikinci seçenek. Üçüncüsü ise benim yaptığım gibi gezip görme amaçlı Akçakoca yönüne Düzce'den girip, Alaplı-Ereğli-Zonguldak-Bartın'dan Amasra'ya ulaşmak. Yeşil ve mavi renklerin hakimiyetindeki doyumsuz sahilleri seyrederek, görsel lezzeti büyük bir kıyı yolculuğu yapabilirsiniz. Yollar asfalt (bazı heyelanlı yerler topraklı) zaman zaman virajlı, bazen rampa, bazen dar. Trafik polisine hiç rastlamadım, araç trafiği de az. Bartın yüksek, Amasra inişi dik ve virajlı. Bakacak tepesi, gideceğiniz yerin tümüne hakim. Harita gibi her yeri görebileceğiniz bu seyir tepesinde otopark da bulunuyor. Ama siz Amasra'yı Kurucasile-Cide'ye doğru gidiyormuş gibi yapıp, karşıdaki ilk tepeden seyredin.
NE YENİR?
Yol boyunca çilek satanlara rastlarsanız kaçırmayın. Toplaması zahmetli, tadı ve kokusu harika bu minik çileklerden bir reçel yapın. Kaynatırken tüm ev, apartman çilek koksun. Amasra'da hafta sonu, yöresel ürünlerin satıldığı işporta tezgahlar kuruluyor. Burada köylülerin yaptığı peynir, yağ, ev reçelleri, yumurta ve yöresel otlar satılıyor. Amasra'da birçok balık restoranı var. Fakat "Canlı Balık" adlı restoran içlerinde en ünlüsü. Yöre halkı dahil herkes, "Kimse onların pişirdiği balığı pişiremez!" diyor. Merakıma yenilip daldım içeri. Salonda yer yok, isabet bahçede buyur ettiler, "olmaz" demedim. Yazın daracık kumsala da masa kurarlarmış. Küçük, liman manzaralı restoranda, servis hızlı hatta koşarak. Patron Celil Ayyıldız mutfaktan hiç çıkmıyor ve özellikle balıkları kendisi pişiriyor. Temiz pak giyinmiş, harlı ateşin başında açıya göre tavayla beraber sağa-sola yatıyor. Balık pişerken yağı azalta azalta alıyor. Tabağı tavaya kapatıp, ters-yüz ediyor ve tekrar yağ koyuyor. Balıklar tavadan yüzercesine, börek gibi çıkıyor ve çift tabakla servis ediliyor. Altın sarısı renginde, belli ki mısır unu...
NEREDE KALINIR?
Türkiye'de turizmin başladığı yer olarak bilinen Amasra'da 1940'lı yıllarda ev pansiyonculuğu ve çadırlı kampçılık gelişmiş. 1950-65'li yıllarda en çok turist çeken yer olmuş. Ege ve Akdeniz sahillerinin yollarının yapılması ve turizme açılmasıyla turist sayısında azalma olmuşsa da, Amasra kendini yeniden toplayıp Ankara-İstanbul başta olmak üzere özel araçla ve tur otobüsleriyle gelenlerin gözdesi olmuş. Yeni yapılan ve restore edilen otelleriyle yatak kapasitesi artan Amasra'da Nur Pansiyon, Paşakaptan Oteli, Çınar Pansiyon, Belvü Palas Oteli ve Timur Oteli var. Limana iki adımlık mesafede Çekiciler Sokağı başında önü araç parkına müsait olan Timur Oteli yılboyu açık. Kaloriferli, telefonlu, banyolu, TV'li küçük ama şirin odaları, temizliği, konuksever, güleryüzlü, saygılı personeli ve ekonomik fiyatlarıyla dikkat çekiyor. Otelde kalan aileler sabah kahvaltılarını yaparken, araçları pırıl pırıl yıkayıp hazır ediliyor.